BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Dünyayı temizleyicilerle kirlettik!

İrfan Özfatura
Facebook

Yeşil sabun ve tokaçla çamaşır yıkamak kolay değil, lakin bunun ne size zararı olur ne de tabiata. Efendim sabunun 5 bin yıllık bir mazisi var. Sümerlerden beri denenmiş, onaylanmış. Önceleri mürver ağacı, don yağı ve odun külü ile yapılır, sonra zeytin ve defne yağlarıyla. Fenikeliler taa Galya’ya kadar götürüp satarlar. Asr-ı saadet Medine’sinde çamaşır suyu hatmi çiçeği, sedir yaprağı ve çöven otu ile yumuşatılır. Türkler de soda, saparma, süt kökü, kaşık otu, herdemtaze, tavşankulağı gibi otları iyi tanırlar. “Simyacıların babası” Cabir ibni Hayyan sabun yapımı üzerine hayli detaylı yazar. Avrupa Orta Çağ kiri ve karanlığında iken Trablusşam sabun üssü olur, Akdeniz’in bütün limanlarına mal yollar. Onlardan gören Ceneviz ve Venedik de imalata girer (15. yy.). Marsilya, Kastilya derken piyasa renklenmeye başlar. Osmanlılar da çiçek sabunu, misk sabunu, hünkâri, paşa, alaca, kara, rahiyalı, Kandiye, Girit, Halep, leke ve fes sabunu ile cevap verir onlara. Edirneliler sabunu meyve gibi şekle sokar, itinayla boyarlar.

BASİRETSİZ GENERAL
1760’da Fransa’da 140 sabuncu vardır, 1804’de 360’ı aşar. Sadece zeytinyağı ile de kalmaz, don, koko, palm ve bilumum tohum yağlarını kullanırlar. Kimyager Leblanc tuzdan soda üretir, Chevreul ise sabun altı sularından gliserin yapar. Napolyon gereksiz harplere girer, hazinede mangır kalmaz. “Para para para” diye sabunculara saldırır. Yüklü vergiler koyar, sektörü boğar. Sabun kullanımı azalınca hastalıklar artar, astarı yüzünden pahalıya çıkar. Fransız sabuncuları neden sonra kendilerini toplar, kazan fokurdatmak yerine buhar kullanmayı dener, el işçiliği yerine makineleri devreye alırlar. O yıllarda bir milletin “medeniyet seviyesi” harcadığı sabun miktarı ile ölçülür ki, ABD kişi başına 11 kg ile tur bindirir akranlarına (1930’lar). Bizde Antakya, Kilis, Nizip ve Ayvalık eskiden beri sabun üretir. Eğer zeytin, bıttım ve defne yağı içine bir miktar alkali (odun külü ya da kostik) atar çırparsanız sabunlaşma başlar. Bazıları reaksiyonu hızlandırmak için kaynatır, çiçeklerle rayiha kazandırırlar. İyi bir sabun için iyi bir zeytinyağına gerek yoktur, küpün dibinde kalıp ağırlaşan yağlar da fevkalade işe yarar. Peki ya şampuanlar? Hayır efendim onlar sabun değil, tasnifte deterjana giriyorlar. Gideceği yer malum, olacağı denizde salya.

NE KAA TABAK O KAA DAYAK
Evvelce yer sofrası açılırdı malum, ortaya üç sahan konur. Birinde yemek, birinde pilav olur, birinde de salata. Çol çocuk, çala kaşık girersiniz olaya. Şimdi çorba kâsesini alıp ana yemeği, onu alıp ara sıcakları, sonra zeytinyağlıları, tereyağlıları veriyorlar. Börek, çörek, hoşaf, etlisi sütlüsü derken on tabağı temizletiyorlar sana. Bilim adamları üzerinden 17 saat su akıtılan bir porseleni inceliyor, baksalar ki deterjan olduğu gibi duruyor hâlâ. Zaten bu yüzden “şeytan pisliği” diyorlar deterjan artıklarına. Bünyeden de atamıyorsunuz, yapı kırıldığında ortaya alkil ve benzen çıkıyor. Alkil hücreleri çoğaltıyor, benzen ise oksijeni bitiriyor. Yani... Kansere zemin hazırlıyor! Onkoloji servislerinde yer kalmadı, mütehassıslar endişeli, akıbetimiz hayrola. Daha ziyade meme, rahim, prostat, kolon ve cilt kanserleri yaygın. Niye? Çünkü beyaz, daha beyaz, bembeyaz çamaşırlar o nahiye ile temas ediyor. Akvaryum alırsanız satıcı sizi ikaz edecektir. “Camları temizleyin ama deterjanla asla!” Dinlemezsen balıklarını ölmüş bulursun bir sabah. Lağım suyunu bile temizlemek mümkün, lakin deterjan zor vaka. Kırk yıl evvel İzmir körfezinde 200 çeşit balık yaşarmış, bugün bir elin parmağınca. Marmara’da kofanalar, torikler, kılıçlar, zarganalar, orkinoslar vardı, şimdi müsilaj ile başımız belada. Ne dersiniz, yine küle kile döner miyiz acaba?

