BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Seslenirim duymaz hoca, yazarım görmez hoca!

Kutlu Doğum Haftası'nın nasıl ortaya çıkarıldığını ve nasıl amacından saptırıldığını manşetlerimize taşıdık.
Meselenin mahzurlu taraflarını kamuoyunun nazarı dikkatine sunduk. İnanılmaz bir yankı uyandırdı. Haber, sadece iki günde 60 milyondan fazla kişiye ulaştı. Şüphesiz bu, İhlas Medya'nın başarısıdır.
Fakat asıl önemli husus, dile getirdiklerimizin milletimizde karşılığının bulunmasıdır. Bu yüzden kar topu gibi yayıldı.
Neticede Diyanet'ten sorumlu bakan Numan Kurtulmuş, kutlamaların hicri Rebiülevvel ayına sabitleneceğini ifade etti.
Biz dedik ki...
1-) Kutlu Doğum Haftası, asırlardır olduğu gibi hicri takvime göre yapılsın.
2-) Muhtevası sulandırılmasın.
Haberin özü de yapılış maksadı da bu... Ne var ki bilip bilmeden, anlayıp kavramadan öyle yorumlar yapıldı ki...
Mesela Diyanet, haberimize cevap verirken "Hazreti Muhammed’i anmaktan ve tanıtmaktan vazgeçilmesini önerdiğimizi" iddia etti. Bu nasıl bir saptırma ve nasıl bir yanlış anlama?
Hele ki Görmez Hoca... "Bu milletin çocuklarına Resulü Ekrem’in ‘El Emin’ vasfını anlatmak hangi düşünceye göre bid’attir..." diyor.
Muhterem hocam, Peygamberimizi anlatmaya hangi ahmak bid'at diyormuş ki?
Ortalıkta taraftar bulmuş, neye kime hizmet ettiği belli olmayan bir zat da "Derin güçler emir verdi, TGRT ve Türkiye gazetesi Kutlu Doğum'a saldırdı" diyecek kadar uçtu.
En garip çıkışlardan biri, mahallenin abilerinden Ahmet Taşgetiren'den geldi. Neymiş, her şey bitmiş de bir bu mu kalmışmış!
FETÖ elebaşı, mukaddes kitabımızın mealini değiştirerek tahrif etmeye kalkarken, kelime-i tevhid ile oynarken, mukaddesatımızı "dinler arası diyalog" ile erozyona uğratırken niye böyle reaksiyon göstermediniz?
Aksine onların yayın organlarında kalem oynattınız. "Bir Gönül İnsanı" diye onu anlatan kitaplar yazıp "Fetullah Hoca çeteci ise ben de şimendiferim" dediniz.
Taşgetiren "Beni de Kutlu Doğum programlarına çağırıyorlardı, oralardan nemalanıyorduk" diye endişe taşıyorsa hiç üzülmesin. Biz Kutlu Doğum'un kaldırılmasına değil, haftanın zamanlamasına ve sulandırılmasına dikkat çektik.
O kadar!
 
İki Erdoğan
 
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Türkiye'yi 13 yıl sonra yeniden denetleme sürecine alınca bazı gazeteler âdeta bayram yaptı.
2004 yılında "AKP Türkiye’ye Papa’nın heykelinin önünde boyun eğdirdi" diye manşet atanlar, bugün tersi istikamette alınan kararı bahane ederek Erdoğan'ı tefe koydu.
Oysa:
* Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne en çok yaklaştıran da Erdoğan, Avrupa Birliği’ne en sert tepkiyi verip, ipleri kopma noktasına getiren de...
* Bedenini taşın altına koyup çözüm sürecini başlatan da Erdoğan, PKK’ya karşı en çetin mücadeleyi vererek örgütü bitme noktasına getiren de...
* 1939 Dersim katliamından devlet adına özür dileyen de Erdoğan, Alevilere paket üstüne paket açıp yaranamayan da...
* 1915 olaylarından dolayı Ermenilere zeytin dalı uzatan da Erdoğan, uluslararası arenada en çok başı ağrıtılan da...
* 1 Mayıs’ta Taksim’i solculara açan da Erdoğan, Gezi olaylarında o meydanda devrilmek istenen de...
Bu iki ayrı tablo "Erdoğan değişti" diyerek izah edilebilecek bir şey değil.
Erdoğan kimselerin cesaret edemeyeceği şeyleri yaptı ve kronik problemlerin üzerine gitti.
İyi ki de gitti. Bu sayede mahut kesimleri denedi. Denedi ve gerçek niyetlerini açığa çıkardı. Şimdi onların anladığı dilden konuşuyor...
 
 
Oynat Uğur'cum!
 
Ertuğrul Özkök, İzzet Çapa'nın "Konsolos" isimli restoranında yemek yemiş. Restoranın genç şefi ise Uğur Ekren imiş...
Uğur Ekren, Baterist Asım Ekren ile Zeynep Özal’ın oğlu, rahmetli Turgut Özal’ın torunu. Özkök genç aşçıyı yanına oturtup "Senin deden olağanüstü biriydi. Bu ülkeye liberal düşünce devrimini yaptıran insandı ve ben ona hayrandım. Onunla gurur duy" demiş.
Keşke biri de sorsaymış: Ey Özkök! Rahmetliye sırf namaz kıldığı için "takunyalı" diyen kimlerdi? Adını "hırsıza", "diktatöre" çıkaran kimin gazetesiydi? "Hacı Turgut Özal bugün Cumhurbaşkanı seçiliyor" diye manşet atarak askere selam çakan kimdi? Baterist damadını, Özal'ı küçümsemek için "davulcu" yapan kimin köşe yazarlarıydı?
 
Ahlak sorunu
 
Geçen hafta Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. İHA Paris muhabiri Özlem Kaplan'a sordum.
Nasıl oy kullandıklarını anlattı:
"Burada oy pusulası da zarf da çok alelade; basit bir kâğıttan ibaret... Üzerinde damga yok. Sadece zarfta 'İçişleri' yazıyor o kadar. Seçim öncesi belediye, seçmenlere posta yoluyla hem adayların programları bulunan bir broşür hem de pusula gönderdi. İsterseniz oyunuzu evinizde hazır edip sandığa götürebilirsiniz. Seçim günü kimliğimizle sandık başına gittik. Sandığın üstünde numaratör tarzında bir mekanizma var. Her oy atıldığında sayı ilerliyor. Böylece sandığa kaç zarf atıldığını görebiliyoruz. Bir tek fazla oyun çıkmasına imkân yok. Zarfa, aynı adayın 20 tane pusulasını bile koyabiliyorsun. Ama Türkiye'de insanlar şaşırıp yanlış kullanınca yeni pusula verilmiyor. Oysa herkes yanlış yapabilir. Fransa'daki sayımı gazeteci olarak takip ettim. Benim oturduğum masaya sayılmamış zarfları koydular mesela. Öylece bıraktılar. Esas olan güven. Burada güvenlik sandıkta başlayıp sandıkta bitiyor..."
İlginç değil mi?
Bakın referandumun üzerinden iki hafta geçti biz hâlâ mühürsüz pusulayı tartışıyoruz. YSK seçmene, seçmen sandık görevlilerine, partiler birbirine ve YSK'ya güvenmiyor...
Bunun temelinde de ahlak var.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
596597 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fatih-selek/596597.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT