Serin bir rüzgâr

A -
A +
Yaşım ilerledikçe daha iyi anladığım gerçekler var. 30’a gitgide daha çok yaklaşırken anladığım en büyük hakikat: Hayat sandığımız gibi dört dörtlük bir yer değil. Hayallerimizdeki kadar harikulade değil hiçbir şey… Güzel şeyler oluyor ama çabuk geçiyor. Tıpkı yaz günü esen serin bir rüzgâr gibi, esintinin büyüsünde kalakalıyoruz bir vakit… Sonra hüzünler peşi sıra yine bir şekilde ardımızdan çıkıp geliyor.
Hepimiz biraz tercihlerimizin esiri, irademizin kölesiyiz. Bilirsiniz üstelik nankördür her insan biraz. Elindekilerinin çoğu zaman kıymetini bilmez. Ulaşamadıklarınınsa delisidir. Bir yol ayrımı çıktıysa hele hele önüne; önce karar veremez, sonra kararlarından çabuk döner. Oysa hatalarında arkasında dimdik durmalıyız, en az doğrular kadar… Zira hatalardır bizi olgunlaştıran ve doğruya ulaştıran! Elbette bilirsen ders çıkarmayı tüm bu hatalardan… Hata demişken zaten hayat büsbütün bir imtihan! Mühim olan ne kadar bilincindeyiz sınandığımızın? Kazananı ya da kaybedeni varsa eğer bu maratonun, bitiş çizgisi nerede? Bilmem ki içimdeki bu sonsuzluğa kulaç atma arzusu niye? Oysa bir yüzücü değilim ben yahut bir dalgıç… Ama boğuldum çok defa hayaller denizinde! Dedim ya yaşım 30’a yaklaştıkça idrak ettiğim hakikatler var. Her acı biraz daha büyütür insanı! Fakat kalpteki camdan heykeller kırıldıkça kırılır, büyümek en çok insanın canını acıtır.
İnsan her durakta yorulur ama dinlenemez. Bazı duraklar bir sonraki durağa daha çok koşman içindir. Bu yarışın kazananı yok. Kural basit: “Yoldan sapma!” Düşsen de yara bere içinde kalsan da dönme doğru bildiğin yolundan… 30’larıma merdiven dayamışken söylemeliyim ki; yaş almak her zaman yaşlanmak değildir. Yaş almadan ömründen ömür gidenler iyi bilir.
     Kübra Can
 
 
ŞİİR
 
     Özlüyoruz...
 
Hüzün ayıdır şubat!
Sevgiliden ayıran…
O sevgili ki;
Yok idi bir eşi
Belki de hiç gelmeyecek,
Onun gibi birisi.
Yanına giden unuturdu
Gamı, kederi,
Neşeyle sevinçle kaplanırdı bedeni
Tek gayesi var idi
Oydu onu muvaffak yapan,
Cehennemde yanmasın hiçbir insan…
Samimiydi her işinde
Yoksa çekilir miydi
Onca sıkıntı çile
Sevgiyle işledi kalplere İslam’ı
Tebessümüyle aydınlattı karanlıkları
Şimdi bizi bekliyor
O gülen gözler
Ah be! Enver Abi
Nasıl özlüyor sizi bu yürekler…
 
     Songül Zehra Maden-Samsun
 
 
KELAM-I KİBAR KİBAR-I KELAMEST
(Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür)
 
Büyüklerimiz buyurdular ki: “La ilahe illallah Muhammedün Resûlullah. Bunu 1400 seneden beri âlimlerimiz buyuruyorlar, evliyalar anlatıyorlar, kitaplar yazıyorlar. Buna rağmen tatbik edilmediği için sıkıntı çekiliyor. Dinlemek hoş, güzel... Dinimizin aslı icraattır. İnsan biri hakkında, çok seviyorum, sana âşığım, senin için ölüyorum diyebilir. Ama bunun bir ispatı lazım efendim... Bunun ispatı da üç şeydir. İnsan bunu üç şekilde ispat eder. Eğer bu üç unsur teşekkül etmiyorsa, o sadece konuşur. Ama konuşmak yeterli değil ki. Nedir o birincisi? Ben, sevdiğimi sevenleri severim, sevdiğimi sevmeyenleri sevmem. Birincisi bu. Veyahut da sevdiğimin sevdiklerini severim, sevdiğimin sevmediklerini sevmem. Buna hubb-i fillah, buğd-ı fillah diyoruz. Dolayısıyla, Allahü teâlâyı seviyorum diyenin, Allahü teâlânın düşmanlarıyla dostluk kurması, onlarla hemhâl olması bir felaket. Nerede? Hani çok seviyordun? O hâlde buna çok dikkat edelim. Efendim, ben hocamı çok seviyorum. Aman ne iyi, maşallah. Ama arkadaşlarımızı sevmiyorsa, yani hocasının talebelerine karşı içinde bir buğuz varsa veya bir sıkıntı varsa, bundan hocası üzülmez mi?”
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.