Kaydet
a- | +A

Dünyada ve Türkiye’de “Türkistan” denildi mi ilk akla gelen isimlerden birisi de Dr. Baymirza Hayit’tir. Ömrü sürgünlerle, Türkistan davasıyla geçti.

Baymirza Hayit eziyet karşısında susmamış, gece-gündüz bağımsızlık için mücadele etmiş. Kitaplar yazmış, toplantılar tertiplemiş. İstemiş ki “bu çileye düçar olan garip ve mağdur Türklerin sesi olayım” Rejim, Hayit’in halkı uyandırmasını tehlike görmüş, vatanı olan Özbekistan’dan sürgün etmiş. Ama onu hiçbir şey yıldırmamış. Ömrünün son demlerinde çok sevdiği İstanbul’a gelmiş, çeşitli ziyaretlerde bulunmuş. Hep şunu söylermiş: “Türkiye’deki gençlik, Türkistan tarihini doğru öğrenirse, işte kurtuluş o zaman başlamıştır.”

Aile dostlarından İstanbul Çapa Tıp Fakültesi’nde hoca olan Ayfer Hanım, kendisi ile 50 yıl sonra doğduğu topraklara dönüşünü, beraber yaptığı yolculuğu şöyle anlatmaktadır:

“Doğduğu topraklara 50 yıl sonra dönmesi onda sarsıcı bir etki yaptı. Son derece heyecanlıydı. Kim bilir aklından ne karışık duygular geçiriyordu. Uçaktan inip dışarı çıkınca toprağı öptü. Etrafı resmî yetkililerce çepeçevre sarıldı. Her yerde izzeti ikram... Doğduğu Özbekistan’ın Fergana Vadisi’ne doğru yola çıktık. Tam bir Türk köyü... Merasimler yapıldı, halk onun ağzından çıkacak sözlere kilitlenmişti. Her konuşması heyecanla alkışlanıyordu. Ne olduğunu anlamadan etrafımızı polisler sardı. 'Derhal Özbekistan’ı terk edin' dediler. Meşakkatli bir yolculuktan sonra gün ağarırken Taşkent’e geldik. Bir taşın üstüne çöküşünü hiç unutamıyorum. İkinci defa vatanından çıkartılıyordu. Bu ona çok ağır geldi...”

Türkistanlılar onu hep alkışladı ama anlayamadı. Neden? Bu soru hep cevapsız kaldı. Ortaya koyduğu yüksek idealler, ne yazık ki gereğince yerine getirilemedi. Ama bir gün suladığı çiçekler yeşerecek. Türk gençliği tarihini öğrenecek, onun nasıl bir idealizme sahip olduğunu fark edecek. Ardından onlarca eser bıraktı. Aşıladığı fikirler, bugün meyvelerini vermeye başladı. Zira o “dostluklar çiçek gibidir, bakım gerekir yoksa kaybedersin” derdi. Gençliğimizin bu ismi ve eserlerini iyi anlama ve araştırması dileğiyle…

          Ahmet B. Can

ŞİİR

    Özgür ŞuŞa

Yirmi sekiz yıllık hasret

Bitti artık nihayet

ŞUŞA’da bayram yapıyor

Tek millet iki devlet

Şuşa’da ezan sesi

Susmayacak inşallah

Dağlık Karabağ özgür

Hür kalacak inşallah.

Ermenistan geldi tuşa

Özgür artık şimdi ŞUŞA

Azerbaycanlı gardaşım

Türkiye’mle sen çok yaşa.

Gardaşımızın sevinci

Bizim de sevincimiz

Hedefimiz Erivan’dır

Bunu böyle biliniz.

Durmak yok hep ileri

Şimdi sıra Nahçıvan’da

Dağlık Karabağ’dan sonra

Piknik bekler Erivan’da

Türkiye’yle Azerbaycan

Tek millet iki devlet

ŞUŞA bağımsız şimdi

Hedef Turan’dır elbet.

    Süleyman Usta-Espiye/Giresun

UNUTULMAZ İSİMLER

BABÜR ŞAH: Hindistan’da en büyük İslam Devleti olan Gürgâniye Devletinin kurucusu. 14 Şubat 1483’te Fergana’da doğdu. 1493’te babasının ölümü üzerine Fergana hükûmetine vâris oldu. 11 sene Özbek ve Tatar melikleri ile savaş edip nihayet hâkimiyeti sağlayamayacağını anlayarak güneye indi.

1504’te Kabil’i fethedip kendisine başşehir yaptı. Aynı zamanda Gazne’yi aldı ve kısa zamanda Afganistan’ın büyük bir kısmını içine alan bir devlet kurdu. 1511 Ekiminde Semerkant İmparatorluk tahtına oturdu. Bir ay sonra Taşkent’i, Buhara’yı aldı, bütün Mâverâünnehr’e hâkim oldu. Fakat bir müddet sonra, Özbekler tarafından ata yurdundan kovuldu.

Babür Şah, 1519’da Hayber’i geçerek, Hindistan’a girdi. Pencab’a düzenlediği beş sefer sonunda bütün kuzey Hindistan’ı fethetti. 1525’te Hindistan’ın tamamını fethetmek üzere Kabil’den ayrıldı. 1526’da, yani Osmanlıların Mohaç Zaferinden birkaç ay önce, Paniput Meydan Muharebesinde Sultan İbrahim Ludi’nin 100.000 asker ve 1.000 filden oluşan büyük ordusunu yendi. Bu zaferle Babürlüler (Gürganiye) Devletini kesin olarak kurdu (1526). Böylece Hindistan, Türk İmparatorluğu tacı Babür’e geçti.