İnsan bazen kendi sözünden yorulur. Gün boyu konuşur, anlatır, yorum yapar; akşam olduğunda ise içinde tarif edemediği bir ağırlık hisseder. Sanki çok şey söylemiş ama az şey anlatmıştır. Bir cümle fazla kaçmış bir yerde susması gerekirken devam etmiştir. İşte o an insan, kelâmıyla yüzleşir.
Bu çağın en belirgin tarafı, konuşmanın yersiz hâle gelmesidir. Eskiden söz, mecliste söylenir ve orada kalırdı. Şimdi bir cümle saniyeler içinde binlerce yere ulaşabiliyor. Bir haber düşüyor, hemen hüküm veriliyor. Bir görüntü yayılıyor, anında taraflar belirleniyor. Sükût ise çoğu zaman eksiklik gibi görülüyor.
Hâlbuki susmak her zaman yenilgi değildir. Bazen susmak, kalbi korumaktır. Bazen susmak, kırmamak içindir. Bazen de insan, kendi nefsini dizginlemek için susar. Çünkü her söz doğru olsa bile, her yerde ve her üslûpla söylenmez.
Konuşmanın bir hazzı vardır. İnsan konuştuğunda görünür olur fark edilir, alkış alır. Nefis de bundan hoşlanır. Fakat söz, hakikat için değil de kendini göstermek için söylenmeye başladığında işte o vakit ağırlığını kaybeder. Kelâm hafifler, gönül ağırlaşır.
Eskiler, sözün azını makbul sayardı. “Söz gümüşse sükût altındır” derken, susmayı yüceltmekten ziyade ölçüyü hatırlatırlardı. Çünkü az ve yerinde söylenen söz, kalpte iz bırakır. Sürekli konuşan değil; gerektiğinde susabilen insan güven telkin eder.
Bugün yaşadığımız birçok kırgınlık, düşünülmeden sarf edilen birkaç kelimenin eseridir. Oysa bazen bir adım geri çekilmek, bir cümleyi yutmak, bir tartışmaya girmemek hem insanı hem de muhatabını korur. Sükût, zayıflık değil; kendini tutabilme kudretidir.
Belki de bu gürültü çağında en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, biraz durmaktır. Biraz dinlemek, biraz beklemek, biraz da içimize dönmek… Çünkü hakikat çoğu zaman bağırarak gelmez. Sessizce yaklaşır. Onu fark edebilmek için de insanın içindeki gürültüyü azaltması gerekir.
Söz kıymetlidir. Fakat her kıymetli şey gibi ölçü ister. Yerinde bir cümle, uzun nutuklardan daha tesirlidir. Ve bazen bir susuş, insanın en doğru cümlesi olur.
Selman Devecioğlu
ŞİİR
Dünya hâli
Gelir ve gider, bulutlar, kaybolan o vakitleri
Yağmurca dökünce, anlar kişiler, bu rahmetleri!
Karıncalar, apar topar, kaybolan saniyeleri
Taşırlar, saklarlar; anlar kişiler, bu zahmetleri!
Alnına yazılan kader, kaybolan o zamanları
Yaşata yaşata, anlar, kişiler, bu dersleri!
Amaçları yoksa eğer, kaybolan gün, geceleri
Farkına varır da anlar kişiler, bu tövbeleri!
Durmadan ettikçe inkâr, kaybolan o değerleri
Kıymetliydi deyip, anlar kişiler, bu nimetleri!
Ömrü boşa geçenler, der: "Kaybolan o seneleri
‘Ziyan ettim!..’ O vakt, anlar kişiler, bu vefaları!
Savruk hayat, borç öder! kaybolan o itibarları
Altına denk tutar; anlar kişiler, bu hataları!
Resul’üne, eshap koşar, sorarlar, ömürlerini!
"Son nefes!" buyurur. Anlar kişiler, bu imanları!
Rıdvan Üzel
KELAM-I KİBAR KİBAR-I KELAMEST
(Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür)
Din büyüklerimiz buyurdular ki: "Allahü teâlâ, sadece bu ümmete beş şey vermiştir ki, bunları başka ümmetlere vermemiştir.
1- Ramazanın birinci günü, Allahü teâlâ oruç tutanlara rahmetle bakar, rahmetle baktığı kuluna hiç azap etmez.
2- Oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya çok güzel gelir. Allahü teâlâ oruçlunun ağız kokusundan daha güzel bir koku yaratmamıştır.
3- Allahü teâlâ, oruçlu için bir melek yaratır, o melek o oruçluya devamlı dua eder, istiğfar eder. Melek günahsız olduğundan duası muhakkak kabul olur.
4- Oruç tutanlara sadece ramazan orucu için Cennette ayrıca köşk verilir. Başka köşkleri de varsa da ramazan orucu için çok güzel, ayrı bir köşk daha verilir.
5- Ramazanın son günü, oruç tutanların bütün günahları affedilir."

