BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Şasici Ahmet Usta: Araca baktım mı röntgenini çekerim

İrfan Özfatura
Facebook

Gençtim, içim kıpır kıpırdı, memlekete faydam dokunsun istiyordum, “Boğulacaksam da büyük suda boğulayım” dedim, İstanbul’a geldim...

Otomobilciler iyi bilir. Şasi dendi mi akla gelen isimlerden biri Şasici Ahmet Usta’dır! İnişli çıkışlı bir hayatı var, bakın neler anlatıyor okuyucularımıza: 

Tokatlıyım. Çok istedim ama okuma imkânım olmadı. Turhal’da Şasici Mehmet Usta’nın yanında çıraklığa başladım.  

Yıl 1978, yaş 14-15 daha. 

Bize daha ziyade kamyoncular gelirdi, şasileri uzatıp ilave dingil takardık. İşi çabuk kaptım kalfa oldum fakat Turhal dar geldi bana. Yenilikleri takip etme imkânı yoktu, hep alışıldık işler; şasi, dingil, kaynak... Burada ne olabilirdim ki başka?

Hâlbuki gençtim kanım kaynıyordu, işten yorulmuyordum, bilgiye açtım, yeniliğe açıktım, çok şey yapabilirdim İstanbul’da.

Ustam gitme diye yalvarsa da gemileri yakıp çıktım yola. Cebimde 200 liram vardı, 60’ını otobüse verdim, kaldı mı 140 lira. Büyükşehre gidiyordum, bildiğin macera. 

10-15 gün dolanacak, İstanbul’da tutturamazsam yürüyerek dönecektim; İzmit, Sakarya, Bursa... İş bulduğum yerde kalacaktım, artık neresi olursa. 

Halamın oğlu Rüştü (Allah rahmet eylesin) Zeytinburnu’nda kaportacılık yapardı. Tuttu beni Coşkun Usta’ya götürdü. “Al sana bir şasici” dedi o kadar, tulumu giyip başladım ertesi sabah. 

SİZ GÜLÜN BAKALIM

Önceleri tutuktum, çünkü küçük arabalara alışamamıştım daha. Bir de lisanımda şive vardı, taklit ediyor, alaya alıyorlardı, kah kah kahkaha! 

İçimden “Siz gülün bakalım” diyordum, bir gün gelip akıl fikir soracaksınız, düğme ilikleyeceksiniz yanımda. 

Olay ne biliyor musunuz? Hangi işi yaparsan yap zevkle yap, yemeyi içmeyi, giymeyi kuşanmayı, gezmeyi dolaşmayı sevdiğin gibi mesleğini de sev. O zaman önünde kimse duramaz. Minibüse iki lira vermemek için akşamları Cevizlibağ’dan Beyazıt’a kadar (Ablamın yanında kalıyordum) yayan gidiyordum fakat keyfim yerindeydi, çok şey öğrenmiştim kısa zamanda.  

Memlekette onarım diye bir şey yoktu, servisleri tamire ikna eden biz olduk ilk defa. İnceliyor, çözüyor, yapıyorduk. Yerine göre bir mil, bir perçin, bir conta ile kurtuluyordu koca parça. Yazıktı, dövizler gitmesindi boşa. 

Zor diye bir şey yok, uğraşırsan aşarsın. Bunu yapan insan değil mi? / Evet. 

E biz de yaparız, o zaman.

PATRONUN SAĞ KOLU

Derken işi iyice kaptım, çözümler üretmeye başladım, arkadaşlara şevk veriyor, sevk ediyordum sağa sola.. 

Müşteriler beni Coşkun Usta sanmaya başladılar hatta. O da bozuntuya vermez, keyifle seyrederdi kenarda. Usta nerede diye soranlara, beni gösterirdi “İşte bak orada!” 

Birlikte on sene çalıştık, bana hem sanat öğretti hem de mesuliyet verdi. Hâlâ arar sorarım, büyük saygım var ona. 

Bir gün “Ben bu işi bırakacağım evlat” dedi “Çekileceğim artık.” Sektöre aşinaydım, müesseseyi korkmadan devraldım. 

