BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Arkadaşının mert çıkışı Nene Hatun’a cesaret vermişti...

"Tarla, bostan arkadaşım, komşum bizden önce şahadet şerbetini içti, biz hâlâ ayaktayız..."
 
Komşusu, Nene Hatun hızla sarstı.
- Kız, odun gibi ne durursun Nene’m? Sen Allahü teâlânın emrini bilen birisin, bu hüzün de ne oluyor?
 - Daha ne olsun karındaşım! Tarla, bostan arkadaşım, komşum bizden önce şahadet şerbetini içti, biz hâlâ ayaktayız… Hakiki bir kahraman olmak kolay değilmiş, onun yerinde olamadığım için hüzünlenirim. Tasam da, kederim de Allah içindir. Asla hain nefsim için değildir…
- Bilirim Nene’m, seni yeni tanımıyoruz, lakin yapacağımız çok iş var… Haydi gazaya! Şehadete hazır olalım. Hain düşmana Erzurum’u dar edelim, maşatlık edelim!
- Geldiklerine bin pişman olsunlar!
- Ders olsun! Kulaklarına da küpe…
Arkadaşının mert çıkışı Nene Hatun’a cesaret vermişti. Kendini yeniden toparladı. “Allah Allah” diyerek ayağa kalktı. Dadaşların başı önde, ağızlarını bıçak açmıyordu. Masum bir hanıma yapılan vahşi muameleye karşı, ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Er meydanının kanlı yüzüne gece siyah saçlarını dağıtırken Anası Zeliha da nefes nefese çıkageldi. Nene’nin dizlerinin dibine çöktü, sessizce ağlıyordu.
- Ah ana! Senin ne işin var buralarda?
- Uyandım, baktım yerinde yoksun!
- !!!
- Bir de kapıyı açtım ki; ana baba günü... Herkes elinde bir sopa, bıçak, balta... Anladım senin de gittiğini. Daha durur muyum?
- Ama Nazım!
- Nazım, diğer ninesinin yanında.
- !!!
- Kızım, nasıl durayım?
- Ama ana!
- Kaynananı yavrumun yanında bıraktım, koştum! Ölürsek de beraber ölelim dedim! O da durmaz ya, mutlaka gelir!
- Yapma...
- Görürsün!
- Canım anam! Dertli anam!
- !!!
- Dayanamazsın ana! Hiç olmazsa kenarda dur, ezilirsin, uzaktan duâ et yeter...
             ***
Tabyaların tam karşısındaki küçük kayalıkların yanı başında bir karaltı vardı, oraya sanki çivilenmiş gibi hareketsiz, öylesine duruyordu. Gazi Ahmet Muhtar Paşa bunun ne olduğunu merak ediyordu. Evvelâ, “bir nöbetçidir” diye düşündü. Hakîkatte ise bu, evladını bekleyen şefkatli bir anneydi. İncinmesin, korkmasın diye kelebek hassasiyetiyle yanına yaklaştı. Zayıf bedeni, yaşadığı nice kederlere dayanamayıp bükülmüş, beli rükû şeklini almış, iyice önüne eğilmişti. Elinde bir değnekçik, sırtında bağlı, içinde ne olduğu tam belli olmayan bir dağarcık vardı.
Karaltı, sessiz lisânı ve inleyen kalbiyle onun da hislerine tercümân oluyordu. Mukaddes bir maksatla, canlı bir âbide gibi öyle dikilip kalmış bir dadaş anası olduğunu anlayan paşa, bu beti, benzi solmuş, çizgili, buruşuk çehresini ihramıyla örtmeye çalışan ihtiyara acıdı, iyice yaklaştı, müşfik bir sesle seslendi:
- Vâlide, böyle soğukta ne duruyorsun? Üşürsün, hasta olursun.
- Burada kızım var; ona yardıma geldim.
- Tövbe tövbe! Yardıma mı geldin?
- Evet.
- Allah! Allah! Kızın kimdir?
- Kızımın ismi Nene, Çeperli köyünden.
DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618830 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/618830.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT