Kaydet
|

Şu içine düştüğümüz duruma bakar mısınız?

Bir tarafta düşük gelirle zar zor geçinmeye çalışan insanlar…

Diğer tarafta, milletin elindeki-avucundakini hileyle almaya çalışan haydutlar…

Birileri hayatı boyunca asla yiyemeyeceği paraları milyar milyar istiflerken ve öğrendiği kurnazlıklarla garibanın cebindekini daha fazla nasıl çalabileceğini hesaplarken…

Öbür tarafta büyük çoğunluk, doymak bilmeyen arsız hırsızlardan, dolandırıcılardan, vurgunculardan nasıl korunacağını hesaplama derdinde.

***

Çiftçiden aldığını 3-5 kat pahalı gösteren, bununla kalmayıp şirketten şirkete devirle fiyat şişirerek milleti soyanlara bakıyorsunuz, devasa varlık sahibiler, ama doymamışlar.

Marketlerde kartel oluşturup inanılmaz kârlar açıklayanlara bakıyorsunuz, asla durmuyorlar.

Fon adı altında borsada milleti tokatlayan, yatları-uçakları olan tıfıl oğlanlara bakıyorsunuz, hiç hesap veremeyecekmiş gibi davranıyorlar.

Vatandaşın ‘belediyeyi yönet’ diye yetki verdiklerine bakıyorsunuz; milyarları cebe indirmişler, lakin pişkin pişkin yaptıklarını savunuyorlar, -hatta hırsızlıklarını siyasi mesele gibi gösterip, bir de taraftarlarını sokağa dökmeye yelteniyorlar-.

Dinî faaliyet adı altında karşılıksız para toplayanlara bakıyorsunuz, yurt dışına devasa paralar kaçırıyorlar.

Aileleri parçalayan, yüzlerce kişiyi intihara sürükleyen sanal kumarcılara bakıyorsunuz, haram milyarlarıyla büyük iş adamı pozunda arzıendam ediyorlar.

Bunun terörü destekleyeni var, yoksul çocuklarını kandırıp sokak çeteleri kuranları var…

Zar zor geçinebilen milletin hesabındaki üç-beş kuruşa bile göz diken, onunla da yetinmeyip hesabından kredi çekerek yıllarca bu parayı faiziyle ödeten sanal dolandırıcıları var…

Kötülüğün kartopu gibi büyüdüğü bir zaman dilimine denk geldik sanki.

Şundan 30 sene evvel 500 bin dolarlık İSKİ skandalı koskoca SHP’yi tarihe gömmüştü…

Şimdi en az 5 milyar doları iç edenler, yeni partilerini iktidara taşımaktan bahsediyorlar!

***

Fırsatını bulanın cebini doldurmaya baktığı bu tablo, -şucu, -bucu demeye gerek bıraktırmayan toplumsal bir çöküşün işareti.

Geçenlerde bir çiftçi anlattı; tarlasından topladığı domatesi pazarcı komşusuna 6 liraya vermiş. Pazarcının o domatesi 50 liraya sattığını öğrenince “Hiç mi Allah’tan korkmadın? Senin kazancın haram” deyip, parasını almamış.

Gidip o pazarcıyla konuşsak, eminim hiç kendi yaptığını görmeden, yukarıda anlattığım sahtekârlıklardan şikâyet edecektir (!)

İşte meselemiz bu riyakârlık, ahlaksızlık ve ikiyüzlülük.

“Allah’tan korkmak” deyince aklıma geldi; toplumdaki bu ahlaki çöküşü dine ya da dinsizliğe bağlamak da ayrı bir mesele.

Keşke dinimizin kurallarına tam uysak, bu soyguncuları konuşur muyuz?

İslamiyet’in bütün emirleri, yasakları, kaideleri ortadadır; tamamı insanlığın ve toplumların yararınadır.

Sadece ‘kul hakkını’ bilen ve bundan korkan şu yukarıda saydıklarımın hangisini yapabilir?

Dindar görünüp, dinin emirlerinin tam zıddını yapanlar nasıl İslamiyet ve Müslümanlar adına ölçü kabul edilemezse, İslam karşıtı yahut hiçbir inancı olmayanların ahlaklı davranması da İslamiyet’e karşı bir tez oluşturmaz.

Mesela Japonlar Müslüman değil, Şintoizm ve Budizm’in harmanlandığı bir inanca sahipler. Sonsanız çoğu ‘dinsizim’ der hatta. Fakat geleneksel olarak tabiata, insana, atalarına ve ülkelerine saygıyı din gibi içselleştirmişler.

Bunları küçük yaşlardan itibaren çocuklarına öğretmişler ve böylece nesilden nesile bozulmadan gelmişler.

