Kaydet
a- | +A

Bizim aile yapımızın geleneksel dokusunda, asırlar ötesinden sürüp gelen sevgi, saygı, dayanışma, temel özelliğimiz olarak her zaman öne çıkmıştır.

Bu özellik, evvela aile, daha sonra akraba, komşu, dost ve nihayetinde toplum ve en sonunda millet olarak bizi birbirimize çok sıkı bağlarla bağlayan bir sevgi yumağı gibidir. Yumağın çözülmeden devam etmesinin sağlayacağı büyük manevi doyum zaten, ihtiyaç duyulan hayat şartlarının temelini kendiliğinden kurabilecek tek güçtür.

Karşılaştığımız bu felaket karşısında toplum olarak mücadele verip birbirimize destek olmaya çalışıyorsak, sosyal problemlerimizi görmezlikten gelmeyip bir ucundan tutarak biraz olsun düzeltmek için uğraşıyorsak sevgiyi yaşıyoruz demektir…

Hakkımız olarak kazanacağımız temiz kazancımız ile yetinip usulsüz yollardan elde edilecek haksız kazançlara iltifat etmiyorsak; yüz binlerce şehidimizin kanı ile sulanmış vatan topraklarımızın her karışını, kendi öz kutsal barınağımız olarak düşünüyorsak; dağda koyununu otlatan çobanımızı, ekinini eken çiftçimizi anlayabiliyorsak sevgiyi de yaşıyoruz demektir.

Sanayide en zor şartlarda çalışan işçimizi, AVM’lere rağmen hayatta kalmaya çalışan esnafımızı bunun gibi alın teriyle çalışıp açık alınla yaşayan güzel insanımızı kendi öz varlığımızdan farklı görmeden kucaklayabiliyorsak kâmil insan olmaya bir adım atmışız demektir...

Bizi diğer canlılardan farklı kılan düşünce ve fikir üstünlüğü ile sağlanacak bir sosyal hayat, önce insanın kendisiyle hesaplaşabilmesi ile mümkündür. Bu evvela herkesin kendi hayatını müspet (olumlu) yönde etkileyecektir. Çünkü hayatta erişmek istenen her aşama daha bir üst aşamanın arzusu ve özlemi ile birlikte gelir. Bunun toplum gelişmesinde itici bir etken olduğunu kuşkusuz kabul etmek gerekir.

Olumlu olan bütün duygu, düşünce ve iradenin temel unsuru ise Yüce Yaradan'ın insan yüreğine bıraktığı “sevgidir” O tohumu iyi sulayıp yeşertmek, dal budak salan koca bir çınar hâline getirmek ise bizim elimizdedir.

Yeter ki biz yüreğimizde kıpırdanan o güzel duyguyu yaşatmayı ve de paylaşmayı bilelim. Yeter ki, düşman kabul ettiğimiz kişinin dahi nihayetinde bir insan olduğunu, onun da seveni sevileni bulunduğunu bilelim...

             İbrahim Murat-İstanbul

ŞİİR

   Rabbimizin ihsanı

Orman, gizli bir dünyadır

Tabir gerek: Bir rüyadır

Bir gölgelik hülyadır

Rabbimizin ihsanı

Misal: ''Orman insanmış!''

''İnsan içre lisanmış!''

''Lisansız bir zamanmış!''

Rabbimizin ihsanı

Rüzgâr eser, her daim

Meyveleri pek nâim

Zikr hâliyle hep kâim

Rabbimizin ihsanı

Asırlıktır, kaç yaşı

Yalçın dağlar sırdaşı

Bütün kuşlar yoldaşı

Rabbimizin ihsanı

Bulutları o çeker

Ayı ondan bal bekler

Kuşlar dalın didikler

Rabbimizin ihsanı

Salıncakla avutur

Bize meyve kurutur

Kaynak suyu durudur

Rabbimizin ihsanı

Tabutumuz ondandır

Çivisizdir, çamdandır

Ukbâya taht-ı revândır

Rabb'imizin ihsanı

              Rıdvan Üzel

FAYDALI BİLGİLER

ABDESTİN FARZLARI

Abdestin farzı Hanefi mezhebinde dörttür:

1- Yüzü, bir kere yıkamak.

2- İki kolu, dirsekler ile birlikte, bir kere yıkamak.

3- Başın dörtte bir kısmını mesh etmek, yani yaş eli başa sürmek.

4- İki ayağı, iki yandaki topuk kemikleri ile birlikte bir kere yıkamaktır.

Şafii mezhebinde niyet ve tertip de farzdır ve yüzü yıkarken niyet etmek lâzımdır. Su yüze değmeden önce niyet ederse, abdesti sahih olmaz. Yüz ve çene üzerindeki sakalı yıkamak farzdır. Mâlikî mezhebinde, delk [ovmak] ve muvâlât [uzuvları birbiri ardınca ara vermeden yıkamak] farzdır.

ÖNE ÇIKANLAR