Eminim herkesin kafasında aynı soru var. 10 yıl boyunca bütün yatırımı, şimdilerde ‘paralel’ dediği yapıya yapan AK Parti, yeniden eski Türkiye’nin avucuna düştü. Bu durumda Yeni Türkiye nasıl olacak?
***
Şükür…
Fırtınalı bir seneyi daha sağ-salim geride bıraktık.
2014, milletin, iradesine yapılan saldırılara en net cevabı verdiği bir yıl olarak tarihe geçti.
Başta Cumhurbaşkanlığı seçimleri olmak üzere, 2014 “Türkiye’nin dönüm noktası” oldu.
Ama henüz hiçbir şey bitmedi…
Çünkü…
Bu ‘halk devrimi’nin devamını öncelikle 2015 seçimleri belirleyecek.
Mesele, sadece AK Parti’nin ilk defa Ahmet Davutoğlu ile sandığa gitmesi değil…
Halk adına, bedeller göze alınarak elde edilen bütün kazanımların Anayasal korumaya alınması…
Bunun için Anayasa’yı değiştirebilecek çoğunluğun sağlanması...
Ne acı değil mi?
Bunu yapabilmek, sadece AK Parti’nin alacağı oya bağlı.
O zaman, halkın oy verdiği partiler Meclis’te niye var?
Onun yorumunu da size bıraktım.
***
Burası zor coğrafya…
Öyle bir kıskaca almışlar ki bizi, çöz çöz bitmiyor.
Tam bitti diyorsunuz, hooop her şey yeniden başa dönüyor.
Tıpkı ‘paralel’de olduğu gibi…
Daha düne kadar bel bağlanan, askerî vesayetten kurtulmak için umut olan kimdi?
İktidar, şimdi kurtulmaya çalıştığı yapının elemanlarını, devletin en kritik, en ücra noktalarına eliyle yerleştirmemiş miydi?
Ya da en azından göz yummamış mıydı?
Oysa…
Bunların hepsi, “halk ne istiyorsa o olsun, kimse karşısında emir buyurmasın” denildiği içindi…
Sonrası…
O yapı, sadece AK Parti’ye değil, bu ülkeye değil, bu ülkede dinini özgürce yaşamak isteyen Müslümanlara da ihanet etti.
Hoş, yürüttükleri projelerden niyetleri baştan belliydi ya, neyse!..
***
Şimdi önemli olan bundan sonrası…
İktidar her alanda muktedir olamadı…
Olduğunu sandı ama, onca uğraş çöpe gitti…
Şimdi bu işi daha doğru yapmalı…
Gerçekten yepyeni bir Türkiye istiyorsak, bunun çözümü kadrolaşma değil, anlaşıldı.
Yapılacak şey; her alanda bir zihniyet devrimi…
Toplumun her kesiminin bunu özümsemesi…
Tıpkı Kürt vatandaşlarımızın çözüm sürecini benimsemesi, sahip çıkması gibi…
Ülkesini seven hiç kimseyi dışlamadan, aynı hatalara düşmeden…
Bürokrasi, baştan aşağı yeniden ele alınmalı…
Atanmışların milli irade üzerindeki tahakkümü kalkmalı...
Yargıda, emniyette, milli eğitimde, sağlıkta, belediyelerde, bürokrasinin her alanında…
Hatta medyada, sanat camiasında, iş dünyasında…
Sadece ahlaklı, dürüst, ülkesine gönül vermiş insanlar yetiştirilmeli.
Bir yapıya körü körüne bağımlı olmayan, ideolojik düşünmeyen, sadece ülkesinin menfaatlerini esas alan herkese ihtiyacı var AK Parti’nin…
Kimsenin saçına-başına bakmadan…
Büyük bir toplumsal uzlaşma sağlanmalı…
Bu ülkede “laiklik”, İslam düşmanlığı olmaktan ebediyen çıkmalı.
Millet, 2002’ye kadar olduğu gibi, laf olsun diye sandık başına çağırılmamalı.
Halkın iradesi, gerçek anlamda güvenceye alınmalı.
Ve bu ülkede bir daha hiç kimse ayrıcalıklı olamamalı.
***
Peki, bu mümkün mü?
Bakın, ben size önemli bir şey söyleyeyim…
Her yanımızı ahtapot gibi saran yapıları kuranlar, bundan sonrası için tedbirini çoktan almıştır.
Nasıl ki, PKK’dan sonrası için IŞİD hazır edilmişse…
Bunun da yedeği mutlaka vardır.
Ne acıdır ki, biz daha “paralel devlet” diye bir şey bilmezken, sızan İmralı Tutanakları’nda bunu ilk teröristbaşı Abdullah Öcalan söylemişti.
İnternetten bulup, bir de şimdi okuyun…
Ne diyordu;
“Türkiye’de 3 koldan paralel devlet çalışması var. Sıradan lobiler değil. ABD’de Yahudi, Ermeni ve Rum lobileri stratejik ve taktik müdahale ediyorlar. Her üçü de Anadolu çıkışlıdır. Sözde bir hükümet var, sözde bir parlamento var. CHP ve MHP paralel devletin izdüşümleridir, basit aletleridir. AKP’ye de, medya ve iş adamlarına da sızmışlar. Sadece MİT kalmış. Emre Uslu, Mehmet Baransu MİT’i hedef aldılar. Arkalarında devasa bir güç var…”
İtibar etmesen de, söyleyen önemli…
Öyle ya!
Bu ülkedeki karanlık dehlizleri ondan daha iyi kim bilebilir ki…
Dediklerinde ne kadar haklı çıktı, asıl ona bakmalı…
7 Şubat’ta olduğu gibi, Gezi’de, 17-25 Aralık darbe operasyonlarında ve sonraki seçimlerde kim, nerede durdu…
Kim ne dedi, ne yaptı…
Partisinden 8 önemli isim, kaset şantajlarıyla istifa etmek zorunda kalan Devlet Bahçeli…
Aynı yolla koltuktan indirilen Deniz Baykal paralele neden sessiz kaldı?
Bunları anlayabilen var mı?
***
Türkiye, son yıllarda büyük badireler atlattı ama, elbette yara da aldı.
Hoş, biz bu zorluklara şerbetliyiz…
Ne ihanetler gördük…
Evelallah aşarız!
Bütün mesele uyanık olmak, bundan sonrasına tedbir almak…
En başta da, ekonomide…
Rusya’ya operasyon çeken, bizi de ihmal etmez herhalde...
***
Siyasete gelirsek…
Bu muhalefet, bu kafayla iktidara alternatif olamaz…
Ama bu partilere oy verenler de, bizim insanımız.
Ne yapıp ne edip, hepimiz kucaklaşmalı, bir şekilde uzlaşmalıyız.
Bu ülkede darbe yapılıp halkın iradesi alaşağı edildiğinde, kaybedenin Türkiye olacağını iyi anlatmalıyız.
Amma AK Parti’ye, ama CHP’ye, ama MHP’ye, ama HDP’ye, ama paralele…
Bunlara bir şekilde gönül vermiş insanlara aynı gemide olduğumuzu,
İdeolojilerini koruma uğruna gerçeklere gözlerini yummamayı,
Önceliklerinin her zaman ülke menfaatleri olduğunu ne yapıp, ne edip öğretmeliyiz.
Bunu başarabilirsek, işte o zaman gerçek Yeni Türkiye olacağız…

