Kaydet
a- | +A

Bizi asıl amacımızdan, işimizden alıkoyan ve gözümüze perde indiren bu ithal kültür pınarının zehirli ve kirli suları Osmanlı Devleti'ni nasıl asıl değerlerinden ayırmış ve yıkmayı başarmış ise bu menfaatçi ve hodkâm, bencil bireyler oluşturma konusunda gençliği zehirlemeye devam ettiği bir gerçektir.

Lakin birçok şeyi bildiğimiz hâlde nefislerimize laf geçirememe hâlini de itiraf etmeliyiz. Yine çoğumuzun istediğini kolayca elde ettiği şu devirde, çabucak değerinden vazgeçtiğimiz eşyaların hep bir yenisini ve pahalı markalısını istediğimiz de bir o kadar gerçek değil mi? Ne var ki vakit geçtikçe istediklerimizin olduğunu ama mutluluğumuzun azaldığını hissederiz. Kaliteli görünen ancak sadece ucuz etiketten ibaret rakipler seçerek aslında kendimizi tüketim yarışının içinde buluruz. Fakat şu da bir teselli kaynağıdır ki artık dünümüzü bugünümüzü sorgulamaya başladık. Şöyle ki, her şey gibi bu hevesin de geçici olduğunu bilerek, bizi biz yapan değerleri araştırmaya yöneliriz. Sonrasında bu durumdan sıkılmaya, aklıselim düşünmeye ve yaşamaya başlayıp öncelikle kalbimizin ferahladığını duyarız. Daha öncesinde yaşadığımız tüm saçmalıkları bir kenara bırakarak mal ve mevki sahipliğindeki asıl kaliteyi insanın aklında ve kalbinin temizliğinde aramaya başladığımızı sezeriz.

Maksudumuzun mabut olmaması için de kendimizi bu boş işlerden sakınarak aklımız ile nefsimizi yarıştırırız. Sonucunda işlediğimiz çoğu hatanın nefse bağlı olduğunu ve bizi kurtaracak olan şeyin sadece akıl sahipliliğinde vaki olanı düşünürüz. Ancak doğruları öğrenip yaşamak için kendi kafamızla aklımızı zorlamakla bizi felakete götüreceğini de biliriz.

Bu yüzden uygulayacağımız ahkâm-ı islamiyye’nin kuralları ile bizi en doğru yola çıkarması, rahatlık içinde yaşamamızdan ayan olacaktır...

            Merve Tekin

ŞİİR

          Akıl ermez

Akıl ermez şu faninin işine

Azgın nefis gemi azıya binmiş

Ecel bakmaz hiç kimsenin yaşına

Bir bakmışsın sultan tahtından inmiş

Mal toplayıp benim dedin hep bunlar

Afyon gibi uyutulmuş hap bunlar

Dolmadan boşalan birer kap bunlar

Pervane ateşin, aşkına yanmış

Dünyanın ahvalin, tanıyan azmış

Hedefsizce yemiş, içmiş ve gezmiş

Unutmuş sonunu yolundan azmış

Göz kapalı, dolap ardınca dönmüş

Üç-beş günlük ömre, bin günlük azık

Gayrıya sermayen olacak yazık

Ameller özürlü, niyetler bozuk

Hafif bir rüzgârla, çırağın sönmüş

Hani nerde, murat ettiğin nerde

Cennet arzularsın, yattığın yerde

Bir hayal peşinde gittiğin gör de

Çöldeki serabı, su buldum sanmış

Sona geldin, koşar iken hız ile

Tükendi mevsimler, uzun yaz bile

Kışı geçtik, bahar ve güz nafile

Yeni bir baharı, gözleyen kanmış

     İbrahim Saygılı/Kahramanmaraş

MERAKLI BİLGİ

JÜBİLE: Bir mesleğin veya önemli bir olayın yirmi beşinci veya ellinci yılını başarıyla bitirmiş olanların, onuruna yapılan tören veya etkinlik. Jübile kelimesi İbranice “İobel” veya “yobel” kelimesinden alınmıştır. Anlamı da “koç boynuzu” demektir. İbranilerin, inanışlarına göre her 50 yılda suçları bağışlanır, böylece tam bir sükûn ve dinlenme yılına girilir. Bu yıl, koç boynuzundan yapılma borularla ilan edilir. Yahudilerde ise 50 yılda bir jübile ile borçlar affedilir; köleler, esirler azad edilir; inanışlarına göre Roma’ya gelenlerin bütün günahları affedilir. Hıristiyanlarda da 50 yılda bir jübile yapmak gelenek hâlini almıştır. İnanışlarına göre Roma’ya gidenlerin kilisece günahlarının tam olarak bağışlandığı imtiyaz yılı ve bağışlama yılı olduğu kabul edilir. Yahudilik ve Hıristiyanlıkta böyle uzun bir tarihe sâhip jübile, ülkemizde de hayat ve meslek yılları için kullanılmaktadır. Özellikle belli bir süre sporla uğraşanları uğurlamak için yapılması âdet hâline gelmiştir.

ATASÖZÜ

Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz...