BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Antalya, en sakin günlerini yaşıyor

İrfan Özfatura
Facebook

Bugünlerde sokaklar bomboş, fotoğraflık mekânlar ortada. Ne çöp varili ne seyyar ne de kafile ve gruplar.

Antalya’ya defalarca gitmişimdir, ya seminer konferans olur ya marka model tanıtırlar. Koş kovala derken şehri gezmeye vakit kalmaz. Hava limanına hep son anda yetişiriz, kapıdan geçeriz kapanır, ucu ucuna.
Haydi bizim haber gibi bir derdimiz var ama turistler de gezmiyor, herşey dâhile takılıyor, otele tıkılıyorlar.
İstedikleri ne? Deniz, havuz, boğaz. Yiyip içip yatıyor, bir yere ayrılmıyorlar. Düşünün Alanya’ya, Side’ye, Manavgat’a Kaş’a gitmiyor, Kaleiçi’ni bile görmeden dönüyorlar.  Yok, bu defa bir günümü ayıracağım; alacağım kameramı, dolaşacağım sokak sokak.
Tam da fotoğraf mevsimi. Sarmaşıklar sararmış kızarmış, çınarlar çıplak. Bu çok önemli biliyor musunuz, yapraklardan kubbeleri minareleri göremezsiniz yoksa.
Yaz güneşi serttir malum, aydınlık yerler parlar, gölgeler kararır katran. Makine göz değil ki ayırsın, gider gelir ikisi arasında bocalar.
Bu sefer şehri çok sevdim, sokaklar bomboş, fotoğrafa gelecek mekânlar ortada. Kedilerle martılar poz veriyor sırayla.

KUMSALDA TEK BAŞINA
Ünlü Lara plajlarında sadece balık tutan bir iki oltacı var, yazın birini ele geçirmek için büyük kavgalar verilen şezlongların binlercesi yatıyor yan yana. Akşamdan yağmur yağmış, ayak izlerini silmiş atmış. Sabah kilometrelerce yürüdüm, bir benimki kaldı kumsalda.
Şehir zaten güzel ama daha da iyi olabilir ufak dokunuşlarla. Adam bir tabela asmış bina boyunda. Sattığı döner, kokoreç, bazlama.
Meşrubat ve dondurma reklamları da çok fazla giriyor kadraja. Bankalar mağazalar ona keza. Biliyor musunuz, belgesel çekenler bunları kare kare tespit edip billurlamak mecburiyetinde. Adama saç baş yoldurur montajda.


Çekerken fark etmiyorsunuz da; ekranda bir bakıyorsunuz, o kırmızı WC yazısı girmiş bütün fotoğraflara. Haydi al da gazetede yayınla.
Floransa’da dükkânlar bakır levhalar asar duvarına, en irisi A4 ebadında. Eh turizmden aldıkları pay ortada. Tamam esnaf dikkat çekmek ister ama bu, gürültü yapma hakkı vermiyor onlara. Ya ben senin çaldığın müzikten hoşlanmıyorsam, sesi niye yükseltiyorsun camların zıngıldatırcasına? Eskiden meyhaneler arabeskin dibine vururdu, baygın sesli şarkıcılar ağlardı mikrofona. Yine aynı, sazın yerini gitar almış, içinizi karartıyorlar âdeta.

BERGAMALI YILLAR
Antalya denize dik yarlarla inen bir mevkide ve adını Bergama Kralı II. Attalos’tan alıyor. Araplar ve Türkler Antâliyye diyorlar. Anadolu-Hint, Mısır ticaretinde önemli bir nokta.
Mal ve para artınca Pamfilya korsanları musallat oluyor. Romalı Servilius haklarından geliyor, sükûneti sağlıyor. Surları tahkim ediyor ayrıca (MÖ 79)...
Arap tacirleri Antalya’nın yabancısı değil, 7. yy.dan itibaren bölgedeler ve Halife Mütevekkil’in kumandanlarından Fazl bin Kārin şehri alıyor bir ara (860).
Ele geçirmek kolay da, elde tutmak...  
Nitekim kaybediliyor.  Sonra Süleyman Şah fethediyor (1103) İmparator Aleksi Komnen geri alıyor. Bir Bizans, bir Türk derken biteviye el değiştiriyor, atalarımız her seferinde daha güçlü geliyor ve bir Müslüman kolonisi peydahlanıyor sonunda.
1120, Ioannes Komnen ile tekrar Bizans hâkimiyeti...  Sonra II. Haçlı Seferi. Bu defa Avrupalılar da Antalya’da (1148)...
Latinler, İstanbul’u zapt edince Bizans’ı paylaşıyorlar; Antalya, Aldobrandini adlı bir İtalyan’a düşüyor. I. Gıyaseddin Keyhusrev İtalyanların elinden alıyor (1207), Latinlerden çok çeken Rumlar da destek veriyor bu defa. Sultan, Mübârizüddin Ertokuş’u vali yapıyor. Kadı, imam, müezzin yolluyor, surları onartıyor.

