Bundan elli sene öncesinde hemen her köyde hemen her ailenin koyunları, keçileri, inekleri, öküzleri vardı. Tavuk kaz ördek gibi küçük evcil hayvanların esamesi bile okunmuyordu... Yumurtaya para verilmezdi. Tere maydanoz soğan marul herkesin bahçesinden sofraya taze kopartılıp getirilirdi. Hemen her ailenin evi yanında sebze ve meyve bahçesi vardı. Herkesin elma, armut, erik, dut, kayısı, şeftali ağaçları vardı. Soğan, patates, fasulye, biber, domates, marul, pancar, yer elması, salatalık vb. sebil gibiydi...
Sonraları ne oldu ise azar azar önce teknolojiyle tanıştık, modernlik bize pek zarif şeyler sunmaya başladı. Rençperlik etmesinler okusunlar da kendilerini kurtarsınlar diyerek çocuklarımızı şehirlere yönlendirdik. Burada da abarttık. Herkes okuyacaksa geride kim kalacaktı? Sebzeyi meyveyi kim yetiştirecek bu çifti çubuğu kim yapacak kim yürütecekti?
Tamam modernlik gelerek tarlalar kolay sürülüp biçerdöverlerle tırpana gerek harman olmadan işler kolaylaşıvermişti. Ama insanın toprağa ait oluşu gerçeği aklımızdan uçup gitmişti. Toprak olmadan bitkiler ve ağaçlar nasıl kurursa topraktan kopan insan da öyle kururdu... Öyle olmadı mı? Sebep ne olursa olsun, içeriden dışarıdan kimler ne akıl verirse versin, teşvikler yönlendirmeler ne yapılırsa yapılsın sonuçta biz bir şekilde köylerden ve topraktan elimizi ayağımızı çekmeye başlamadık mı? Başladık.
Şimdi yıllar geçti gitti hepimiz okuryazar olduk... Geri dönüp baktığımızda köyleri bıraktığımızı fark ettik. Şimdi eyvah edip “hadi gel köyümüze geri dönelim” desek de köylerde; bırakın ekip biçmeyi, bırakın evcil hayvan beslemeyi yaşayan insan kalmadı, hayat kalmadı.
Zekeriya Göynük
ŞİİR
Haydi gidelim
Şu fâni dünyaya meyletme gönül
Haydi, bana yoldaş ol da gidelim
Derdimi deşip de söyletme gönül
Dosta giden doğru yolda gidelim
Haydi, bana yoldaş ol da gidelim...
Gel, benden hiçbir şey beklemeden gel
Gel, sözüme bir söz eklemeden gel
Gel, derdime dertler yüklemeden gel
Gel, dipsiz deryaya dal da gidelim
Gel, benimle sırdaş ol da gidelim...
Kavurup yaksa da ateş-i firak
Düşelim yollara bu menzil ırak
Elinde dünyalık ne varsa bırak
Sâdece sevdanı al da gidelim
Haydi, bana gardaş ol da gidelim...
Gidelim, bilinmez yerlere nice
Gidelim durmadan gündüz ve gece
Gidelim, çözülmez zorlu bilmece
Gidelim, cevabı bul da gidelim
Gidelim, arkadaş ol da gidelim...
Aldanma duracak dönen küreye
Dikkat et, su gibi geçen süreye
Sorma; "kim, ne, nasıl, neden, nereye"
Velev ki en kızgın çölde gidelim
Haydi, bana candaş ol da gidelim...
Mevlâ ateşiyle yanıp, pişelim
Pişip de tez elden yola düşelim
Dostlarla son defa helâlleşelim
Kuş uçur, bir haber sal da gidelim
Aç kolunu sarmaş ol da gidelim...
Kadir Çetin
BİTKİLERİN DİLİNDEN
IŞKIN: Yöresel olarak Işgın da denilen bu bitkinin bilimsel ismi ise “Rheum ribes” olarak geçer. Familyasını da yazalım da araştırmacılarımız için tam olsun Kuzukulağıgiller, latincesi de “Polygonaceae”...
Ülkemizde bilhassa Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizin yüksek rakımlı dağlık bölgelerinde yetişir. Muz gibi soyularak yenilebildiği gibi çeşitli tat ve şekillerde de tüketilebilir. Işkının turşusunu da yaparlar, kavrularak da yenilir, reçeli de bölge insanının bildiği ender lezzetlerdendir. Vücuda çok faydalıdır. Soyulup yenirken kalın, ekşi-mayhoş sapları vardır. Kökü kaynatılarak da tüketilir. Işkında C vitamini bolca mevcuttur. Sadece o mu demir kalsiyum potasyum gibi minerallerce de zengindir. İyi bir antioksidan bitkidir. Kan şekerini dengelediği belirtilir. Balgam söktürücü olduğu gibi idrar söktürücü özelliği de vardır. Antibakteriyel bitkilerdendir.
Bu aylarda bazı pazarlarda da satılmaktadır... Sağlığınız için doktorunuza danışınız.

