BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Yeter ki gel banaaa Senede biiiir gün!

İrfan Özfatura
Facebook

Anneler ve babalar filan ayın bilmem kaçıncı pazarı değil, her gün aranmalı. Bak çok pişman olursunuz sonra.

Philadelphia’lı Anna Jarvis annesi Ann Reeves’ı kaybedince yıkılır; kara yas, kara pus matem tutmaya başlar.  
Günün birinde yaşlı bir kadın yanına oturur, “Bak kızım” der, “evet ateş düştüğü yeri yakıyor ama ölenle de ölünmüyor, hayat devam ediyor. Bence anneni yâd etmenin başka yollarını aramalısın!”
Bu sözler kızcağıza mantıklı gelir. İyi de sevgisini hasretini nasıl ifade etsedir acaba?
Gidip şehrin belediye başkanına çıkar ve “Yılın bir gününü annelere ayırsak nasıl olur” diye sorar.  
Başkan teklifi ciddiye alır, “Niye olmasın” der “bize ne düşüyorsa?”
10 Mayıs 1908!
Mrs Jarvis annesinin vaaz verdiği Grafton Kilisesi’nde bir anma günü tertipler, haber salar eşe dosta.  
Philadelphia’daki Wanamaker Alışveriş Merkezi ve hazır gıda üreticisi H.J. Heinz, merasim için ayni ve nakdî yardımda bulunurlar.
Anna, kiliseye 500 adet beyaz karanfil yollar. Bunlar annelerin “sevgisinin saflığını” temsil edecektir güya.
Annesi sağlığında karanfillere bayılmaktadır, çiçekçiler daha fazla bayılır, bir zil takıp oynamadıkları kalır.

SALATA DA NE YA?
Bazı politikacılar “gün” fikrini beğenmez, alaya alırlar. Senatör Henry Moore kararı “çocukça”, bulur, “kesinlikle önemsiz” der “ve çok saçma!”
Senatör Jacob Gallinger ise bunu annelere hakaret kabul eder.
Annelerin günü mü olur canım, bütün günler feda olsundur onlara.
Tepkiler Anna Jarvis’i yıldıramaz. Aksine bilenir, gazetelere, dergilere, mektuplar yazar, kanaat önderlerine çağrıda bulunur, kampanyalar açar.
Teklif, politikacıların da gündemine oturur, Kongre’den hızla geçer, Senato’nun tasdiki ve Başkan Wilson’ın imzası ile yurt çapında kutlanmaya başlar (1914).
Birinci Cihan Harbi ekonomiyi sarsmış, pazarı daraltmıştır. Şimdi yeni bir savaşın ayak sesleri gelmektedir uzaktan uzağa. Artık kimse yeni bir otomobil bakmaz, üst baş almaz, mobilya yenilemez, seyahate çıkmaz.
Nitekim yakın bir tarihte “Büyük Buhran” kopacak, dibe vuracaktırlar.
Acaba Anneler Günü çarkları biraz olsun döndürebilir mi? Hareket getirebilir mi çarşıya pazara?
Jarvis zikrolunan günün dinî bir mahiyet kazanmasını istese de hadise kiliseye değil, hediyelik eşya sektörüne yarar.
O gün Philadelphia’daki Wanamaker mağazasının lokantasında yemek yemektedir. Listede “Anneler Günü Salatası” görünce şafak atar. Derhâl ısmarlar, garson getirip masaya bırakır. Anna hışımla kalkar, salatayı yere çarpar ve dışarı çıkar.
Ona göre çiçekçiler, tebrik kartı üreticileri ve şekerleme endüstrisi “en asil kutlamalardan birini açgözlüce baltalayan şarlatanlardır. Haydutlar, korsanlar, haraççılar ve termitler” der onlara. Ortada anneler ve annelik yoktur “para harcama günü” yayılmaktadır dalga dalga.
Anneler Günü’nden menfaat sağlayanlara karşı hukuk savaşı açsa da kaybeder, yayılması için uğraştığı gün kontrolünden çıkar, dert sahibi olur hiç yoktan.

KEŞKE ZAMANINDA...
Bizde Anneler Günü, Türk Kadınlar Birliğinin teklifi ile resmen kabul edilir. Günlük meşgale arasında validelerine vakit ayıramayanlar, hediyesini yollar, işine bakar.
- Çiçeğini aldık mı aldık, kartını yolladık mı yolladık. Eee daaa n’apçaz başka?
Bir nevi baştan savma.
1934’te ABD Posta Servisi çıkardığı Anneler Günü puluna Ressam James Whistler’in bir tablosunu basar. Resimde yine karanfil vardır ama vazo içindedir bu defa. Kim bilir hangi uyanığın marifeti? Anne Jarvis çok öfkelenir, şimdi kesin vazo pazarlayacaklardır, onları iyi tanır zira.
Tepkisini ortaya koyunca onu huzur bozmaktan tutuklar, içeri alırlar.
Kart basanlar da iyi kazanır. Anneler matbu bir kâğıt değil, çocuğunun elinden çıkan satırları görmek ister oysa.
Hayır kurumları ayrı derttir, açıkça anneler gününü kullanıp bağış toplarlar. Buna şiddetle karşı çıkar ama polis “Lütfen hanımefendi” der, davet eder sükûna. Sesini kesmeyince çığlık çığlığa sürükler dışarı atar.

