Kaydet
a- | +A

İnsan, yaratılışı itibarıyla ihtiyaç sahibi bir varlıktır. Yeryüzündeki yolculuğu boyunca bu ihtiyaçlarını kimi zaman toprağı ekip biçerek, kimi zaman fabrikalarda çalışarak, kimi zaman ticaret yaparak karşılamıştır. Fakat asıl mesele ihtiyaçların karşılanması değil; ihtiyaçlara nasıl bir gözle bakıldığıdır.

Kimileri elindekine şükretmiş, ölçüyü korumuş, kanaati hayatının merkezine koymuştur. Kimileri ise “daha fazlası”nı hedef edinmiş; kazandıkça harcamış, harcadıkça daha fazlasını istemiştir. İşte tam burada, rakamlarla izah edilemeyen bir hakikat karşımıza çıkar: Bereket...

Bereket; sadece çokluk değildir. Bereket, azın yetmesi, az görünenin huzur üretmesi, bir lokmanın insanı doyurmasıdır. Miktarla değil, tefekkürle ilgilidir. Elinizde az olabilir fakat o az size yetiyorsa, kalbinizde bir eksiklik hissi bırakmıyorsa, işte orada bereket vardır.

Eskiden sofralar bugünkü kadar zengin değildi belki ama o sofralarda israf da yoktu. Bir avuç buğdayla yapılan yemek, bütün aileyi doyurur; sofradan kalkılırken “Elhamdülillah” denirdi. “Azıcık aşım, kaygısız başım” sözü tembellikten çok huzuru önceleyen bir hayat anlayışının ifadesiydi.

Bugün ise modern tüketim kültürü bizi başka bir yere taşıdı. Sahip olduklarımızla değil, sahip olamadıklarımızla meşgulüz. Evlerimiz dolup taşıyor ama gönlümüz boşalıyor. Masalar çeşit çeşit yemekle donatılıyor; fakat ruhlarımız aç kalıyor.

Zaman da bundan nasibini aldı.

Herkes “zaman yetmiyor” diyor. Oysa zaman aynı zaman… Gün yine yirmi dört saat. Değişen, bizim ona yüklediğimiz anlam. Seher vakitlerinin kıymetini bilenle sabahı öğlene kadar uyuyor olarak geçirenin zamanı bir olur mu? Zamanın bereketi süresinde değil, şuurlu kullanımındadır. Bu konuya yarın da devam edeceğiz...

Selman Devecioğlu

ŞİİR

Eprimiş günler

Toprak uyanır da ekin verirse bir gün,

Başakların boyun büktüğü yerde bekle beni.

Heybemin dibinde kalmış ziyan kokan sızıyla,

Kırağı tutmuş gözlerimi avuçlayıp geliyorum.

Yorgun, durgun, darmadağınım;

Bilinmez hangi sokağa düşer yarınım.

Bozkır ayazında kavak dibinde,

Kemiklerime yürüyen ince sızıyla,

Yırtık mektupları düğümlüyorum.

Eprimiş günler, ilmeği kaçmış kazak gibi,

Yama tutmuyor ömrüm,

Boynumda muskası kayıp bir yetim telaşı,

Herkes unutuyor ben hatırlıyorum.

Burcu burcu tüterse bir yerde reyhanlar,

Uğurlu dağlarına beni de çağır.

Çatlamış toprağın avuçlarından,

Sandık lekeli kilimlere türküler seriyorum.

Göçen kuşların ardından üşüyerek,

Tel örgülere takılmış heveslerimle,

Mevsimler kuruyor…

Düşen her yaprak, seni bana soruyor...

Mehmet Emin Gülicem

SAĞLIK OLSUN

OBEZİTE NEDİR?

“Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), obeziteyi “vücutta sağlığı bozacak ölçüde anormal veya aşırı yağ birikimi” olarak tanımlar. Bu normal kilonun %20’den fazlası demektir.

DSÖ, obeziteyi en riskli 10 hastalıktan biri olarak kabul etmektedir.

Obezitenin tanısında en yaygın kullanılan ölçüt ise, Vücut Kitle İndeksi (VKİ)’dir. VKİ, kişinin kilogram cinsinden ağırlığının, boyunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle elde edilir. Dünya Sağlık Örgütüne göre kişinin vücut kitle indeksi 18,5-24,9 arasında ise normal kiloda, 25-29,9 ise fazla kiloda, 30-34,9 arasında ide 1. derece obez, 35- 39,9 arasında ise 2. derece obez ve 40’ın üzerinde ise 3. derece (morbid) obez olarak tanımlanır. VKİ’nin yanı sıra bel çevresi, bel-kalça oranı ve vücut yağ yüzdesi de kullanılan diğer ölçütlerdir.” [www.turkiyehastanesi.com]

Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...