Büyüklerimizi, âlimlerimizi ne kadar tanıyoruz ve gençlerimize onları ne kadar anlatabiliyoruz? Onlar bize doğru yolu gösteren, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmemize vesile olmuş zatlardır. Gençlerimize öncelikle onları ve hayat hikâyelerini güzel bir şekilde öğretmeliyiz ki ayaklarını yere sağlam basabilsinler. Tabii buradaki birinci vazife bizde. Biz kendimizi yetiştirelim ki gelecek nesillerimize aktarabilelim.
"Platon" dendiği vakit hemen akla onun "Devlet" kitabı gelebiliyorsa "Hâdim" denildiğinde de "Muhammed Hadimî hazretleri” akla gelebilmeli mesela. Lazım olduğunda Platon da Devleti de öğrenilir elbette ama Hadimî hazretlerinin "Barika" kitabındaki sadece "kötü huylar" bahsi bile bir Müslümanın hayatı boyunca dikkat etmesi gereken hususları anlatır. Önceliğimiz de bu olmalıdır...
Özellikle Hadimî hazretlerinden örnek vermek istedim. Çünkü yakın zamanda kabrini ziyaret etmek nasip oldu. Önümüzde navigasyon açık, yolumuz belli. Hâdim kasabasına girdiğimizde kabre çok yaklaşmıştık ki yol kenarında 3-4 tane gence rastladık. Yaşları 13-15 aralığında idi. “Acaba onlar da yaşadıkları yerdeki böyle bir âlimden haberdar mıdır?" diye sormak istedik. Yanlarında durduk: "Gençler burada büyük bir âlim varmış, ismi Muhammed Hadimî imiş, kabri nerede, tarif eder misiniz?" dedik. Tabii ki o anlık heyecanla da olabilir "Kim acaba?" diyen oldu, "Hazreti Ali mi?" diyen oldu... İçlerinden birisi de "Abi ileride sol tarafta 'Hadim' yazısını göreceksiniz, oradaki kabristanda" dedi. Teşekkür ettik ve yolumuza devam edip kabir ziyaretimizi yaptık. Bu bilinçte yetişen genç kardeşlerimizin olduğunu orada bir kez daha görmüş olduk. Gerçekten de bilgisizliğin kol gezdiği bir zamanda yolumuzu aydınlatacak o kıymetli insanların yazmış oldukları eserlere ihtiyacımız var.İki cihan saadeti diliyorum...
Ahmet Çelik-Samsun
ŞİİR
Kâzım Babam
21 Temmuz’da aramızdan gittiniz,
En sevdiklerinize kavuştunuz.
Bizleri geride öksüz bıraktınız.
Canım Babam, Kâzım Babam.
Gözlerimizde yaş, yüreğimizde sızı,
İçimizde tarif edemeyeceğimiz acı.
Bilmem bunlara nasıl dayanır Kozanlı…
Canım Babam, Kâzım Babam.
Kitap verin, yemek yedirin derdiniz.
Sabredin güler yüzlü olun derdiniz.
Dinimize sahip çıkın derdiniz.
Canım Babam, Kâzım Babam.
Kitap almadan evden çıkmazdınız.
Fatiha okumadan kabir geçmezdiniz.
Çocukları, yetimleri sevindirirdiniz.
Canım Babam, Kâzım Babam.
Yüreğinizdeki din aşkı, vatan aşkı;
Cömertliğinizde aklımız devre dışı.
Kitaplarımız gelirdi yaz ve kışı
Canım Babam, Kâzım Babam.
Bir bakarız doğuda, bir bakarız batıda;
Bir bakarız Hatay’da sınır boylarında…
Kokunuz vatanın her karış toprağında.
Canım Babam, Kâzım Babam.
Betül Kara/Adana-Kozan
KELAM-I KİBAR KİBAR-I KELAMEST
(Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür)
Din büyüklerimiz buyurdular ki: "Peygamber efendimize (aleyhissalatü vesselam) müminler de mümin olmayanlar da sual sorarlardı. Müminler, 'Ya Resûlullah' diye hitap ederlerdi, mümin olamayanlar, 'Ya Muhammed' derlerdi. İşte Müslüman olmayı aklından geçiren birisi; 'Ya Muhammed, devamlı anlatıyorsun, bu din nedir, kısaca bana da anlat, düşüneyim' dedi. Hazret-i Peygamber (aleyhissalatü vesselam) şu çok kısa fakat veciz hadis-i şerifi buyurdular:
(Et-tazim-ü li-emrillah veş-şefakatü li-halkıllah) yani İslamiyet; Allahü teâlânın bütün emirlerini aynen kabul etmek, ona tazim etmek, hürmet etmek, en ufak bir şüphede bulunmamak ve cenab-ı Hakkın bütün mahlûklarına şefkatli davranmaktır."

