Kaydet
a- | +A

“Bir zamanlar bir oduncu varmış.

Küçük bir evinde mütevazı bir hayat yaşıyormuş.

Sattığı odunların parasıyla da geçiniyor hatta herkese iyilik ediyormuş...

Aradan yıllar geçmiş. Oduncu yaşlanmış ve artık eskisi gibi kazanamıyormuş.

O sene kış mevsimi yüzünü göstermeye başlamış. Zavallı oduncu varını yoğunu kaybetmiş.

Oduncu artık eskisi gibi kimseye iyilik edemez olmuş. Onun bu hâline komşuları çok üzülmüşler.

Neden bu iyilik timsali oduncu böyle kabuğuna çekildi. Neden kimseyle görüşmek istemiyor?

Herkes onun iyiliğine o kadar alışmış ki onun olmadığı bir hayat herkese can sıkıcı gelmeye başlamış.

Dua etmiş herkes oduncunun eski hâline dönmesi için.

Bu dualar dilden dile dolaşınca oduncunun da kulağına gitmiş.

Oduncu, insanların kendisi için beslediği bu duygular sebebiyle eskisi gibi olması gerektiğine karar vererek, varını yoğunu ortaya koyup tekrar herkese iyilik etmeye başlamış.

İnsanlar duaları kabul oldu diye şükretmişler.

Oduncuya bu defa herkes yardım etmeye başlamış. Onun insanların arasına katılabilmesi için onu desteklemeye başlamışlar. O da kendisine gelenleri tekrar insanlara dağıtmaya ve güler yüzüyle insanlara iyilik etmeye devam etmiş.

Oduncu son yıllarını herkesin kendisine iyilik ettiği yıllar olarak yaşamaya başlamış...”

Toplumda her insan göreceli olarak birbirinden farklıdır. Mesela kimi zengindir kimi fakir. Ama her birinin toplumdaki yeri ve fonksiyonu da farklıdır. Önemli olan insanın üzerine düşen görevini yerine getirirken “iyi” olmasıdır. Öğretmen öğretir, mimar ev yapar, çiftçi ürün yetiştirir, ayakkabıcı ayakkabı yapar, terzi elbise diker… Ama öğretmen öğretmenliğini iyi yaparsa, mimar evini sağlam yaparsa, terzi elbisesini düzgün dikerse, çiftçi ürününü sağlıklı ve doğal üretirse hepsi “iyi” insan demektir. Ama bu görevlerini iyi yapan insanlar aynı zamanda paylaşma, yardımlaşma, cimrilik, bencillik, açgözlülük, kıskançlık gibi olumlu ve olumsuz duygularla da kişiliklerini belli ederler...

            İbrahim Murat-İstanbul

ŞİİR

           Duygu kızım

Gelişinle can kattın canımıza

Bak döndün sevgi dolu rüyamıza

Konuk oldun sen ömürlük hülyamıza

Hoş geldin dünyamıza Duygu kızım

Sen ömür bahçemin bir şahanesi

Mutluluğun kalbimde nişânesi

Babasının kuzusu bitanesi

Hoş geldin dünyamıza Duygu kızım

Sensin benim tek umudum dileğim

Sevda dolu  şairane yüreğim

Dünyalar tatlısı "küçük meleğim"

Hoş geldin dünyamıza Duygu kızım

Sen parlak güneşsin sönmeyeceksin

Yaşama sebebim, her zaman sensin

Mevlâ'mın bizlere hediyesisin

Hoş geldin dünyamıza Duygu kızım

Sen doğdun hayatım bir şenlik buldu

Sesini duyunca gözlerim doldu

Allah’ım! Çok şükür bir kızım oldu

Hoş geldin dünyamıza Duygu kızım 

        Şair-Yazar Elvin Mütaliboğlu

KISA... KISA...

SES VER!

“Uykusuz gecelerimin serzenişleri beni kardan aydınlık sabahlara uyandıracaktı, biliyordum. Hissediyordum. Ki zaten mensubu olduğum din de bana her zaman ümitvâr olmam gerektiğini söylüyordu. Kimi zaman kaybetsem de umut silahımı, çoğu zaman kazananı ben oldum bu savaşın. Şimdi çok daha büyük bir savaşın içerisindeyim. İnsan herkesle savaşır herkesi yener de bir kendini yenemezmiş. Haykırdıkça sesi yankı yaparmış uzaklarda. Ve ben şimdi o uzaklardan gelen bir nidâ sese muhtacım. Umudum olursun, sevdam olursun. Ses ver. Çekinme. Küçük bir ses, küçük bir bakış; umut çiçekleri filizlendirir gönül bahçemde. Uyandır beni bu rüyadan, o sesle. Bana bir gülücük ver kırpık gözlüm, çiçek açsın şiirler. Derdimi gören yüreğinden öperim...” Hatice Keskin-Zonguldak Ereğli

ÖNE ÇIKANLAR