Kaydet
a- | +A

Ayasofya Camii'nin açılışını 2020’de yaşanan felaketler listesine ekledi bir gazete. "Yıllarca müze olarak hizmet veren Ayasofya Camii, 86 yıl sonra ibadete açıldı. Dünya tepki gösterdi" diyerek.

Tamam da sana ne oluyor? Asıl sen kimsin? Necisin?

Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır? Hangi akla hizmettir? Hangi hakka sığar kendi değerini felaket olarak addetmek? Hangi kıt zekânın manşetidir? Bu bize “bizim gözümüz”le bakmamaktır! İbadete açılması kötü mü? Ayasofya Camii, 1934’te ibadete kapatılmışsa ve 2020’de ibadete açılmışsa bunu felaket olarak mı görmemiz gerekir?

Deprem felakettir, amenna. Çığ da felakettir, amenna. Korona da felakettir, amenna. Lakin Ayasofya Camii felaket değil zarafettir. Bunlar kimin sözcüsüdür acaba? Milletin mi, illetin mi?

Dili Türkçe ama zihni Frenkçe…

Milliyyeti nisyan ederek her işimizde,

Efkâr-ı Firenge tebaiyyet yeni çıktı.

(Millî benliğimizi unutarak, her işimizde,/Batılıların fikirlerine tabi olmak [uymak] yeni çıktı...)

Terkib-i bendinde Ziya Paşa, ah ne de okkalı bir beyitle derdimizi ifade etmişsin!

Kendi tarihine, devletine, devlet adamlarına, şairine, yazarına, sanatkârına, değerlerine bizim kadar küfreden ve hakir gören başka bir millet yoktur. Güçlü müyüz, elbette ki güçlüyüz. Dıştan ve içten bu kadar düşmana rağmen ayaktayız.

“Suskunluğum asaletimdendir.

Her lafa verecek bir cevabım var.

Lakin bir lafa bakarım “laf mı?” diye,

Bir de söyleyene bakarım “adam mı?” diye.”

Mevlâna hazretleri asırlar evvelden reçeteyi yazmış bizlere. Bizler de o reçeteye tabi olarak cevap verme hakkımızı kullanıyoruz:

“Lakin bir lafa bakarım laf mı diye/Bir de söyleyene bakarım “gazete” mi diye?” değilmiş, bir kâğıt parçasıymış meğer! 2020’deki en büyük felaketler listesine onu da ekliyorum. Felaketin de felaketi vardır ama ondan beter felaket yoktur.

        KAPTAN

ŞİİR

     Bir köy çocuğunun şiiri

Gülüşlerim değildir yeni

Ben soğuk sulara ezelden kanmışım

Her sabah uyanmışım en derin uykulardan

Ninelerim masallarla büyütmüş beni.

Uçsuz bucaksız bozkırlarda

Görürsünüz sürülerimi

Alırım yağmurlu yaz akşamlarında

Mutluluktan eserimi.

Ben ceylanlar gibi masum dururum    

Dağlar gibi heybetli

Bahçelerim yığın yığın

Tarlalarım bereketli.

Ben seversem içten severim

Ağlarsam yürekten..

Her acıda kaderimiz diyerekten        

Tüm üzüntüleri kalbime içerim.

Kara sabanla toprağı işleyen benim

Benim güçlüklerle sürekli güreşen.

Sıvarım kollarımı türlü işlere

Ellerim nasırlanır kararır tenim…

   Kadir Fidan/Düşecek-Emet/Kütahya

KISA KISA... KISA KISA...

Köyden şehre taşınan konuşma

Domatese Safranbolu yöremizde Maniye deriz: "Nediyog gee Fadimaba? (Ne yapıyorsun kız Fadim Abla?), Maniye fideleyon. (Maniye fideliyorum), Nediyog gee Emine aba? (Ne yapıyorsun kız Emine Abla?) Maniye ezmesi ediyon (Maniye ezmesi ediyorum veya yapıyorum -salça-)" gibi böyle gider…

1960-1970'li yıllarda köylerimizin göç vermesiyle birlikte bizim yöre köylerinden de bir aile İstanbul'a göçmüş. Evin hanımı ilk defa semt pazarına gitmiş bir zerzevatçı tezgâhına gelmiş pazarcıya:

"Ayy Abıca urdan baga bi ogga badılcan (Ay amca oradan bana bir kilo patlıcan), bi ogga hıyar (Bir kilo hıyar -salatalık-), bi ogga da maniye ve (bir kilo da maniye ver)" demiş. Pazarcı patlıcanla salatalığı anlamış tartıp vermiş. "Yenge, maniye bizim tezgâhta yok onu başka yerden al" demiş.

İstanbul'daki pazarcı nereden bilsin domatese maniye dendiğini!..

Ahmet Miraç Kaytan

ÖNE ÇIKANLAR