Genel Müdürlükte120 kişi çalışıyordu. Daha iyi hizmet verebilmek için Topkapı, Maslak, Beylikdüzü ve Ümraniye’ye dağıldık, bildiğin bayilik ağı... Şimdi bizimle çalışmak isteyen çok ama işi ehline veriyoruz, milyon da dökse işi bilmeyen tabelamızı asamaz asla. Çok da sıkı takip ediyorum; hepsi bilir ki, Ahmet Usta şu an ekran başındadır, kesin bakar o dosyaya!

BAYRAK AS GELEYİM

Bir Avrupa firması işimizle alakalı cihazlar üretmiş. “Buyurun sizi İtalya’ya götürelim” dediler, “Gezdirelim, dolaştıralım tesisimizi tanıtalım.”

“Olmaz” dedim, para da vereceksiniz ayrıca. Benim gelmem size reklam. 

-Bir konuşalım.

Konuştular, “Peki tamam!”

“Ayrıca” dedim “o hafta boyunca fabrikada bayrağımız dalgalanacak!” 

-Bu mümkün değil ama.

-Ya sen sor patronuna.

Sordular “Mahzuru yok” demiş. Bir hafta kurs gördük nazlı hilalin altında.  

Ahmet Usta, TİA dershanelerinde kurs verdiği Bulgar talebelerle bir arada. 

PARÇA ARTIYORSA...

Eski şasiler arabanın altında tren rayı gibi uzanırdı, günümüzde ise ana kasada. Bir nevi iskelet diyelim, ön takım ve arka mekaniğin bağlandığı yerler bizim alanımızda. Şasin sağlamsa korkma ama sıkıntılıysa araba gezer, kafa sallar, olmadık işler açar başına. 

Evden gelirken otobandaki arabalar gözüme batıyor, yok şunun kapısı oturmamış, yok bunun gönyesi kaçık, şanzıman dağıtanlar, şaftı kayanlar. Cihaza gerek yok. Usta dediğin baktı mı anlar. 

Arabanızı ucuz yaptırmak için herkese emanet etmeyin. Vasıta fabrika değerlerine getirilmezse dertler artar. Ağır hasarlı bir vasıtayı 40 metrekarelik dükkânda hizaya sokamazsınız. Artık zincirlerin çektirmelerin devri geçti, cihaza yatırım yapacak, milimetrik çalışacaksın. Çok sorulur, “Düzeltirken ısıtıyor musunuz!” Isıl işlem görecek parça var, görmeyecek parça var. Kaynak da ısı değil mi sonunda? Kalfa dediğin, söktüğü parçaları sıraya dizmeli, yanlarına yazmalı icabında. Öyle türkü çığırarak montajlarsan bir sürü malzeme kalır avucunda.  

-Bunlar ne?

-Arttı be Usta. 

SEN MİSİN YOKSA? 

Memleketin önemli bakanlarından birini ziyaret etmiştik. Herkes adını söyledi ben de “Ahmet” dedim.

-Mesleğiniz? 

-Şasiciyim.

Adam ayağa kalktı “Aaaa Şasici Ahmet misin yoksa? Sen bizden bile ünlüsün piyasada.

-Yoo sadece işimi seviyorum o kadar.

Bir adam gece ses duysa doğru camı açar, arabasına bakar. İyi de abi belki de hanımın düştü mutfakta? Demek otomobile daha fazla değer veriliyor. 

Eğer bize destek olmazsanız yarın usta bulamayacaksınız haberiniz ola!

TUTMAYIN YAKACAM!

Bazıları gelir, çok dolaştırmış, uğraştırmışlar. Arabadan bıkmış usanmış; “Yok abi ben bunu yakacam sonunda!” 

Meseleyi çözeriz, nasıl rahatlar anlatamam. Müşteriyi dinlemek lazım, biz birlikte biner test ederiz yolda.

Geçen birisi antika bir Amerikan almış. Fiyatı makul yalnız sekseni geçince altta bir takırtı kopuyor ki sorma.

Usta çarşıdaki tıfılları topluyor bindiriyor arabaya, camlardan sarkıyorlar. Çocuklardan biri soruyor “Kesildi mi usta?”

-Evet kesildi. N’aptın orada? 

-Hiiiç anteni tuttum. Araba hızlanınca tavana vurmaya başladı da. 

