Kaydet
|

Bir evin içinde herkes Türkçe konuştuğu hâlde, insanlar birbirini neden anlayamaz? Anne başka bir dilden, baba başka bir dilden, evlat ise bambaşka bir dilden konuşuyor gibidir. Kelimeler aynıdır fakat gönüllere ulaşan manalar farklıdır.

Anne veya baba daha sözünü tamamlamadan evlat “Of!” diyerek tepki gösteriyor. Evlat bir düşüncesini anlatmaya başlayınca bu defa anne ve baba “Sen bilmezsin, sen anlamazsın, sen yapamazsın” diyerek sözünü kesiyor. Böylece kimse kimseyi dinlemiyor; herkes yalnız kendisinin anlaşılmasını bekliyor.

Tahammül azalmış, sabır taşmış; sözler sel olup gönülleri önüne katmış götürüyor. İnsanlar konuşmayı unutmakla kalmamış, konuşurken kullanmaları gereken lisanı da kaybetmişler. Aynı evin içinde, birbirinin dilini bilmeyen kabileler gibi yaşamaya başlamışlar.

Hâlbuki bazı ailelerde hâlâ saygı ve muhabbet devam ediyor. Çünkü onlar yalnız aynı kelimeleri değil, aynı gönül lisanını kullanıyorlar. Birbirlerinin sözünü kesmeden dinliyor, anlamadan hüküm vermiyor ve her anlaşmazlıkta karşı tarafı suçlamak yerine önce kendilerine bakıyorlar.

Askerlik yıllarında bir arkadaş, çavuşuna hitaben şöyle demişti:

“Biz hata yapabiliriz. Doğruyu sizden öğrenecek ve size soracağız. Bunun için sizin yanlış yapma lüksünüz yok. İçimizde doğru duran biri olmalı ki ona bakıp kendimizi düzeltelim.”

Bugün ailelerin ve toplumun en büyük ihtiyaçlarından biri de budur... Hata yapıldığında başvurulacak doğru bir ölçü ve sözüyle davranışı birbirini tamamlayan güvenilir insanlar…

Herkes başkasından şikâyet ediyor fakat pek az kişi kendisine bakıyor. Oysa önce sözde birleşmeden gönülde, gönülde birleşmeden de davranışta bir araya gelmek mümkün değildir.

Öyleyse ilk adımı karşı taraftan beklememeli. Anne evladını, evlat anne babasını dinlemeli; herkes önce kullandığı dile ve kendi davranışına bakmalıdır. Çünkü bir aileyi aynı çatı altında tutan duvarlar değil, aynı gönül lisanıdır.

Hüseyin Demir

ŞİİR

Dert köşe

Taşa ektiğim gülleri,

Sulamadım hayli zaman.

Taşlaşmış gönüllüleri,

Silemedim hayli zaman.

Yâr belledim gülenleri,

Ardım sıra gelenleri,

Dost kisveli yılanları,

Bilemedim hayli zaman.

Fena oldum bir yürekte,

Koydu aslımı firakta,

Astım benliği direkte,

İnemedim hayli zaman.

Uzak durdum masivaya,

Gülemedim gül simaya,

Geleli dâr-ı dünyaya,

Gidemedim hayli zaman.

Gıyabî, aklın başa al,

Ol Cinan’da bir köşe al,

"Ne buldunsa üç beşe al,"

Diyemedim hayli zaman.

Mustafa Özkahraman

ESKİMEZ KELİMELER

ÇETREFİL: 1. Anlaşılması, çözülmesi güç, karışık. 2. Telaffuzu güç (dil, kelime.) 3. Yanlış ve bozuk bir şive ile konuşulan, yapı kurallarına aykırı kullanılan (dil).

MUKADDERAT: 1. Ezelde Allah tarafından belirlenip takdir edildiği için meydana gelmesi kaçınılmaz ve karşı konulmaz olan şeyler, başa gelecekler, alın yazısı, yazgı, kader. 2. Fıkıhta, Kile, tartı, ölçü ve sayı ile belirlenen şeyler.

TECELLİ: 1. Görünme, belirme, görünür olma, zuhur etme. 2. Bir şeyin gerçekleşmesini isteme, dua, niyaz.

TEMENNİ: 1. İstek, dilek, talep.

ŞAYAN: Lâyık, değer, yakışır.

MÜTEFERRİK: 1. Birbirinden ayrılmış, dağılmış. 2. Çeşitli, muhtelif.

MEFTUN: 1. Büyülenmişçesine tutkun, vurgun olan (kimse), âşık. 2. Çok beğendiği bir şey önünde şaşırıp kalan, şaşkına dönen (kimse), şaşkın, hayran

MUKAVEMET: Karşı koyma, boyun eğmeme, dayanma, direnme, direniş. Mukavemet etmek (göstermek): Karşı koymak, boyun eğmemek, dayanmak.

Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.