Hayat dediğimiz bu uzun yolculukta, bazen hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkan kapılar, kurduğumuz tesadüf cümleleri ve yolumuzun kesiştiği insanlar... İnsan durup düşünüyor; bütün bunlar birer tesadüf mü, yoksa kaderin ilmek ilmek işlediği bir nasip mi?
Modern dünya, her şeyi mantık çerçevesine oturtmaya, her olayı bir sebep-sonuç ilişkisiyle açıklamaya çalışıyor. Ancak kalbin derinliklerinde hissedilen o "tevekkül" duygusu, hiçbir matematiksel hesaba sığmıyor. Bir sabah evden çıkarken unuttuğunuz bir anahtar, belki de o an karşılaşacağınız bir trafik kazasından sizi alıkoydu. Peki, bu bir şans mı, yoksa daha büyük bir hikâyenin parçası mı?
Kelimelerle ifade etmesi zor bir bağdır bu. "Tesadüf" dediğimiz şey... Bir kitapçıda elinize aldığınız kitabın tam da ihtiyacınız olan sayfasını açmanız, uzun zamandır görmediğiniz bir dostunuzu tam da onu özlediğiniz gün sokakta görmeniz... Hepsi, evrendeki o büyük kudretin birer nişanı...
Nasip, insanın elinden geleni yaptıktan sonra, sonucu başka bir iradeye bırakmanın huzurudur. Tesadüf ise insanın kısıtlı görüş açısıyla olaylara verdiği isimdir.
Hayatımızdaki kırılma noktalarına baktığımızda, en önemli kararlarımızın genellikle mantıktan ziyade o anki "hislerimize" dayandığını görürüz. İşte o hisler, bizi nasibimize götüren pusuladır. Bazen "iyi ki olmadı" dediğimiz bir şeyin, aslında çok daha büyük bir hayra kapı araladığını yıllar sonra anlarız.
Sonuç olarak; tesadüf diye bir şey yoktur, nasip vardır. Her karşılaşma, her ayrılık, her hüzün ve her sevinç birer harftir. Bizler de bu harfleri birleştirerek kendi hikâyemizi oluşturuyoruz. Önemli olan, yaşananların birer "rastlantı" olmadığını bilip hayatın her karesinde gizli olan o ince manayı okumaya çalışmaktır.
Zeynep Hazal Miliç-Samsun
ŞİİR
Buna can mı dayanır?
Düştüm yârin eline, düştüm âlem diline
Âşık oldum bir kere, buna can mı dayanır?
Hazana döndü gönlüm, sararıp soldu ömrüm.
Hikâyem dinle sözüm, buna can mı dayanır?
Hazanda gazel oldum, gül'düm sararıp soldum.
Derdi belayla doldum, buna can mı dayanır?
Deryada susuz kaldım, aşkınla pişip yandım.
Sahrada nefes aldım, buna can mı dayanır?
Gel dedin geldim sana, sırtını döndün bana.
Aşkınla kıydın cana, buna can mı dayanır?
El ettin tamam sandım, tatlı sözüne kandım.
Uykusuz gözle andım, buna can mı dayanır?
Bendeki senle koştum, sendeki benle coştum.
Küsmesen öyle hoştum, buna can mı dayanır?
Yıldızlar şahit bana, canımı sundum sana.
Bakmazsın benden yana, buna can mı dayanır?
Gözlerin aklım aldı, sözlerin kalbim çaldı.
Bir umut aşkta vardı, buna can mı dayanır?
Nazına alışmıştım, toprağa karışmıştım.
İnandım barışmıştım, buna can mı dayanır?
Postacı haber verdi, gelecek, inan derdi.
Umudum sona erdi, buna can mı dayanır?
Şarkılar ağladılar, aklımı dağladılar.
Gönlümü bağladılar, buna can mı dayanır?
Çocuklar deli diyor, kafayı yedi diyor.
Haydi git, haydi diyor, buna can mı dayanır?
Mecnun'a akıl sordum, Kerem’i çokça yordum.
Kalmadı yerim yurdum, buna can mı dayanır?
Kendime geçmez sözüm, başkasın görmez gözüm.
Bakacak yoktur yüzüm, buna can mı dayanır?
Birisi haber verse, aşkını gördüm dese.
Verirdim, binbir kese, buna can mı dayanır?
Beklerken hayat bitti, umudum sende bitti.
Acizim ah vah etti, buna can mı dayanır?
Aciz Sultan-Abdurrahman Gök

