Kaydet
a- | +A

ATASÖZÜ

 

Bir elin nesi var, iki elin sesi var...

 

Ya öldüyse, ya öldüyse…

Daha yarım saat kadar önce telaşla ve korkuyla döküldü dudaklardan, ona derin bir merhamet ve acıyla bakan gözlere karanlık bir gecede.

Ve bundan tam yirmi iki saat önce, ağza alınmayacak küfür ve hakaret sözleri…

İki çocuklu hem de ikiz, zarif ve çaresiz bir kadına sarhoş, pis bir ağızdan döküldü; belki de artık duyulmaktan usanılmış, yüz kızartıcı bu sözler. Ok gibi saplandı bir anne yüreğine, tahayyül. “Sus” dedi kadın. “Bağırma! Yeter artık saçmalama! Sus, n’olur, sus bağırma!”

İki minik, ikiz…

Bir beton alttan tahsilli idealist -belki o an kırıldı bir masa, yerinden hoyratça koparılıp fırlatıldı kenara hacimli bir eşya ya da kadın ve adam arasında çekiştirildi bir mobilya, tahayyül-  korktu ve telaşlandı yatağında.

Aklında zarif kadın ve iki minik, hem de ikiz…

“Sus!” dedi adam. “Bağırma, gel gel bu yana! Dur tamam, sus tamam bağırma!”

Çekiştirdi, belki sürüttü yerde, tahayyül. “Sus bağırma tamam, gel gel buraya...” Sarıldı muhakkak; ağzını, başını göğsüne bastırdı,“sussun” diye.

Tahayyül ama muhakkak… Hırladı uzun süre, hırladı katil olduğundan şüphe duyan…

Ya öldüyse, ya öldüyse…

Bundan yarım saat kadar önce telaşlandı tahsilli idealist. Bu defa da yine üç can için. Bu defa kendi canları için. Zonkladı beyninde “ya öldüyse, ya öldüyse!” Ya Rabbi ne duymuştu kulakları? Kan beynine sıçradı. Gece yarısı üç… Bundan yirmi iki saat önce belki yirmi üç… Bir türlü bitmedi o gece... Ne bir beton yukarıda ne bir beton aşağıda...

İki minik, hem de ikiz…

Gözleri tavanda acıdı onlara, telaş ve korkuyla tahsilli idealist. Kâinat yıkılıyordu dört duvar arasında, -sus diyordu kadın- gök yere düşmüştü, dağlar un ufak; denizler kızılca taşmıştı.

Üç can, zarif kadın ve iki minik hem de ikiz. Hırlayan, susturan, susturamayan ve belki olaylara sonradan dâhil olan...

Muhakkak ama tahayyül…

            Hatice Tokel

 

 

 

ŞİİR

 

            Şehit Mehmet’e mektup

 

           (18 Mart 1915, Çanakkale Şehitleri Anısına)

Kurşun yağmurundan çıkıp geleceksin Mehmed'im

Yağmur gözlerinden çıkıp gelecek

Her öğle üzeri Çanakkale'de Mehmed'im

Cenaze namazını kılacaklar

 

Çanakkale ve yapraklar sararmış etrafında

Boğaz'a kanat vurup bir rüzgâr geçiyor

Geceler, ''Saat üç, hadi kalk!'' diyecek

Ve sen yağmurdan çıkıp geleceksin

Mehmed'im

 

Gözlerine bakıp sanki ''Gel!'' diyeceğim

Sanki ''Yiğidim!'' diyeceğim

Aydınlanacak gözlerim

Yıllar sonra bir gün rıhtımda

Suya bakıp titreyecek dudaklarım

Her öğle üzeri Çanakkale'de Mehmed'im

Cenaze namazını kılacaklar

 

İnsan kendine rağmen yaşayamaz

Kalbimiz beyaz derken biz siyah diyemeyiz

Diyemeyiz Mehmed'im

 

Sen daima inancımın adaletinden bahsederdin

Yapraklarını döker ıhlamur ağaçları şehitlikte

Ben içimde müstesna bir buluşma bahçesi donatırım

Bembeyaz

Bembeyaz Mehmed'im

 

Ağaçlar çocuklar gibi ellerini çırpar

Ta Çanakkale Boğazı'ndan yankılanır sesin

Geceler, ''Saat üç, hadi kalk!'' diyecek

Ve sen yağmurdan çıkıp geleceksin

Mehmed'im

                                      Rıdvan Üzel

 

 

 

UNUTULMAZ OLAYLAR

 

ŞIPKA GEÇİDİ: Şıpka Geçidi, Bulgaristan’ın tam ortasında Balkan dağları üzerinde, 1329 metre rakımlı ve askerî açıdan stratejik bir geçittir. Aslında Şıpka, kelimenin tam anlamıyla tepelerin arasından geçilen bir geçit yeri değildir. Aksine tepelerin üzerinde seyreden bir engebeli yol vardır. Osmanlı tarihi açısından Şıpka Geçidi ve orada verilen kanlı muhabereler çok önemlidir. Şıpka Geçidi'nin bizdeki en unutulmaz anısı “93 Harbi” dediğimiz 1877-78 Rus Savaşı’nda en kanlı muharebelerin bu “Şıpka Geçidi”nde yaşanmış olmasıdır.

Dönemin Rus ordusu zorlu savunmalara rağmen geçidi geçmeyi başarmıştır ama Müşir Osman Paşa savunma savaşına yeni prensipler getirerek, Plevne’de düşmanı üç defa mağlup etmeyi başarmıştır. Üçüncü Plevne zaferinden sonra Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından Gâzi unvanı verilmiştir.

ÖNE ÇIKANLAR