Kaydet
a- | +A

Her kelime, aslında bir sessizliğin çocuğudur. İnsanoğlu, kendi içine sığdıramadığı o uçsuz bucaksız duyguları bir limana bağlamak istercesine yazıya döker. Yazmak, sadece mürekkebi kâğıda değdirmek değil, ruhun kıvrımlarında biriktirdiği o saklı güzellikleri gün yüzüne çıkarmak, onları bir "an"dan alıp "ebed"e taşımaktır.

Edebiyat dediğimiz, insanın kendine tuttuğu o puslu aynadır. O aynaya baktığımızda bazen çocukluğumuzun tozlu yollarını, bazen bir bahar sabahının ilk ışığıyla ısınan toprağın kokusunu, bazen de yitirdiğimiz bir dostun içimizde bıraktığı o derin sızıyı görürüz. Bir yazarın ustalığı, o sızıyı kelimelerle bir nakış gibi işlemeyi başarabilmesindedir.

Bizim medeniyetimiz, susmanın da bir lisan olduğunu öğreterek büyütür bizi. Bir bakışın, bin cümleye bedel olduğu anlar vardır. Yazdığımız her satır, aslında söyleyemediklerimizin bir yankısıdır. Tıpkı kışın kar altında uyuyan tohumun, baharı beklemesi gibi; yazarın zihninde de kelimeler, tam vaktini bekleyen birer müjde gibidir.

Şimdi kalem, o kadim geleneğin emanetçisi olarak elden ele geçiyor. Mesele, sayfaları doldurmak değil; mesele, o sayfaların arasına bir parça samimiyet, bir nebze hakikat sığdırabilmektir. Hayatın hızına aldanıp o incecik çizgiyi kaçırmamalı insan. Çünkü her şey geçer, geriye sadece kalpten kalbe kurulan o görünmez köprüler ve onların hatırası kalır.

Gönül sultanımız Yunus Emre hazretlerinin asırlar öncesinden bize seslendiği gibi biz de kendi sözümüzü şu hakikatle mühürleyelim:

"Benim bunda kararım yok, ben bunda gitmeye geldim,

Bezirgânım metaım çok, alanlar satmaya geldim."

Zeynep Hazal Miliç-Samsun

ŞİİR

Köy evim

Yaslanmış dağ eteğine

Yaslı çatak eteğine

Güneşten enerjisine

Bittim sarı çiğdemine

Köy evimi çok özledim

*

Plastikten kovasını

Duvar dibi musluğunu

Tombul, koca su küpünü

Köy evimi çok özledim

*

Yaprak vermiş ayva ağcı

Gölgesinde ninem, bacı

Gözlemeye koymuş sacı

Köy evimi çok özledim

*

Kiler oda yazın serin

Hadi kızlar gari gelin

Şu kilimi seriverin

Köy evimi çok özledim

*

Altta mööler inek, tosun

Üst kat ısçak olur kışın

Yalak suyu kokar yosun

Köy evimi çok özledim

*

Hayli zaman gidemedim

Ayranını içemedim

Ninem elin öpemedim

Köy evimi çok özledim

Rıdvan Üzel

TARİHTEN BİR YAPRAK

BEDESTEN: Kumaş ve kıymetli eşyalar satılan kapalı çarşı. Türk İslam kültüründe görülen bedestenler, kubbeli iki tarafı dükkânlarla kaplı, taştan yapılmış emniyetli alışveriş merkezleriydi. Selçuklular zamanında başlasa da Osmanlı’da 15. asırdan itibaren Anadolu ve Anadolu dışında yaptıkları bedestenlerin kimileri bugün bile faaliyetine devam etmektedir. Bedestenlerin en meşhurları olarak, İstanbul'da Kapalı Çarşı, Galata Bedesteni, Bursa, Edirne, Tekirdağ, Manisa, Gelibolu, Merzifon, Amasya, Tokat, Vezirköprü, Ankara, Mahmud Paşa bedestenleri sayılabilir. Bedestenlerin düzenli ve emniyetli bir koruma teşkilatı vardı. Bedestenler aynı zamanda bulundukları şehrin emniyet sandığıydı. Şehir halkı, ağzı mühürlü sandıklarını kasalarını buraya koyar, karşılığında da bir makbuz alarak gönül huzuru ile bırakıp giderdi. Sahibi geldiği zaman bir Bölükbaşı'nın nezaretinde sandığın konulduğu mahzene gidilir, emanet sahibi sandığından alacağını aldıktan, koyacağını koyduktan sonra mühürleyip mührü Bölükbaşı’na gösterirdi.

Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.