İnsani hasletlerine bakın, çoğu İslamiyet’in emrettiklerinin tam karşılığıdır, sadece Müslüman değiller.

***

Yani, İslam inancı dışındaki toplumların ‘ahlaklı’ davranması, İslamiyet’e karşı ölçü olmaz, sadece İslam dinine sahip olmasalar bile, Cenab-ı Allah’ın koyduğu kaidelere uydukları için kötülükten uzak kaldıklarını gösterir.

Ya biz?

Dindar kimliğe sahip olduğunu yahut din adına hareket ettiğini iddia edenlerin ne yaptığını da görüyoruz, dine uzak duranların da…

İlla dine bağlı bir ölçü istiyorsak, bu ahlaki çöküntünün Türkiye’de dindarlığın arttığı ya da azaldığı dönemlerdeki istatistiklerine bakarak belki bir fikir edinebiliriz.

Araştırma şirketlerinin anketlerine bakarsanız, Türkiye’de “dindarım” diyenlerin oranı yıldan yıla azalmakta. KONDA’ya göre 2025’te yüzde 46’ya düşmüş.

Belediyelerdeki büyük vurgunları ve ahlaksızlıkları savunan Batıcıların nefret ettiği Osmanlı dönemini ise dönemin Avrupalıları kayda geçirmiş.

Misal…

9 sene Osmanlının payitahtında yaşayan Fransız hekim A. Brayer ile Osmanlı coğrafyasında gözlemler yapan İngiliz aristokrat Lady Mary Wortley Montagu, dükkânlar açık bırakıldığı hâlde mal çalınmadığını, hırsızlık ve yalancılığın çok nadir görüldüğünü, Osmanlıda asayişin Avrupa'dan üstün olduğunu, imrenerek, övgü dolu cümlelerle yazmış.

Anadolu'yu ziyaret eden Fransız yazar Jacques de Villamont, seyahatnamesinde, Osmanlı toplumunun ahlakından, adaletinden ve geleneklerinden övgüyle bahsetmiş.

Sadece bunlar mı?

Değil elbet.

Fransız yazar, şair, politikacı La Martine, dürüstlük ve emanetin Türkler için ne denli önemli olduğunu “Hile ve dolandırıcılık Türk tüccarı ve esnafınca meçhuldür. Emanete hıyanet Türklerce korkunç bir şeydir. Halk tabakaları çok dürüsttür. Çocuklar da çok dürüsttür. Sokakta bir şey bulan çocuk derhâl sahibini aramaya başlar” sözleriyle ifade etmiş.

Başkaları da var.

  • Fransız seyyah Corneille le Bruyn: Türklerin biz Hristiyanlardan çok fazla hayır eseri yaptırdıkları inkâr edilemez. Hristiyanlar ve Musevîler de Müslümanlar gibi bundan faydalanırlar. Bir zengin hacca, yanına birkaç yoksulu alarak gider ve onun her türlü masrafını öder. Çok zengin Türk tacirler vardır ki, fukara babasıdır. Böyle çok zengin bir Türk tacir ile beni konsolos Torelli tanıştırdı. Adam 84 yaşında idi. Yılda 10.000 altın zekât veriyordu. Yaptığı hayratın ise hesabı yoktu.
  • İngiliz yazar T. Thornton: Türkler ağırbaşlı, düşünceli, vakur, nazik, heybetli bir millettir. Gürültü ve şamatadan nefret ederler. Sessizlikten çok hoşlanırlar. Erken yatıp namaz için gün doğmadan kalkarlar.
  • İngiliz kadın seyyah Lady Craven: Türklerin, biz kadınlara muameleleri, bütün milletlere örnek olmalıdır. Sokaklarda kadın, en küçük saygısızlık görmez.
  • Fransız seyyah Ubicini: Türkler, kâinatın en kibar milletidir. Muhteşem şekilde zarif ve nazik insanlardır.
  • Fransız kökenli Osmanlı subayı Comte de Bonneval: Türkler vaatlerine ve yeminlerine mutlak sadakat gösterirler.
  • Ermeni rahip Simeon: Türkler, çok hayırsever bir millettir. Çeşmesiz sokak yoktur. Hepsi hayrattır. Köylerde, yol üzerinde, hatta çöllerde çeşme yaptırmışlardır.

***

İşte, pişkin hırsızların düşman olduğu, tarihimizde yok saydığı Osmanlı döneminin Türk toplumu hakkında Avrupalıların tarihe düştüğü notlar… Ve bugün içine düştüğümüz durumdan dolayı Japonlara bakıp imrendiğimiz günümüz Türk toplumunun hâli.

Bu çöküşe, kaybettiğimiz neyi bularak engel olabileceğimiz belli değil mi?

Yücel Koç'un önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.