Ben Y kuşağıyım. 80'lerde ve 90'larda çocukluğunu yaşamış; internetin, akıllı telefonların olmadığı o çağda sokakta oynayıp, kaset dinleyerek, göz göze ve yürek yüreğe iletişim kurarak büyümüş bir neslin ferdiyim. Günümüzün dijital dünyasına, hızla akan hayatına ve teknolojisine elbette adapte olabiliyoruz. Ancak biz, çocukluğumuzdaki o daha yavaş, daha samimi dönemi bire bir hatırlayan ve yetişkinliğini tamamen dijitalleşmiş bir dünyada kuran son kuşağız. Ne mutlu ki hem analog hem dijital dünyayı çok iyi bilen bir köprü nesliyiz.
Geçmişe duyduğumuz özlem, günümüzü anlayamamaktan değil; o günlerin lezzetini ve sadeliğini yaşamış olmamızdan kaynaklanıyor. Eskiden imkânlar kısıtlıydı ama mutluyduk. Eşya kıymetliydi o zamanlar. Ama kıymetli olan eşyanın kendisi değil, ona yüklediğimiz duygulardı.
Çocukluğumuzda evimizdeki tek ekran televizyondu. Kanaldan ekrana yansıyan "Çizgi Film Zamanı" yazısını görünce dünyalar bizim olurdu. Saatlerce çizgi film izleme imkânımız yoktu; iyi ki de yokmuş. Olsa bile biz mahallede arkadaşlarımızla koşturmayı tercih ederdik. Ekran bizi tatmin etmezdi çünkü insan ilişkilerimiz ve paylaşımımız çok yüksekti.
Sokakta özgürce oynardık. Çamurlara şekil vererek el kaslarımızı bilmeden güçlendirirdik. Düşünce ağlamaz, aksine gülerdik. Dizimizdeki yara izine bakıp "o gün nasıl da koşup düştük ama!" diyerek arkadaşlarımızla gülüşürdük. Yorgunluktan aklımıza sıkılmak gelmezdi. Annelerimiz camdan su uzatır, sepetle aşağıya salçalı, domatesli ekmekler gönderirdi. Bakkalımız vardı; paketli gıda azdı ve her şey lezzetliydi. Oynarken mızıkçılık yapsak bile kimse kimseye zarar vermez, çabucak barışırdık. Çocukluğumuza özlem ve hasret dolu bu konuya yarın da devam edeceğim...
Amine Kübra Salar
ŞİİR
Şifa niyetine
Şifa niyetine dikmiştim seni ömrüme,
Zemheriden beter ayaz vurdu tenime,
Ne bir ses kaldı geride ne de bir nefes,
Seni ilaç sanmak, eza oldu günlerime.
Gözümde tütüyordun bir demet papatya gibi,
Soldu bahçem, dağıldı ellerin tabiatı gibi,
Şifa bulur derken devasız derde düştüm,
Bir ömür tükettim, yabancı bir hatıra gibi.
Ey yâr, hangi dağın ardında kaldı sesin?
Böyle mi esmeliydi başıma bu kara yel?
Tabip unuttu adımı, yaram sarılmayı bekler,
Seni ilaç sanmak, canımdan etti beni.
"Münzevi"
ESKİMEZ KELİMELER
MÜNZEVİ: Topluluktan kaçan, yalnız başına kalmayı seven.
HÜLASA: 1. Özet 2. Kısaca 3. Herhangi bir maddenin, alkol, eter vb. bir eritici ile ayrılmış veya başka bir yol ile elde edilmiş etkili özü.
MUVAFFAKİYET: Başarı.
MEVZUBAHİS: 1. Söz konusu 2. Adından söz edilen.
MÜMEYYİZ: 1. İyiyi, kötüyü, doğru ve yanlışı ayıran, seçen. 2. Yazıları beyaz kâğıda temize çeken kimse.
TEŞEBBÜS: Girişim, girişme.
MÜŞAVİR: Danışman.
METHÜSENA: Övme, övgü, yüceltmek.
PERENDE: Havada çark gibi dönerek atılan takla.
MÜKTESEBAT: Edinilen, kazanılan bilgiler.
NETAMELİ: 1. Gizli bir tehlikesi olduğu sanılan, tekin olmayan. 2. Başına sık sık kaza gelen.

