BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Müslüman olanın geçmiş günahları silinir

Hasan Yavaş
Facebook
Cebrail aleyhisselam gelerek “Ya Resûlallah! Allahü teâlâ, Müslüman olanların cahiliyet devrindeki günahlarını affetti” buyurdu.
 
 
Eshab-ı kiramdan Dıhye-i Kelbî “radıyallahu anh”, iman etmeden önce zengin bir Arap melikiydi. Gayet zengin, yakışıklı, beyaz ve güzeldi. Peygamber Efendimiz, onun Müslüman olmasını çok arzu ederdi. Zira mevkii, itibarı ile etrafında ona bağlı yedi yüzden fazla kişi vardı. Onların da İslamiyet ile şereflenmeleri kendisine bağlıydı. Cebrâil aleyhisselâm, Kur’ân-ı kerimi Peygamber aleyhisselama getirirken ekseriyâ insan şeklinde gelirdi. Çoğu kere de, sahabe arasında, Dıhye ismindeki genç şeklinde gelirdi. Bu Dıhye ilk zamanlar îmana gelmemişti. Şam’a gider, orada ticaret yapar, çok para kazanırdı. Döndüğünde, Peygamber aleyhisselâma hediyeler getirir, Efendimiz de onun hediyelerini kabul ederdi. Ve kendisine; (Ey Dıhye! Yakışıklısın ve gençsin. Güzelsin ve zenginsin. Yazık değil mi? Öldükten sonra Cehenneme gideceksin) derdi ve ardından da: (Bir kerrecik ‘Lâ ilâhe illâllah Muhammedün Resûlullah’ söyle ve Cehennemden kurtul) buyururdu. Dıhye, Efendimizi hakîkaten sever, onu kırmak da istemezdi ve “bir düşüneyim, o da olur” gibi, tatlı sözlerle idare ederdi.
Bir gün, Efendimizin yanına gelmiş ve yine birçok hediyeler getirmişti. O ara, Efendimize dedi ki: “Yâ Resûlallah, yüzlerce defa Şam’a gittim, birçok papazlarla konuştum. Dikkat ettim, papazların sözleri birbirini tutmuyor. Aynı adam, başka zamanlarda başka türlü konuşuyor. Dikkat ettim, senin hiçbir sözün, hiçbir sözünü bozmuyor. Hep iyilikten, hep faydalı şeylerden bahsediyorsun. Ben anladım ki, sen Allah’ın peygamberisin. Ve ben Müslüman olmak istiyorum” dedi, (Kelime-i şehâdet) getirdi ve Müslüman oldu. Peygamberimiz, Dıhye’nin Müslümân olmasına çok sevindi. Ve Eshâbına: (Ey Eshâbım! Bu gece Dıhye’nin şerefine bizim evde ziyâfet var. Ziyâfete gelin!) dedi. Hatta, Peygamber aleyhisselâmın sofrasında, o gün üç türlü yemek vardı. Bir (et yemeği), bir (çorba), bir de (tatlı).
Dıhye-i Kelbî, Müslüman olmak isteyince Cenab-ı Hak, Resûl-i Ekrem’e bir sabah namazından sonra vahyederek, “Dıhye’nin kalbine iman tohumunun atıldığını” bildirdi. Biraz sonra Dıhye, Mescid-i Nebevîye girdi. Resul-i Ekrem “sallallahü aleyhi vesellem” omuzlarındaki elbisesini yere serdiler. Oraya oturmasını işaret buyurdular. Resûl-i Ekrem’in bu keremini gören Dıhye’nin gözlerinden yaşlar boşandı. Hürmetle, saygıyla: “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh” diyerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Bunun üzerine  Peygamber aleyhisselam, (Niçin ağlıyorsun, ey Dıhye?) diye sordu. O da: “Ya Resûlallah! Ben çok büyük günahlar işledim. Bu günahlarımın keffareti nedir? Malımın, mülkümün sadaka olarak verilmesi mi, yoksa öldürülmem mi gerekiyor?” diye cevap verdi. Efendimiz tekrar, (Ey Dıhye! Nedir günahın?) deyince, “Ya Resûlallah! Cahiliyet devrinin âdetine uyarak kız çocuklarımı öldürmüştüm.” İşte, tam o sırada Cebrail aleyhisselam gelerek, “Ya Resûlallah! Allahü teâlâ, Müslüman olanların cahiliyet devrindeki günahlarını affetti” buyurdu.
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
614830 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-yavas/614830.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT