Bizi biz yapan nedir, hiç düşündük mü? Kısa bir süre içinde bu denli değişimin nasıl gerçekleştiğini sorguladık mı?
İnsan, düşünebilen ve sorgulayabilen en kıymetli canlıdır. Olağanüstü donanımlara sahip, eşsiz bir yaratılışı vardır ve henüz keşfedilmemiş birçok üstün özelliğe sahiptir. Peki, böylesine güzel vasıflarımız varken, insan neden bugün sorgulamayan, üretemeyen, hayalleri olmayan, günübirlik yaşayan, yarınlara aldırış etmeyen bir gaflet içinde?
Üzerinde düşündük, sorguladık ve gördük ki, biz şekillendiriliyoruz. Peki, nasıl? Masum görünen kitaplar, romanlar, hikâyeler, fıkralar, filmler, sinemalar, tiyatrolar, şiirler ve şarkılarla, âdeta bir morfin gibi damarlarımıza sinsi bir şekilde akıtılarak, ufak damlalarla bizi şekillendiriyorlar. Ancak bu sadece başlangıç. Aynı zamanda masum görünen gıdalarla kalbimizi katılaştırıyorlar. "Haram yiyenin kırk gün duası kabul olmaz" denir ya, işte bizi haramlarla ve faizlerle âdeta yoğuruyorlar. Artık "ay ayıp" dediklerimiz, "ne olmuş ki, ne var ki bunda" denmeye başlandı. Değerlerimiz, kültürümüz ve inançlarımız özümüzden alınmaya, çalınmaya başladı. Vicdanımızın yönü bile değiştirildi. Öyle ki; hayvana, bitkiye ve böceğe üzülen, hatta ağlayan bir yürek, öldürülen kadınlara, yaşlılara ve çocuklara aldırmaz oldu. Boykot yapma gereği bile duyulmuyor...
Bir gün alışverişte, kapalı bir bayan kardeşimiz bir çikolata alıyordu. Muhtemelen bilgisi yoktur diye kendisine, “Kardeşim, o boykot malı, belki almak istemezsiniz” dedim. Bana ters ters baktı hiçbir şey demedi ama yine de o ürünü aldı...
Bir düşünelim kardeşlerim, bu durum garip değil mi? Eğer bizim veya sizin yakınlarınız bu durumda olsaydı, yine böyle mi davranırdık? Bu soruyu kendimize sormamız gerekir. Bu hâllerimiz, normal insanlık değerlerine bile ters düşerken, İslamiyet adına şekillenmek nerede kaldı?..
Sevda Yerinde
ŞİİR
Oysa küçücüktü bedenim,
Sığdıramadınız koskoca hanlara...
Çiçek açacaktım, ama
Siz karanlığı sevdiniz,
Bana güneşi çok gördünüz.
Bir avuç sevgiydim,
Taşamadım koca odalara.
Bir çocuğun nefesiydim,
Boğdunuz taş duvarlara
Ruhum kanatlıydı,
Dünya ise zincirlerle dolu.
Ben kanatlarımı gökyüzüne sığdırdım,
Siz beni toprağa kapattınız...
Melike Bekler-Mersin
CİDAL: 1. Savaş, cenk, kavga 2. Şiddetli ve sert tartışma, kavgalı konuşma, çekişme. Cidal etmek: Kavga etmek, mücadele etmek
BEŞERÎ: İnsana ait ve mahsus, insan oğlu ile ilgili.
HİCRET: 1. Bir yerden başka bir yere göç etme 2. din. Miladi 622 tarihinde Hazreti Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçü.
ZİYAN: Bir şey veya kimsenin sebep olduğu çıkar kaybı, zarar. Ziyan etmek: Boşuna harcamak, telef etmek.
HELAK: 1. Ölme, mahvolma, yok olma. 2. Perişan olma, bitkin duruma gelme.
MAHRUM: İyi ve güzel bir şeyden hissesi, payı olmayan, yoksun olan, istediğini elde edemeyen (kimse), nasipsiz.
VİRAN: 1. Yıkık, yıkılmış, harap. 2. mec. Gamlı, kederli, üzüntülü.
MUHAREBE: 1. İki devlet veya devletler arasında yapılan savaş, harp. 2. Bir savaş boyunca farklı yer ve zamanlarda yapılan çarpışmalardan her biri, çarpışma, müsademe. 3. mec. Herhangi bir konuda yapılan şiddetli tartışma, münakaşa, mücadele. [kaynak: lugatim.com]
Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...