TEHLİKELİ MADDE
Bilirsiniz kimyagerler katıp karıştırmayı sever, nitekim Firemi nam Frenk zeytinyağı ile sülfürik asidi çırpar. Baksa ki, suda köpürmekte ve yağları temizlemektedir kolayca (1831). Alman Gunther ise don yağına Perborate ve Silikat ilave eder Persil’i yapar (1907), sert sularda bile on bin milyon baloncuk gelir avucunuza. Harb-i Umumi’den evvel İzmirli tacir Louis Saliba Persil getirip pazarlar yurdumuzda. Bilahare Henkel “Fewa”, Procter and Gamble ise “Dreft” markasıyla girer piyasaya (1932) bizde ise Atom Kimya “Lili” ile boy gösterir raflarda. Ardından Puro Fay Pop, Teknik Kimya, Mintax, Tariş ve TURYAĞ… Günümüzde deterjan petrol türevlerinden elde edilir. İçinde ağartıcılar, pas önleyiciler, rutubet alıcılar, dezenfektanlar, parfümler, yumuşatıcılar, silisli ovma maddeleri, köpük ve PH ayarlayıcılar bulunur. Ekseri gayrisıhhidir, vücudumuzu ve çevremizi tehdit eder ve kolay kolay da yok olmazlar. Taşıdığı klor organik maddelerle reaksiyona girer trihalometan adlı zehir musallat olur suyumuza. Fosfat ise durgun körfezlerde zehirli alglere zemin hazırlar. Su yeşil ve bulanık bir renge döner, yosunlar kıyıları zapt eder boydan boya. Günbegün dibe çöker, oksijen bırakmaz. Deniz çürük yumurta gibi kokar, canlı yaşayamaz. Eski Haliç ve İzmir Körfezi’ni hatırla...

BETERJAN
Kadınların korkusuzca sarf ettiği çamaşır suyundan (sodyum hipoklorit) ise karbon tetraklorür ve kloroform gibi can sıkıcı maddeler açığa çıkar. Hele tuz ruhu (HCl) ve kireç çözücü ile birlikte kullanılırsanız kimyevi silaha maruz kalırsınız. Naziler nefes keser bununla. Astımlılar, alerjik ve hassas bünyeliler, egzamalılar deterjanın yanına bile yaklaşmasınlar. Sabun tozu ve çamaşır sodası işlerini görür pekâlâ. Yumuşatıcılar da netameli, sahi sabunun içindeki gliserin neyinize yetmiyor? Halı temizleyicilerdeki perkloretilen ve bulaşık makinelerinin parlatıcıları kanserojendir açıkça... Naftalin ise güvelerle birlikte sizi de hırpalar (Avrupa’da yasak) hem kanser riskini artırır hem de sinir sisteminde tahribata yol açar. Sonra kapı kapı dolaşırsınız “Kızım niye depresif oldu, oğlum neden ele avuca sığmıyor acaba?” Amerika Çevre Koruma Kurumuna (US Environmental Protection Agency) göre temizlik ürünleri diğer toksinlerden üç kat daha kanserojen ve ev hanımları büyük risk altında. Teneffüs ve temas yoluyla alınan maddeler sadece 26 saniye içinde ulaşır diğer organlara. Kâğıtları beyazlatmak için kullanılan klorlu maddeler de ayrı dert, peçete, mendil, çocuk bezi ve tamponlardaki dioksin (ABD Vetnam katliamlarında kullanmıştı) canınız yakabilir sonunda.

İNCE ELE SIK DOKU
Sabunu bile dikkatle seçin, hayvani değil nebati yağlardan mamul olanı tercih edin. Bir fıçı don yağına bir fincan zeytinyağı döküp “sabunumuz zeytinyağlı” diyenler çıkabilir, herkese güvenmeyin. İçinde kresol, fenol, etanol, formaldehit, amonyak olan dezenfektanlardan uzak durun. Evinizi sıcak suya kattığınız boraks ile dezenfekte edebilirsiniz. Yine mikrop öldürücü olduğu bilinen kekik, okaliptüs, biberiye, adaçayı, lavanta fevkalade işe yarar. Bunları basit bir pompayla püskürtebilirsiniz havaya. Lavabo açıcılar felaket tahriş edici, bunları tesisata dökmek yerine eviyenin altındaki “U” boruyu çıkarın, ters çevirip yere vurun, birikintilerden kurtulun.. Cam siliciler su, amonyak ve mavi boyadan mürekkep, o işi beyaz sirke de görür fazlasıyla. Yavrunuzun cildini petrol mahsulü bebe yağları ile değil badem yağı ile nemlendirebilirsiniz sonra. Deterjana da mahkhum değiliz, çamaşırda ve bulaşıkta eritilmiş sabun, soda, tuz, karbonat, elma sirkesi ve boraks gibi tabii ürünleri gönül rahatlığı ile kullanılabilir, ahşapları limon ve zeytinyağı ile temizleyip parlatabilirsiniz. Oda spreyleriyle naftalin, fenol, kresol, etanol, izopropanol ve formaldehit gibi sıkıntılı maddeler soluyacağınıza; iki bardak sıcak suyun içine yarım çay kaşığı karbonat, bir çay kaşığı limon suyu ve üç dört damla gül yağı karıştırıp püskürtün, eviniz misler gibi kokacak. Yasemin, menekşe, çay yağı, çam yağı, nane, bergamot, portakal, mandalina, lavanta, vanilya da olur icabında. Aerosolcüler güya ozonu tahrip eden gazlardan vaz geçtiler, iyi de yeni nesil iticiler (bütan, izobütan ve propan) sütten çıkmış ak kaşık değil, kaldıki havayı temizlemiyor, sadece ufuneti maskeliyorlar. Burun zarınızı kaplayıp, koku hissinizi zayıflatıyorlar o kadar. Eskiler tütsü yakar, hoş kokulu çiçekler yetiştirir, lavanta keseleri bırakırlardı kuytuya.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619426 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/619426.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT