Anatomik olarak hayati organımızdan biri yürektir ama ruhumuzu besleyen; yüreğimizde oluşan sevgi, mutluluk, huzur, inanç, vicdan, neşe, üzüntü gibi hislerimizin ana merkezi de kalptir. Biz ona gönül de diyoruz.
Nasıl ki bedenimiz kansız yaşayamazsa ruhumuz da sevgisiz yaşayamaz. Sevgi de tıpkı kan gibi ruhumuzu besleyen en güçlü duygumuzdur. Onsuz sadece "robotik" bir hayat yaşardık.
Kalbimiz birbirinden farklı sevgileri içinde barındırır. Bunlardan Allah sevgisini, Peygamber sevgisini, ana baba, evlat, eş, insan, hayvan ve tabiat sevgisini misal verebiliriz.
Biz insanın sahip olduğu sevgi yerine, en az onun kadar güçlü olan bir diğer duygudan bahsetmek istiyoruz.
İnsana rahatlık, huzur veren, onu kaygı ve endişeden koruyan güven duygusu, sığınılacak bir liman gibidir. Sevgi gibi bir anda teşekkül etmez; araştırmak, tanımak, doğru bilgi ve zaman ister. Aslında kısaca tarifi, hiç şüphe etmeden inanmaktır.
Eğer birine güveniyorsanız, onun hakkında aklınıza hayatınız boyunca asla "acaba" sorusu gelmez. Eğer geliyorsa orada bir güven duygusundan söz edilemez demektir. Ayrıca güvenmek için sevgi şarttır. Çünkü kimse sevmediği birine güvenemez, güvenmediğini de sevemez. Bu iki duygunun her biri bir kanat gibidir. Nasıl ki kuşlar ve uçaklar tek kanatla uçamazsa, insan da bu ikisi bir arada olmadan huzurlu bir hayata ulaşamaz.
Günümüzde insanlar arasındaki anlaşmazlıkların ve tartışmaların temelinde yatan şey, güvenden kaynaklanan sevginin kaybolmasıdır. Ya sevmeyi beceremedikleri ya da güvenmekten korktukları için daima huzursuzdurlar.
Bu yüzden de "sana güveniyorum" ve "seni seviyorum" kelimeleri anlamını ve etkisini yitirmiş hâlde. Hatta maalesef insanların; huzur içinde mutlu bir hayata güvenden ve sevgiden mahrum kalarak ulaşabileceklerini zannetmeleri, kanatsız uçmaya çabalayan kuşlara benziyor...
Madenci-İzmir
ŞİİR
Bayrağım
Hilalinde benim özüm,
Yıldızında iki gözüm,
Şehidinde kanlı sızım,
Kan üstüne kan bayrağım.
Her âşığa maşuksun sen,
Hükümdardan buyruksun sen,
Bu millete uyruksun sen,
Şan üstüne şan bayrağım.
Neferinde şehadet var,
Düşmanına sefalet var,
Seferinde asalet var,
Yol üstüne yol bayrağım.
Kelam sana kifayetsiz,
Sensiz olan vilayetiz,
Müjde oldun nihayetsiz,
Söz üstüne söz bayrağım.
Elden ele alınansın,
Dilden dile anılansın,
Başköşeye asılansın,
Al üstünde al bayrağım.
Yaşanacak bir ömürsün
Has bahçemde sümbülümsün,
Bülbül benim sen gülümsün,
Gül üstüne gül bayrağım
Ayhan Özbek
DUYGU DAMLASI
İlim mi ahlak mı?
Bir kimse ki insana saygıdan habersizdir ne kadar eğitimli olursa olsun ne kadar etiket sahibi olursa olsun aldığı eğitimi titr ve etiketi arttığı oranda kibri ve ukalalığı artar. Çünkü Yaratan'dan ötürü yaratılanı sevmek gerektiğini bilmesi gerekirken öğrenmemiştir. Kendi eğitimi ve bilgisiyle kendini üstte gören bu kimse bu eğitim ve bilgilerin ahlakı olmadığında tıpkı yeşilliği ve yaprağı olmayan ağacın odun olduğu gibi bir odundur.
Kelimenin tam anlamıyla “okumuşsun ama adam olamamışsın” hâlidir... Bir kütüphane müdürünün “çocuğumu öğretmene teslim ederken dedim ki: ‘Ona ilim öğret ama önce ahlakı öğret’ dedim sözü tam da bunu anlatmaktadır. Ahlak eğitimi almayan kimse ahlaksız yetişir. Eğitim aldıkça ahlaksızlığına bir de kibir eklenir. Ah bir de eline yetki geçtiğinde bu ahlak fukaralığını her alanda muhataplarına ahlaksızca yansıtır. Herkese tepeden bakan tipler ortaya çıkar. “Ben” egosuyla, hitap ettiği nice gönülleri kırdığının farkında bile olmaz... Bunu ne zaman fark eder? En çok da elden ayaktan düşüp etkisi kalmadığı titri para etmediği zaman anlar.

