Yeni dünya sistemi henüz kurulamıyor. Çünkü açılan hesapların kapanışı hayli uzun sürecek gibi görünüyor.
Mekke’de gerçekleşen ittifakın ikinci komite toplantısının yapılması da bize, kurumsallaşma ve operasyon kabiliyeti açısından rotanın giderek belirginleştiğini gösteriyor. Ayrıca sürecin, giderek yeni hesaplaşmaları da tetiklediği açık.
Tam da bu bağlamda, İslam coğrafyası üzerine, Türkistan hattına ve Türkiye’nin stratejik coğrafyasına yönelik provokatif eylemlerin devreye girdiğini görüyoruz.
Türkistan hattına dikkat etmeliyiz.
Kafkasya’dan Türkistan’a uzanan hat üzerinde Türkiye dışındaki aktörleri göz ardı edemeyiz. Zira onları göz ardı edersek devreye giren siyasi eylemleri, hamleleri ve gelişmeleri anlamlandırmakta zorlanırız.
Türkiye-Azerbaycan hattına yönelik girişimleri tesadüf olarak görmemiz mümkün mü?
Birleşmiş Milletler’de Netanyahu konuşurken salonda oturan Azerbaycanlı diplomatın görüntüsünü yadırgadığımı, hatta üzüntü duyduğumu daha önce yazmıştım. Fakat bu olayı iyice irdelemek gerektiğini düşünüyorum. Olayı basite indirgeyip, sanki orada yalnızca “not tutmak” için kaldığına dair yorumları gerçekçi bulmamız mümkün değil.
Böyle bir görüntünün Türkiye kamuoyunda tepki toplayacağı hesaplanmadı mı?
Biraz zor.
Peki kim veya kimler tasarladı?
Bence asıl önemli olan burasıdır.
İlişkilere zarar verme gayreti kimin aklının ürünüdür?
Bakmalıyız…
İslam düşmanlığının ve Türkistan hattında İslam karşıtı gayretlerin tesadüf olmadığı kanaatindeyim.
Azerbaycan’da başörtüsü yasağı üzerine bir çalışma yapıldı. “Kimin planı, neden yapılıyor?” sorusuna cevap ararken, meseleyi küresel değişim sürecini de devreye sokarak değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum.
Bir şeyler deneniyor, anladığım kadarıyla.
Neden peki?
Hiç gerek yokken Azerbaycan’ın içindeki dengeleri zorlayan akıl, normal bir akıl mıdır?
Buna Türkiye’nin dindar zemininden tepki geleceğini hesaba katmamak mümkün mü?
Bunun, sonuna kadar İran ve İsrail aparatları tarafından kullanılacağı belli değil miydi?
Ayrıca Azerbaycan’daki dindar insanların hakkına girme gayreti, anayasal güvence altına alınmış bir hakka karşı gitmek değil midir?
Sıradan insanlar bütün bunları hesaba katmayabilir.
Fakat devlet aklı böyle çalışmıyor.
Devlet aklı, bütün detayları dikkate alıyor ve almalıdır.
Peki kim ve kimlerdir bu fay hatlarını oynatmaya gayret edenler?
Esas mesele sanırım burasıdır.
Yeni dünya kuruluyor.
Kimin, hangi hatların ve hangi ittifakların içinde yer alacağının belirginleşeceği bir sürece giriyoruz. Türkiye’nin ve tüm ilgi ve etki alanındaki coğrafyaların üzerine yeni hesaplar devrededir.
İsrail kendisine göre güvenli bir alan oluşturmaya çalışıyor.
İran kendi güvenli alanını korumaya gayret ediyor.
Bunu yaparken Türkiye’nin stratejik hamleleri ve uzun vadeli planları da devrededir.
Mekke Anlaşması bunun açık göstergelerinden biridir. Bunun giderek genişleyecek bir ittifak olacağı da açıktır.
Türkiye ile tarihî bağları bulunan ülkeler arasındaki ilişkileri zedelemeye, bu ülkelerle Türkiye’nin arasını açmaya yönelik girişimlerin hâlâ sürdüğünü unutmamalıyız.
Türkiye ve Azerbaycan kamuoylarında son günlerde denenmekte olan durum bunun açık göstergesidir.
Tabii devletin ve siyasi iradenin sükûnetini bozmadan olan biteni müşahede etmesi, neyin nereden ve nasıl geldiğini görmesi içindir.
Ancak anlaşılan o ki katedilmesi gereken ciddi çalışmalar var.
Türkistan, Balkanlar, Kafkasya, Akdeniz ve Afrika hattında Türkiye olarak birçok bölgesel ve küresel aktörle rekabet içindeyiz.
Üstesinden geliyoruz, çok şükür.
Ancak araya girilmesi istenen olumsuz girişimler de göz ardı edilmeden, zamanında ön alınmalıdır.
Yeni dünya kurulmadan ittifaklar, müttefikler belirleniyor.
Kimini zorlayan durumlar da söz konusu.
İşte tam da böyle bir dönemde kullanılan dil ve üsluba dikkat edilmelidir.
Aksi takdirde nefsin devreye girmesine kapı açılır.
Buna izin vermemeliyiz.

