Bugün bir süt dişimi çektirdim. Normal şartlarda bu cümlenin bir köşe yazısına konu olması beklenmez. Sonuçta süt dişi dediğimiz şey çocukluğun doğal bir parçasıdır; vakti gelince düşer, yerini kalıcı dişlere bırakır ve hayat yoluna devam eder. Çocuklar için küçük bir olay olan bu süreç, yetişkinler için çoğu zaman hatırlanmayan bir ayrıntıya dönüşür.
Fakat benim hikâyem biraz farklıydı. Çünkü çekilen diş, çocukluk yıllarında düşüp gitmesi gereken bir süt dişiydi ve tam kırk yıl boyunca benimle yaşamıştı.
Hekim koltuğunda geçen birkaç dakikalık işlem sona erdiğinde ağzımdaki boşluktan çok içimde oluşan boşluğu hissettim. Dilim sürekli eksilen yeri yokluyordu. Fakat yokluğunu hissettiğim şey yalnızca bir diş değildi. Sanki yıllardır fark etmeden taşıdığım bir hatıra yerinden sökülmüş, çocukluğumun son muhafızı sessizce görevini tamamlayıp ayrılmıştı.
İnsan hayatında bazı nesneler vardır ki değerleri maddelerinde değil, taşıdıkları hatıralardadır. Sararmış bir mektup, eskimiş bir oyuncak, bir fotoğraf albümü ya da yıllarca saklanan bir mendil… Onlar sıradan eşya olmaktan çıkar; zamanın içinden süzülüp gelen sessiz tanıklara dönüşürler.
Benim süt dişim de meğer böyle bir tanıkmış. Onunla birlikte birden çocukluğumun koridorlarında yürümeye başladım. Annemi düşündüm.
Çocukluk denildiğinde çoğumuzun aklına oyuncaklar, okul günleri veya mahalle arkadaşları gelir. Oysa insanın ilk dünyası annesidir. İlk güven duygusu, ilk sığınak, ilk teselli ve ilk merhamet anneden öğrenilir.
Bir çocuğun dişi çıkarken duyduğu acı da sallanan dişinin verdiği tedirginlik de çoğu zaman annenin şefkatiyle hafifler. Gece boyunca başında bekleyen, yanağını okşayan, korkusunu dağıtan odur... Yarın da devam edelim mi bu konuya? Teşekkür ediyorum.
Selman Devecioğlu
ŞİİR
Nefs
Çıkar mı bu işten de sana bir paye
Buluttan nem kaptın olur mu sana saye
Almazsın hiçbir sözü, nasihati kaale
Ezelî düşmanım nefsi emmare
Ey beni kınayan kirli ayna
Geceyi bekleme çekmek için hesaba.
Uyandır beni zelil uykularımdan
Levvame gönlümdür beni çağıran.
Kavgalı bir seyyahım zamanın nehrinde
Uzak bir ülküdür mülheme sadrımda
Aşkının cevriyle bin bir kulaç atsam da
Boğulmadan hiç çıkılmıyormuş yüze.
Rabia Özen
TARİHTEN BİR YAPRAK
NUMAN PAŞA (Köprülüzâde); Osmanlı Devleti sadrazamlarından. Şehit Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa’nın büyük oğludur. Başarılı vezirlerdendir. 1696’da İkinci Avusturya Seferine katıldı. 1700’de altıncı vezir olarak Dîvân-ı Hümâyûna girdi. 1701’de Erzurum valiliğine, 1702’de Daltaban Mustafa Paşa’nın veziriazam olması dolayısıyla Anadolu valiliğine getirildi. Ağrıboz (Eğriboz) muhafızlığı ile Kandiye ve Bosna valiliklerinde bulundu. 1710’da İkinci Mustafa Hanın kızı Ayşe Sultanla evlendi. Aynı yıl Çorlulu Ali Paşa’nın yerine veziriazam oldu. Ancak Numan Paşanın şöhreti dolayısıyla Anadolu ve Rumeli’den birçok dâvâ sâhibi haklarını almak için İstanbul’u doldurdular. Bu karışıklıklar sebebiyle altı ay kadar sonra azledilerek yeniden Ağrıboz muhafızlığına gönderildi. 1718 Ağustos’unda Girit valiliğine getirilen Numan Paşa Şubat 1719’da Kandiye’de vefat etti. Divan Yolu'ndaki Köprülü Türbesine defnedildi.

