Bir hizmette önde görünen mi üstündür, yoksa kimse görmeden yükü taşıyan mı? İnsan bazen yapılan işten çok, kendi adının ne kadar anıldığına bakıyor. Böyle olunca hizmet birliği yerini şahısların yarışına bırakıyor.
Büyüklerimiz “Hizmette hiç kimse üstün değildir. Üstünlük dinindir, şahsın değildir” buyuruyorlar. Burada sözü edilen hizmet, insanlara doğru din bilgisini ulaştıran Ehl-i sünnet âlimlerinin kıymetli eserlerinin hazırlanması ve dağıtılmasıdır.
Bu kitaplar herhangi bir şahsın değil, onları kaleme alan büyüklerin eserleridir. Okuyucuya ulaşmaları için birçok kişinin emeği gerekir. Biri tercüme eder, biri baskısına maddî destek verir; bir başkası kitabı taşır, satar veya ihtiyaç sahibine ulaştırır. Vazifeler farklı görünse de hepsi aynı gayeye hizmet eder.
Maksat Hak olunca hizmet de birdir. Yazmak, tercüme etmek, basmak, taşımak ve ulaştırmak aynı hizmetin parçalarıdır. O hâlde göz önünde bulunanla arka planda çalışan arasında bir üstünlük yarışı olamaz. Birinin yapmadığını diğeri tamamlar; hizmet hepsinin gayretiyle yürür.
Hâlbuki burada şahısların makam ve üstünlük yarışı değil, hizmet yarışı vardır. Asıl yarış, bir kişiye daha doğru kitabı ulaştırabilmektir. Önemli olan ismin öne çıkması değil, doğru din bilgilerinin daha çok insana ulaşmasıdır.
Öyleyse hangi vazifede bulunursak bulunalım, başkasının işiyle kendi işimizi kıyaslamayalım. “Ben neden önde değilim?” demek yerine, “Bu hizmete bugün ne katabilirim?” diye düşünelim. İsmin görünmesine değil, işin görülmesine gayret edelim.
Çünkü hizmette insanı büyüten makamı değil, maksadıdır. Maksat Hak olunca vazifeler ayrılmaz, gönüller yarışmaz. Cevap bellidir: Üstünlük dinindir, şahsın değildir.
Hüseyin Demir
ŞİİR
Yalnızlığın fısıltısı
Yalnızlığın sesini dinliyorum,
Yalnız odamda
Gittiğin günden beri ilk gri
Bir toz bulutunda
Garip hisler teslim alıyor ruhumu
Bilinmezde
Bir kabir görüyorum
Bir Fatiha okuyorum
Sonradan anlıyorum
Baş uçundaki taştan
Meğer aşkımın mezarı imiş
Yani benim
Sen katil ben maktul ve,
Bir mezar
Yaşayan,
Mutlu mesut olan sen
Mecnun’a dost
Kerem’in ateşine ortak ben.
Mecnun gibi divane
Kerem gibi kül
Lütfü Yarar
Diyelim ki
Diyelim ki tadında sevdim seni
Ya da bir renk oldum boğazında
Öfkeli, Öfkeli Papatyaları yoldum
Sokağında, diyelim ki, bir yalandım
Öğrendin sesimi...
Uyanmışsın belki ki
Gün doğumuna tohumlar serpmişsin!
Ah! o papatyalar yine mi yeşerdi
Var sayalım ki artık,
Sevmişim.
Talha Yaşar
UNUTULMAZ KELİMELER
MÜTEVELLÎ: 1. Bir vakfı, vakfedenin koyduğu şartlara göre yöneten kimse 2. (Eski) Esnaf teşkilatında seçimle işbaşına gelen başkan, reis.
TEVEKKELİ: (Olumsuz fiillerle kullanıldığında) Boş yere değil, bir sebebi olmalı [Tevekkeli değil şeklinde de kullanılır]
TEVEKKÜL: Her türlü gerekli sebebe baş vurduktan sonra kadere razı olup sonucu Allah’tan bekleme, işlerini Allah’a bırakma, yeis ve kederden kurtulma, Allah’a güvenme duygusu
MÜTEVEKKİL: Bu duygu içinde olan tevekkül sahibi kimse.
TEMERRÜT: 1. İnat etme, karşı durma, kafa tutma. 2. hukuk. Borcunu ödememekte direnme. Temerrüt fâizi: Zamanında ödenmeyen borç için daha sonra ödenen ek fâiz.
TEBELLÜĞ: Resmî bir yazıyı imzalayıp alma.
TEBLİĞ: 1. Eriştirme, ulaştırma, nakletme. 2. Resmî bir kararı ilgili kimseye bildirme, imza karşılığı verme. 3. Bildiri. 4. (Edebiyatta) Akla ve geleneğe uygun olan mübalağa, mübalağanın makbul olan derecesi.
MÜTESELSİL: Art arda gelen, peş peşe olan, ara vermeden birbirini takip eden [lugatim.com]

