“Öyle anlar olur ki insanın insanlığı hiç beklenmedik bir dönemde çıkar gelir karşınıza...”
Bu hatıramı, uzun zamandır yüreğimde taşıdığım bir vefayı yerine getirmek arzusuyla paylaşmak için yazıyorum. Duygularıma bir başlık vermem gerekse derdim ki: “Notlar değil, insanlar hatırlanır.”
Bu hatıra aslında nice bir öğrencinin yıllar sonra bir öğretmenine duyduğu adalet ve vicdan borcunun kelimelere dökülmüş hâli olabilir... Bir öğretmen olarak Rabbimden bana da öğrencilerimin ileride beni bu şekilde hatırlamalarına vesile olacak öğretmenlikler nasip etmesini diliyorum...
Benim hatırada kendisine teşekkür edeceğim öğretmenim şimdilerde Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Öğretim Üyelerinden kıymetli İbrahim Hocamdır...
Annemi kaybettiğim bir dönemde, hiçbir söz söylemeden ama her şeyi görerek; adaletle merhameti aynı anda taşıyıp bana insan olmanın ne demek olduğunu lisan-ı hâl (beden dili) ile öğreten bir öğretmendir. Hatıramda anlatacağım her satır, yaşanmış ve içimde mühürlenmiş bir şahitliğin ürünüdür. Bu hatırayı kaleme alırken tek niyetim vardı:
Unutulmuş bir iyiliği, sessiz bir adaleti ve öğretmenliğin vicdanî tarafını görünür kılmak.
Bu yüzden gönül rahatlığıyla söylüyorum ki aslında bu bir hatıra değil bir vefa borcunun ödenme arzusudur.
Öğretmenlik esasında mukaddes bir meslektir. Hazreti Ali “Bana bir harf öğretene bir ömür minnettar kalırım” dememiş miydi? Bu yüzden öğretmenlik sadece not almakla not vermekle, sadece ders müfredatlarıyla ölçülemez sınırlanamaz...
Ben de bir öğretmen olarak inanıyorum ki yarınlara kalan şey ders notları değil, öğrencinin kalbinde bırakılan izlerdir.
Hangimiz lisede ya da üniversitede tuttuğumuz ders notlarını tamamen hatırlıyoruz? Kitapların sayfaları siliniyor zihinden, tanımlar uçup gidiyor... Ama öğretmenler öyle mi? Kimi acı hatıralarıyla gönlümüzde yara bırakırken kimi unutulmaz güzel davranışlarıyla kalbimize dokunarak ömür boyu hafızalarımızı süslüyor...
Annemin vefat ettiği o yaz mevsimini hiç unutmuyorum. Yaz okulundaydım. Sırada oturuyordum. Kulaklığım takılıydı. Bir terennüm içimde kum gibi kaynıyor, derin yankılı sesler kayadan esen rüzgâr gibi gönlümün tellerini titretiyordu... Arka sırada, kimseye fark ettirmeden sessizce ağlıyordum. DEVAMI YARIN