DÂRÜ’S-SAGR
Antalya Dârü’s-Sagr diye tanınır ki saldırıya açık yer, mânâsına gelir. Bir yanı Dârü’l-harb (gayrimüslim) bir yanı Dârü’l-İslâm. Denizden gelmesi muhtemel hücumlara karşı “es-Sugûrü’l-Bahriyye” tabiri kullanılıyor.
Endişeler boş değil yine elden çıkıyor.
1216... Antalya İzzeddin Keykâvus tarafından yeniden fethediliyor. Kale onarılıyor, rıhtım ve mendirekler elden geçiyor ve bir de tersane kuruluyor. Zamanla Selçuklular’ın donanma merkezi oluyor ve şehrin valileri “Melikü’s-Sevâhil” (sahillerin sultanı) diye anılıyor.  O gün Antalya hâkiminin gezesi tutmuş, Hamîdoğulları’ndan Feleküddin Dündar Bey tarafından esir alınıyor. Dündar Bey şehri kardeşi Yûnus Bey’e bırakıyor. Uzun yıllar Antalya’da Teke boyu hüküm sürüyor.
İbn Battûta 1332’de Antalya’ya geliyor, Hızır Bey’i ziyaret ediyor hatta. Bir ara Kıbrıs Kralı Pierre şehri ele geçiriyor (1361), Tekeoğulları geri çekilseler de Antalya’dan vazgeçmiyor, yeniden sahip oluyor.

MESCİTLER ETRAFINDA
Yıldırım Bayezid devrinde Osmanlıya geçen şehrin muhafızlığı Fîruz Bey’e veriliyor. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra eski beyler, Karaman desteği ile Antalya’yı ele geçirmek isteseler de muvaffak olamıyorlar.
II. Bayezid’in oğlu Şehzade Korkut, Antalya’da mukim ama saltanat mücadelesinden de geri kalmıyor.
Şehirde zaman zaman isyanlar çıkıyor, Kıbrıs kralları ayrılıkçıların ardında duruyor.
XVI. yüzyılın ilk yarısında şehirde yirmi iki Müslüman, iki gayrimüslim mahallesi bulunuyor. Mahalleler umumiyetle camiler etrafında toplanıyor ve onun adıyla anılıyorlar. Câmi-i Atîk Mahallesi, Câmi-i Cedîd Mahallesi, Bali Bey Camii Mahallesi gibi. Ahî Yûsuf Mescidi Mahallesi, Temürcü Süleyman Mescidi, Hacı Balaban, Mukbil Ağa, Baba Doğan, Halaç Kara, Liman Mescidi, Tuzcu Mescidi, Ahi Kızı, Çoban Ali, Kara Paşa, Karatay ve Hacı İlyas Mescidi Mahallesi gibi...

HAN HAMAM HİZMET TAMAM
Selçuklular kazan kazan usulünden yanadırlar. Hem ticaret yapar, hem yaptırır, yabancı tacirleri de korur kollarlar. Kıbrıslı Latinlerin pazara girmesine izin verirler hatta. Zaman zaman ihanete uğrasalar da kervanlar durmaz.
Hindistan, Mısır ve Suriye’den gemilerle gelen mallar Antalya’da aktarılır, burada kafileler düzenlenir, akarlar Anadolu’ya.
Selçuklular yol emniyetini sağlar, mola yerlerini hanlar hamamlarla donatırlar. Tacirler huzurla yatar kalkar, bir süre bilabedel ağırlanır, revir baytar hizmeti alırlar.
Ecdadımız bir kervanın günde kaç saat gidebileceğini hesaplar (bir fersah) oraya bir han yaptırır mutlaka. Yani Antalya’dan ayrılan tacir,  Konya’ya, Kayseri’ye, Bursa’ya doğru ilerlerken her akşam bir başka handa konaklayabilir pekâlâ.
Bazen bu hanlarda aradığı müşteriyi bulur ve yükünü devredip döner, kendini yormaz.
Teke Bölgesi’nde (Antalya, Isparta ve Burdur) Alarahan, Yenice Han, Serapsu Han, Manavgat Kargıhan, Susuzhan, İncirhan gibi önemli hanlar vardır. Bir kısmının hamam da vardır yanında.
II. Giyaseddin Keyhüsrev Isparta Eğirdir’de, Ertokuşbey Gelendost’ta mükemmel kervansaraylar yaptırır.
Döşemealtı’nda antik Lageon şehri kalıntıları üzerine inşa edilen Evdirhan Sultan İzzettin Keykâvus’tan yadigârdır, kafile Kırkgözhan’da dinlenebilir bir sonraki akşam.
16. yy.da Murat Paşa tarafından yaptırılan Yenice Han ise Osmanlıdan hediyedir yolculara.
Mısır, ardından Rodos alınınca gemiler İstanbul’a rahatça yelken açar. Artık Antalya’da mal aktarılmaz, şehir kabuğuna çekilir âdeta.
Sene 1919. İtalyanlar Antalya ve civarını işgal eder. Sonra neden çekilirler bilinmez, Haziran 1921’de şehri boşaltıp defolurlar.  

 

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621776 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/621776.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT