Kaydet
|

İnsan, yolunu yürürken değil; yol çetinleştiğinde tanınır. Zira rahat zamanların cesareti kolay, darlıkların sabrı zordur. Asıl hüner, herkesin sustuğu yerde hakkı söylemek; herkesin eğildiği yerde istikamet üzere durabilmektir.

Bugün dünyanın en büyük ihtiyacı belki de yeni sözler değil, eski hakikatleri yeniden hatırlayacak gönüllerdir. Edep, sadakat, merhamet, vefa... Bunlar bir milletin yalnızca ahlâkı değil, mayasıdır. Kökünden kopan dalın yaprağı çok olsa ne fayda? Gölgesi vardır belki, fakat meyvesi olmaz.

Bize düşen; gösterişin değil samimiyetin, öfkenin değil merhametin, kalabalığın değil hakkın tarafında olmaktır.

İhlas, alkış beklemeden iyilik yapabilmektir.

Edep, gücün olduğu hâlde incitmemektir.

Vefa ise kapılar kapandığında bile gönülden silmemektir.

Dünya gelip geçicidir. Makam da şöhret de alkış da... Bugün insanların dilinde olan yarın unutulur. Fakat güzel ahlâkla bırakılan bir iz, sahibinden sonra da yürümeye devam eder.

Öyleyse ey gönül; kendine bir yol seç ve o yolda sağlam dur. Her rüzgârda yön değiştirme. Her söze gönül verme. Her parlayanı hakikat, her kalabalığı doğru sanma. Zira yolun doğruluğu, yürüyenlerin çokluğuyla ölçülmez.

Hakikat bazen bir avuç insanla taşınır; fakat samimi bir gönül, koca bir kalabalığa bedeldir.

Rabbimiz bizleri sözü güzel, niyeti hâlis, ameli salih kullarından eylesin. Gönlümüzü hakikatten, dilimizi doğrudan, adımlarımızı istikametten ayırmasın. Bize emaneti ehline teslim etmeyi, doğru bildiğimizden dönmemeyi ve ardımızda hayırla anılacak bir iz bırakmayı nasip etsin.

Zeynep Hazal Miliç-Samsun

ŞİİR

Göze gelen aşk

Yaşlanır mı bilmem, gözlerken yolu,

Aklımı alan şu kara gözlerin?

Merhamet eyle de affet bu kulu,

Bari yarasını sara gözlerin.

Giderken bir tas su dökersin diye,

Arkama bakmadım, özlersin diye...

Şimdi bu yabancı duruşun niye,

Bakmadı mı ardım sıra gözlerin?

“El âlem unutur" derdi, gülerdim,

Kavuşuruz diye hayal kurardım.

Bir bayat ekmeğe soğan kırardım,

Alışık değilmiş dara gözlerin.

Şimdi geçtiğimiz tüm sokaklara,

Bir bir uğruyorum, gönlümde yara.

Çekip gittin bir bilinmez diyara,

Hesabını sana sora gözlerin.

Ağlamak ne çare, gelir mi geri?

Kırk yıllık mazinin yanık eseri...

Sen hanımefendi, bense serseri,

Gıyabî’yi attı kora gözlerin.

Mustafa Özkahraman

DUYGU DAMLASI

İNSANA MI ÖZEL: Bir programda konuşmacı, bir başka konuyu anlatırken “yüksek tansiyon” lafı geçince “benim de tansiyonum yüksek. Ben de yüksek tansiyon hastasıyım. Herkeste var. Yüksek tansiyon hastası olmayan yok ki” gibi bir şey söyledi. Aklıma geldi, bu beyefendi bunu söylerken kendisi için de dâhil şöyle bir soruyu niçin sormuyordu ki; Bir ülkede herkes yüksek tansiyon hastası ise bu bir sorun değil midir? Herkes nasıl yüksek tansiyon hastası olabilir? Oluyorsa bunun bir çözümü yok mudur? Sadece tansiyon ilaçları çözüm müdür? Şöyle bir doğaya bakıldığında doğadaki canlılar da can taşımıyor mu? Onların da kalbi onların da damarları yok mu? Birçok insan için araştırmada kobay olarak hayvanlar kullanılmıyor mu? Öyleyse doğada yaşayan koyunların, ineklerin, kedilerin köpeklerin aslanların kaplanların vb. yüksek tansiyonu oluyor mu? Oluyorsa onlar nasıl bir ilaç kullanıyor? Olmuyorlarsa onlar niçin tansiyon hastası olmuyor? Bu nasıl bir şey ki sadece insanlar yüksek tansiyon hastası oluyor? Yoksa bu tansiyon sadece insana özel bir dert mi? [Müberra Toygun]

Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.