BOŞUNA ÇABA
Tam 33 dava açar, biri bile hasımlarının aleyhine neticelenmez, beyhude masraf.  
Eee ablacım sen mahkemenin First Lady (Elenor Roosevelt) hakkında ne hüküm vermesini bekliyordun acaba?
Kapitalist sistemin çarkları onun gibi nicesini öğütmüştür, senin cürmün ne firmalar karşısında?  
Ama pes etmez. “Bu gaileye ben sebep oldum, ben bitireceğim” der ve kapı kapı dolaşmaya başlar. Anneler Günü’nü iptal ettirmeye çalışır inatla... Meğerki geçmiş ola.
Gazeteciler alaylı sorular sormakta, söylemediği şeyleri yazmaktadırlar. Asabı bozulur, borç harç yapmıştır ayrıca.
Mecburen görme engelli kardeşi Lillian’ın yanına sığınır ve kapıya bir tabela asar. “Kimse ile görüşmek istemiyorum bundan sonra!”
“Uzayın” demektedir kibarca.
Akıl sağlığından şüphe edenler onu Pennsylvania’da bir kliniğe (Marshall Square Sanitarium) kapatırlar. Can sıkıntısından patlar, tıkıldığı odada (1948).  
Ve o yıl ölür. Hastane masraflarını çok kızdığı çiçekçiler öder.
Yok o kadar da fena insanlar değildir aslında.

BABALAR KEL Mİ?
Kadın Hristiyan Denge Birliğinin Spokane azalarından Sonora Smart Dodd, Merkezi Metodist Piskoposluk Kilisesi’nde Anneler Günü hakkında vaaz dinlemektedir. Aklına gelir, “Babalar Günü niye yok?”
Bir yerlere mi müracaat mı etse acaba?
Efendim bu Sonora, Arkansaslı bir rençperin kızıdır. Babası William Jackson, Güney Kuzey Savaşı’nda topçu çavuşluğu yapmış, kılıcını duvara asmıştır. Ne kadar şerefli bir asker bilemeyiz. Kanlı bir iç savaştır sonunda.
Aradan yıllar geçer William’ın hanımı Ellen, altıncı çocuğu Marshall’ı doğururken hayatını kaybeder (1889). Sonora 16 yaşındadır o sıra.
Babası aileyi dağıtmaz, çocuklarını alır bir çiftliğe taşınır, hem bebeğe hem diğerlerine analık yapar.
Hepsini tek tek yetiştirip çıkardıktan sonra Batı Virginia’da Monongah Kömür Ocağında çalışmaya başlar ve bir grizu patlamasıyla veda eder hayata.  
Sonara çoluk çocuk sahibi olunca babasının ne zor bir işi başardığını anlar. Gider 5 Haziran’ın (Mr. William’ın doğum günüdür) babalar için ayrılması teklifinde bulunur Bakanlar Kuruluna. O hafta maalesef doludur, münhal tarihler arasından haziranın üçüncü pazarını münasip bulurlar.
Başkan Wilson makul karşılasa da (1916) vatandaş pek itibar etmez, kaynar gider arada.
Yarım asır sonra Başkan Lyndon B. Johnson mevzuyu tekrar gündeme taşır, 1972’de Nixon’ın imzası ile resmiyet kazanır.

AMERİKA’NIN ARDINA
Gelelim Türkiye’ye.
O günlerde TSK yine siyasete müdahalede bulunmuştur. Atanmışlar “Babalar Günü’ne” mal bulmuş gibi atlar. Yaptıkları tek icraat odur zira, Washington ile de iyi geçinmelidirler ayrıca.
Katolikler babalarını St. Joseph Günü’nde anar. Eski köye yeni âdet getirmez, karşı çıkarlar. Zamanla onlar da kapılır akıntıya.
İş adamlarına sadece anne baba günü yetmez, büyükanne, büyükbaba, teyze, hala, dayı ve amca günü de lazımdır.
Yok Ulusal Oğul Günü, yok İşçi Günü, Patron Günü, Polis Günü, İtfaiyeci Günü, Hekimler Günü, Eczacılar Günü, Mimarlar Günü, Mühendisler Günü, Öğretmenler Günü, Hemşireler Günü, Kadınlar Günü, Sevgililer Günü, Dünya Çikolata Günü, Dünya Çay Günü, Dünya Kahve Günü, Dans Günü, Caz Günü (gerçekten bak)...
Sağ olsun bir okuyucumuz açmış, kutlamıştı da uzun süre anlayamamış, kem küm edip mahcup olmuştum adamcağıza. Meğer Dünya Çalışan Gazeteciler Günü’ymüş, hiç gelir mi aklıma?
Batı’da mezuniyet günleri de şaşaalı geçer, elbiseler dikilir, ayakkabılar alınır, yiyecekler, içecekler, ses ışık gösterileri, cambazlar, hokkabazlar. İhaleyi kapan yükü tutar.

BABA CANDIR
Erzurum Büromuzda bir Sırrı Amca’mız vardı; rahmetli, gazetemizin direğiydi âdeta.
Cep saatini meşin muhafazasında saklar, göğüs cebinde tutardı daima.
Bir gün sordum, “Sırrı Amca, bu pahalı bir saat değil ama sen gözün gibi bakıyorsun ona!”
Titreyen bir sesle “Çünkü” dedi, “onu bana oğlum Celâl aldı, ilk maaşıyla!”
Hediyeleşmek zaten kültürümüzde var, gençler yeni telefon aldıklarında eskisini getirip babalarına veriyorlar en azından.
Bizim dört kandilimiz, iki arefemiz, iki dini bayramımız, hicri yılbaşımız, aşure günümüz, 30 ramazanımız ve 52 cumamız var.
Şehitler günümüz, gaziler haftamız, zaferler ayımız var.   
Onları bırakıp ecnebinin peşine takılmak...

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619440 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/619440.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT