Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Dünya, Dolunay, Türkiye ve Kıbrıs
0:00 0:00
1x
a- | +A

Geçmişi, bugünü ve geleceğiyle Kıbrıs’ı konu alan bu yazıya manşetteki ikiz teşbihin hakkını vermek için ‘uydu’ kelimesinin üç dildeki anlamının mukayesesi ile girizgâh yapalım.

Önce Türkçe… Uydu, Türkçedeki tabi olma, takip etme anlamlarındaki ‘uy’ fiilinden türemiş bir ad. Uydunun astronomideki anlamı, bir gezegenin çekim alanında bulunarak onun çevresinde dolanan daha küçük gezegen. Mecazi anlamı ise şu: İşlerini daha güçlü birinin isteğine uyduran devlet/kurum/kişi.

Ay; astrofiziğin meşhur kütle çekim yasası doğrultusunda dünyanın çekimine tabiidir, ama öte yönden kendisinin de metcezirde gördüğümüz üzere bir çekim gücü vardır. Kıbrıs da -uydumuz olduğu hâlde- Türkiye’ye bir çekim gücü uygular.

Gelelim ‘uydu’nun İngilizcedeki karşılığına… Bu dilde ‘astronomik’ karşılık ‘Moon’, yani Ay kelimesidir. Satellite da kullanılır, ancak bu kelime aynı zamanda insan yapımı uyduları da ifade eder.

Şimdi de kavramın; 2020 sonrası ABD’nin ve kıta Avrupasının, 2024’ten itibaren de katliamcı Netanyahu rejiminin kışkırtmalarına kapılıp silahlanmaya çalışan Yunanistan’ın dilindeki karşılıklarına bakalım hızlıca. Yunancada ay, fengári kelimesiyle dillendirilir. İnsan yapımı uydu da doryfóros sözcüğüyle ifade edilir. Demek ki üç dilde de uydunun, köküyle en bağlantılı anlamı Türkçedeki. Çünkü fiilden türemiş.

‘ASLINDA HİÇ KİMSE UYUMUYORDU’

İmdi… Kavramsal çerçeve oturduğuna göre artık Kıbrıs meselesinin dehlizlerine inebiliriz. 1571’i, yani Osmanlı İmparatorluğu’nun fethiyle başlayan süreci milat alalım. Bu süreç 1878’e, Ada İngiltere’nin himayesine girene kadar devam etmiştir. O sene Kıbrıs, 92 bin altın karşılığında İngiltere tarafından kiralandı ve Birleşik Krallık, 20. yüzyıl başında Ada’ya ‘çöktü’.

1931’den itibaren Rumlar Enosis, yani Yunanistan’la birleşme amacıyla ayaklandı. 1950’de Doğu Ortodoks Kilisesi, Türk toplumunun boykot ettiği bir referandum düzenledi. Yüzde 90 Enosis çıktı. Yok yağma Hasan’ın böreği!

1950’lerin ikinci yarısından itibaren Rumlar, Enosis’i hayata geçirmek için Türkleri katletmeye başladı.

İşte tam o noktada TMT, yani Türk Mukavemet Teşkilatı devreye sokuldu. TMT konusundaki en iyi kaynak, İsmail Tansu’nun Aslında Hiç Kimse Uyumuyordu adlı kitabıdır. Tansu ve ekibi, 1974 Barış Harekâtı’ndan 16 yıl önce bile Kıbrıs’taki Rum zulmünü önlemek için Ada’ya silah çıkarıyordu. Tansu ile vefatından 7 yıl önce, 2008’de Ankara’daki evinde röportaj yapmıştım. TMT projesinin nasıl hazırlanıp uygulandığını bana ayrıntılarıyla anlatmıştı. Özetleyeyim: İsmail Tansu, TMT’nin kuruluş projesi olan Kıbrıs’ın İstirdat (geri alma) Projesi’ni, kısa adıyla KİP’i hazırladı. Ağustos 1958’de TMT’nin ilk hücresi kuruldu. Kıbrıs Harekâtı’nın başladığı 20 Temmuz 1974’e kadar TMT üyesi 17 bin mücahit yetişti. 1958-74 evresinde ağırlıklı olarak Mersin Taşucu Limanı’ndan ayrılan tekneler, Ada’ya silah taşıdı; teknelerden biri -adı Elmas idi- 1959’da İngiliz gemisi tarafından tespit edilince mürettebat tarafından batırıldı.

SON BM ZİYARETİNDEN DE SONUÇ ÇIKMADI

Kıbrıs; tarihte olduğu gibi bugün de hem İngiltere’nin hem Yunanistan’ın hem de İsrail’in planlarının olduğu bir yer. Aslında ne İngiltere ne de İsrail bu konuda muhatabımız. Anlaşmazlık konusunda karşı taraf, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve de Yunanistan. Ki Türkiye, iki devletli çözüm dediğinden beri bu ikisi bile artık zorunlu muhatap değiller.

Geriye Gazze’deki insanlık dramını eli kolu bağlı izlemekten başka bir şey yapmayan Birleşmiş Milletler kalıyor. BM, çeyrek asır önceki Kofi Annan zamanlarından ve 2004 referandumundan beri Kıbrıs’ta işlevsiz. Ama gene de Ada’ya çok ilgililer. Yoğun gündemde gözden kaçtı, ama 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı zaferimizin 52. yıl dönümünün üzerinden daha bir hafta geçmişti ki Kıbrıs’a damladılar. Gelgelelim “BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 27-29 Temmuz arasında yaptığı Kıbrıs ziyaretinden somut bir çözüm planı ya da yeni bir takvim çıkmadı.”

Bir önceki cümle bana değil, İngiliz devlet televizyonu BBC’ye ait. Şimdi okuyacağınız da öyle: “Guterres, temasları kapsamında Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides ve Kıbrıs’ın kuzeyindeki Türk yönetiminin lideri Tufan Erhürman ile önce ayrı ayrı, sonra da üçlü görüşme gerçekleştirdi.”

Bak hele bak bak! Cümledeki İngiliz tilkiliğine bak! Nikos’a, hem de tekmil Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanı, Erhürman’a ise Türk yönetiminin lideri diyor. İngilizler böyledir; boşuna değil büyük yazarları John Fowles’un, başyapıtı Büyücü’de içten bir özeleştiriyle “Ne de olsa İngiliz’dik, doğuştan maskeli ve yalan söylemek için yaratılmış” demesi.

Nihayetinde görüşmelerden bir sonuç çıkmadı. Guterres, Ada’daki iki taraf ve garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin yeni bir 5+1 formatında konferans için uzlaştıklarını bildirdi. İlla İngiliz olacak yani. Olacaksa da olsun; çünkü tarihin bu evresinde İngiltere, Türkiye’yi karşısına alamaz.

İşte tam da bu noktada Ouroboros misali başladığımız yere dönüp, metnin manşetine yeniden varabiliriz: Kıbrıs, Türkiye’nin ‘uydu’sudur. Öyle uydusudur ki Türkiye, Dünya olsaydı Kıbrıs da Dolunay hâlinde bir Ay olurdu. Öte yandan Kıbrıs, mecazi manada aynı zamanda bayrağımızdaki hilâldir de. Dolayısıyla yörüngemizdeki ‘Ay’ı; uzak gezegenlere, misal Satürn’e (İngiltere), ya da ondan daha yakındaki Mars’a (Yunanistan ve ekürisi İsrail) kaptıracak hâlimiz yok.

Ferhat Ünlü'nün önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.