Kaydet
a- | +A

Yazar Samiha Ayverdi'nin dün naklettiğimiz tarihî sözleri bize bir sorumluluk yüklemekte değil midir?

Dilimize lisanımıza yapılan her türlü saldırı esasında bizi köklerimizden koparmak için harcanan bir çaba değil midir? O hâlde bu çirkin gayelere rağmen hayatta kalma mücadelesi veren Türkçemize en az tahrifat yapmak isteyenler kadar bizlerin de sahip çıkması gerekmez mi?

İşte yazar bizim bu konuda mesul olduğumuza işaret etmektedir.

Şuurlu birer vatandaş olarak, dilimize karşı yapılan suni müdahalelere kayıtsız kalmamalıyız.

Bir milleti oluşturan ve içtimai malumatların nizamını belirleyen yani sosyal gelişmelerin kurallarını belirleyen dilimizdir. Bireyin ferdin hayatını idame ettirebilmesinin yegâne güvencesinin de esasında dil olduğu bilincine vakıf fertler olarak yetişmeliyiz.

Zira kaybedilen her kelimemiz, hangi medeniyetten olursa olsun, dimağlarımızda yok olan bir fikrin de yok olması anlamına geldiğinin idrakinde olmalıyız.

Maalesef ki, son zamanlarda, sosyal mecraların hâkimiyetiyle beraber kaybettiğimiz kelimelerin somut izleri de, aheste aheste tahrif edilmeye başlamıştır. Bu suni hadiselerden sonra, Türkçemize kasti yapılan zulümlere karşı muhtelif tedbirler almak zorundayız. Evvela Türkçemizi iyi öğrenmeli, bilmediğimiz kelime ve mefhumlar için lügatimize yani sözlüklerimize bakmalı onlarla meşgul olmalı, yazarken ve konuşurken dilimizin bu hususlarına riayet etmeliyiz. Biz de bu yazımızda mümkün olduğunca edebi lisan kullanmaya bu sebeple gayret ettik. Belki bilinmeyen bazı kelimeleri anlamak için de olsa sözlüğe bakarsınız diye…

Bütün hayatımızın idamesinin ve icrasının muamma kahramanı olan lisanımıza sahip çıkmak için gayret sarf etmeliyiz. Suni kelimeleri kullanmamaya gayret etmeli, sokak ve dükkânlarımızın isimlerinin Türkçe olmasına özen göstermeli, sosyal mecralarda iletişim hâlindeyken kelimelerimizi aslına uygun olarak kullanmalı ve muhakkak kıymetli dinî, edebî, tarihî ve sanat eserlerimizle vaktimiz olduğu müddetçe meşgul olmak suretiyle muhayyilemizin ve fikirlerimizin yek anahtarı olan dilimizi geliştirmeliyiz. Kadim mirasımız, dilimizdir.

           Cüneyt Akçatepe-Türk Dili ve Edebiyatı Öğrencisi

 

 

 

 

ŞİİR

 

   YALAN OLDU DÜNYA

 

Yaşadık bilemedik

Ne güzelmiş geçen günler

Şimdi parkta çocuklar yok

Sokaklar bomboş

Bitti hayale sığmayan hayaller

Yalan oldu dünya

Yalan oldu yaşamak

 

Şimdi camiler mahzun

Minareler boynu bükük

Ezanlar buruk

Acı acı okunur salalar

Saflar garip

Tabutlar sahipsiz

Ölüm soğuk, toprak soğuk

Yalan oldu dünya

Yalan oldu yaşamak

 

Ne umuttur düşünmek

Ne hayattır gülmek

Bozuldu zembereği zamanı

Tat tuz yok aldığımız nefeste

Ölüm geliyor aheste aheste

Yarın diye bir şey yok

Güneşin doğacağı yalan

Yalan oldu dünya

Yalan oldu yaşamak

 

Gözyaşları düğüm düğüm

Gelmesiydi böyle ölüm

Yok artık bu dünya gülüm

Zor böyle eli böğründe beklemek

Kapının ne zaman çalınacağı belli değil

Yalan oldu dünya

Yalan oldu yaşamak

 

Bebekler gülmüyorsa

Çocuklar koşmuyorsa

Heyecandan atmıyorsa kalpler güm güm

Yoksa düğünlerde telli duvak

Damat nerde gelin nerde belli değil

Yalan oldu dünya

Yalan oldu yaşamak

 

Uçurtmalar sahipsiz

Mavi gök hüzünlü

Bulutların iki gözü iki çeşme

Küskün açar çiçekler

Vızıldamaz arılar bu baharda

Belli ki kelebekler de küsmüş

Her şeyin sonu ölümmüş

Yalan oldu dünya

Yalan oldu yaşamak

          Faruk Gökcan-Emekli Edebiyat Öğretmeni

ÖNE ÇIKANLAR