Bir başka vilayete araba yollamıştık şikâyet geldi, “Ses var”. Götürdükleri usta diferansiyelini söküp bize göndermeye kalktı hatta. Açtım telefonu “Şunun altından birkaç resim çekip yollasana!” 

Baktım keçelerden yağ kaçırıyor, diferansiyelin yağını tamamlasa düzelecek oysa. İyi de tapanın yerini bilmiyor daha.  

Yürür aksamla alakalı ne varsa bizim işimiz, bilirkişilik de yapıyoruz ayrıca.

DÜN NEYSEK OYUZ 

Geçen kapının önünü süpürüyorum. Biri geldi “Ahmet Usta’yı arıyorum.”

-Buyurun benim.

-Kendisiyle görüşecektim.

-Buyurun dedim ya.

-Yaa dalga geçme adamla!

-Çıkın yukarı, ikinci kat sağdaki oda. 

Ben de arkasından çıktım, geçtim oturdum koltuğa. “Buyurun sizi dinliyorum”

-Özür dilerim Usta, kusura bakma. 

-Dükkân süpürüyoruz, ne var bunda?

-Bende ne adresiniz ne telefonunuz var, kime sorsam gösteriyor, taa Kartal’dan buraya geldim sora sora. Yani bu kadar meşhur biri... Elinde fırçayla...

MİLLET DE SANIYOR Kİ

Bir gün ticari arabayla yanaşıyorum, kaldırımda makara yapan gençlerden biri TİA logosunu görünce laf attı. “Abi bu Şasici Ahmet’in arabası mı?”

-Evet.

-Ulen ne para var biliyon mu bu adamda. Kim bilir nerededir şimdi, yatlarda katlarda...

Hâlbuki parça peşinde dolanıyorum, kan ter içindeyim, üstüm başım toz toprak. 

Bazen araba bakmaya gidince tanışırız.

-Yok canım daha neler, koskoca Ahmet Usta gelip de araba mı bakar?

-Bizzat kendisiyim orijinal. 

-Çıkması bile uğramaz buraya!

Hâlen kırk tane sigorta şirketine, onlarca yetkili servise hizmet veriyoruz ve her geçen gün talep artıyor. 

Sen işini düzgün yap, arayıp buluyorlar.

KARA DELİK YEDEK PARÇA

Ahmet Usta memleket için çile çeken, çare düşünen bir insan. Mesela yedek parçalara giden dövizi hazmedemiyor. Düşünün bir direksiyon kutusu 40 bin lira. Yedieminde çürüyen arabalarda kim bilir kaç 40 bin yatıyor, bunlar ekonomiye kazandırılabilmiş olsa var ya...  Hurdalar da işe yarar, mesela iki traversten bir takım çıkarabilirsiniz rahatlıkla. Devir iktisat devri. Harca harca nereye kadar? 

EĞİTİM ŞART

Şasici Ahmet Usta tahsil yapamamış, bu yüzden talebeler kapısını çaldı mı içinin yağı eriyor. Elindeki bütün imkânları sunuyor onlara. Geçen Sofya’dan gelen sanat okulu öğrencileri ile karşılaştık, yedirmiş içirmiş, dolaştırmış, Bulgaristan’da göremeyecekleri cihazlarla tanıştırmış. 

Liseli gençler (Zeytinburnu Şehitler Bilim ve Sanat Merkezi) elektrikli araba yapmaya (Mostra) kalkınca yine onu bulmuşlar, fikir vermiş, malzeme sağlamış. Çocukların arkasında TBMM, TÜBİTAK, Yıldız Teknik, Sivil Havacılık ve İstanbul MEB gibi önemli kurumlar var ama aradıkları Ahmet Usta’da. 

“Sen geç bakayım kaynağın başına. Sen taşlamaya, sen montaja, sen boya ve cilaya!” Tık tık tık çıkıvermiş bir buçuk ayda. 

Şaka değil bu ödüllü bir vasıta. 80 kuruşluk sarfiyatla 60 kilometre gidebiliyor. Acaba başarabilecek miyiz korkusunu yendiler ya, o bile yeter çocuklara. Ahmet Usta bu vesileyle girdiği Yıldız Teknik’teki cihazlara hayran kalmış. “Değil otomobil” diyor “uzay mekiği üretilir orada!”

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621075 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/621075.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT