Murat Öztekin - Hong Joon-ho, Güney Kore sinemasının giderek yükselen, kendisiyle birlikte ülkesinin sinema çıtasını da ileriye taşıyan bir yönetmen. 2013 yapımı “Snowpiercer” filminde zengin-fakir gerilimini bir tren metaforu üzerinden anlatan Joon-ho, bu defa “Parazit” (Parasite) ile bir evin etrafında gelişen sınıf çatışmasına bizi şahit ediyor. Bu sene Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye alan eser, yönetmenin filmlerinde sık sık gördüğümüz Kang-ho Song, Sun-kyun Lee ve Yeo-jeong Jo gibi Asyalı oyuncuları bir araya getiriyor.

BODRUMDAN MANZARALAR
Filmin hikâyesi şöyle: Dört kişilik Kim ailesi şehrin kenar mahallelerinden birinde ayak manzaralı bir bodrum katında yaşamaktadır. Böceklerden yakınır, şifresiz WIFI ağı bulmak için evde dönüp dururlar ve pizza kutusu yaparak hayatta kalmaya çalışırlar. Evin oğlu Woo ve kızı Jung da bir türlü üniversiteyi kazanamamıştır. Derken bir gün Woo’nun arkadaşı evlerine hediye bir taşla gelir. Söylediğine göre bu taşın girdiği ev zenginliğe kavuşmaktadır! Anneleri “Keşke yemek getirseydi!” der ama taşı da bir köşeye koyar. Woo, bir anda arkadaşının tavsiyesiyle zengin bir ailenin kızına İngilizce dersi hocası olur. Bunun için üniversitede okuduğuna dair sahte belgeler üretirler. 

ÜÇ KÂĞITÇI SEFALET!
Derse gittiği yer ise babaları bir elektronik firmasında idareci olan Park ailesine ait lüks bir villadır. Woo,“kibar ve saf” olarak gördüğü Park ailesinin kızına ders vermeye başlar. Evde Picasso gibi görülen ortanca oğlanın da bir sanat hocasına ihtiyacı olunca Woo, kız kardeşini “uzaktan tanıdığı bir eğitmen” olarak evin hanımına tavsiye eder ve işe aldırır. Bodrum katından lüks villaya nakil bununla da sınırlı kalmaz. İki kardeş evin zavallı şoförünü kirli bir iç çamaşırı ile işsiz bırakır, yerine “Tanıdığımız tecrübeli bir şoför var” diyerek babalarını yerleştirirler. En son evin vefakâr hizmetçisi kovdurulur, anneleri yeni hizmetçi olur. Artık Kim ailesi -aile görünümünde olmasa da- lüks villayı parazit gibi sarmıştır. Kimler, evin sahipleri bir hafta sonunda kampa gittiğinde, günlerini gün etmeye karar verirler. Ancak eski hizmetçinin kapıyı çalması derinlerdeki bir çatışmayı gün yüzüne çıkarır...
Yönetmen Bong Joon-ho, hayatın iki tarafındaki iki aileyi filminde bir araya getirerek derinleşen sosyal eşitsizliklerin ve sınıf çatışmalarının çarpıcı bir resmini çiziyor.  Sadece “eşitsizlik” cephesinden hadiselere bakılıyor gibi görünse de farklı ideolojik cephelerden farklı okumalar yapılabilecek bir eser bu... Şurası kayda değer: Alışık olmadığımız üzere eserde zenginler kibar ve saf, bodrumdan gelenler üçkâğıtçı ve arsız. 
Bununla eşitsizlikten yakınan alt tabakaların, zekâsını kötü şekilde kullanıp kabiliyetli insanların hayatlarını karıştırması ve birbirlerini büyük bir hırsla ekarte etmelerine vurgu yapılıyor.  “Zenginlik taşını” yüklenen fertlerin, Neo-liberal dünyada nasıl parazitlere dönüştüğü ve küçük kötülüklerin neticesi de eserde ustaca resmedilen mevzulardan. Ama zenginlerin mantıksız işleri, fakirliğin zorluğu göz ardı edilmeden yapılıyor bu... Mesela sefalet, hiç çıkmayan bir koku olarak tasvir ediliyor.

SURATA TOKAT GİBİ 
Komedi, korku, dram, gerilim... “Parazit” bir türe sığdırılmayacak kadar geniş katmanlı ve sembolik unsurlarla dolu... Başlangıçta güçlü bir mizahla fakirliğin ve zenginliğin hâlleri hicvediliyor. Sonrasında ise hikâye dönüşerek kanlı bir şekle bürünüyor. 
Bong Joon-Ho alışık olduğumuz üzere seyirciyi sürpriz labirentlere sokuyor, karanlık kapıların ardına sakladığı hikâyeleri açığa çıkarıyor. Hasılı “Parazit” mülkiyet kontekstinde birtakım radikal fikirlere zemin aralama ihtimali olsa da derdini çok iyi anlatan, suratınıza atılmış bir tokat gibi…