Köpek bir gün dağda tanıştığı kurdun yanına geldi biraz konuştular... Köpek kurda der ki:
“Benim hâlim hiç iyi değil, hep aşağılanıyorum; oysa onlara iyilik yapıyorum. Sürülerini bekliyorum, bağ bahçelerini bekliyorum; evlerini çiftliklerini koruyorum. Ben sahibimi hiç unutmam sevgi ve sadakatimi gösteririm. Daha birçok faydam dokunur insanlara, buna karşılık bir teşekkür bir taltif yerine bir insana kızsalar 'köpek oğlu köpek' derler adımı kullanırlar. Allah’ın haram ettiği işleri insanlar yapar, ben -hâşâ- faiz yemem adam öldürmem yalan söylemem nankörlük yapmam; rüşvet almam ama insanlar bütün kötülük yapana benim adımı verirler yani bu kadar sadakatim iyiliğim karşılığı bu mu olmalı? Adam oğluna kızına kızınca köpek gibisin der, 'Hele şu köpeğe bak', 'Ne olacak it gibi sürünüyor' der. Ah kurt kardeş derdim çoktur sana içimi döküp biraz rahatlayayım, dedim..."
Kurt dertli köpeğe acı acı gülümser “Kabahat senin. Sen asaletini terk edip nefs-i emmarenin peşine gittin böyle oldun. Bak biz kurtlar onları tenhada bulsak, koyun davar sürülerine girer hayvanlarını telef ederiz. Tavuklarını kazlarını hindilerin alır parçalar yeriz. İnsanların korkulu rüyaları oluruz. İnsana envaiçeşit zarar veririz. Buna karşılık bize bakış açılarına bir bakar mısın?
İnsanlar, cesur kahraman kişilere bizim adımızı verirler. Bu bizim için şereftir. Soyisimlerine kimliklerine yazar ceplerinde isimlerimiz gururla taşırlar.
Yani biz insana zarar verdikçe insanoğlu bizi methüsena eder. Niye? Çünkü biz kurtlar nefsimizin peşine gitmedik bir parça ekmek verenin kulu köpeği olmadık. Asil kaldık dik durduk. Aç kaldıysak da kimseye minnet etmedik, senin gibi kuyruk sallamadık."
Ne derler: “Kurda boynun neden kalın demişler kendi işimi kendim görürüm ondan, demiş."
Orhan Yavuz Ejder/Akhisar-Manisa
ŞİİR
Meşhur delilik
Yarışmadım bu çağın o arsız telaşıyla.
Bir seraba kanıp önümden koşanlar,
Hep manasız ölümlerle rastlaştılar.
Elinde ilaçlarla gezenlere rağmen hayat,
Hep öksürttü içimdeki yalnızlığı.
Yaşamak telaşıyla hasta sandım hayallerimi.
Karanlığı çekmecelere katlayıp
Kaldıran uykusuzluğum,
Aynaya her baktığımda bana giderek
Yabancılaşan o adamın boş bakışları,
Gurbette çıkmış, dalmış gözlerim...
Ben hasreti bilirim.
Öyle bilir,
Öyle ağlarım.
Ardımda bıraktıklarım,
Meşhur deliliğimi
Bahane ettiler kendilerine.
İçimde çırpınıyor hayatın suali olmayan
Cevapları.
Dudaklarımda donakalmış bir nisan...
Ellerim üşüyor,
Titriyor neşem.
Çaresizim elimde çarelerle.
Bilirim bu hâli,
Yakındır hasbihâlim meleklerle.
Mehmet Emin Gülicem
KELAM-I KİBAR KİBAR-I KELAMEST
(Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür)
Din büyüklerimiz buyurdular ki: "İmam-ı Rabbani hazretleri (kuddise sirruh) Mektûbat’ta buyuruyorlar ki: Eğer Allahü teâlâ bir kuluna iki şeyi vermişse, sakın başka bir şey istemesin. O elindekini de kaybeder. Çünkü o iki şey, her şeyin tamamıdır. Bu iki şeyi kim elde ederse, Allahü teâlâ kime nasip ederse, Allah’ın izniyle o, kurtulmuş insanlardandır. Birincisi, Ehl-i sünnet vel cemaat itikadıdır. Çünkü cenab-ı Peygamber (aleyhissalatü vesselam) kendisi buyuruyor; benim ümmetim yetmiş üç fırkaya bölünecek, bunun bir tanesi kurutulacak, yetmiş ikisi Cehenneme gidecek. Peki, o kurtulanın alameti ne? Benim dinime, benim sünnetime ve cemaatime tâbi, yani Eshabıma tâbi olanlardır... İkincisi ise bir Allah adamını, bir velîyi tanımaktır... "

