"Doğan Bey’im sana itimadım çok, yolun da bahtın da açık olsun. Kuvvetin yeterse ara! Ama dışarıda değil, aradığını ‘kendinde’ ara!.."
Allahü teâlânın dostu kapıdakine hemen cevap verdi:
“Mademki şimdi sen bensin, ey ben olan, benden olan içeri gir! Bu ev dardır, bu evde iki ben için yer yoktur! Benlik davasından geçtiysen gel buyur!”
***
Dersimi aldım hocam. Peki şahsın değeri… kıymeti nedir?
-Ne arıyorsa odur!
-Nasıl efendim?
-Sen can hanesini arıyorsan bil ki sen cansın. Eğer bir lokma peşinde koşuyorsan sen bir lokmasın! Bu esrarlı bu nükteli sözün mânâsına akıl erdirirsen anlarsın ki;
Aradığın ancak sensin ‘sen!’
-Çok derin mesele!
-Mâneviyat âlemi derin olduğu kadar da açıktır. Madendeki inciyi aradıkça madensin. Ekmek lokmasına heves ettikçe ekmeksin!
-Kafam karmakarışık!
-Şu kapalı sözü anlarsan, anlarsın her şeyi! ‘Neyi arıyorsan, SEN OSUN!’
-Minnettarım efendim! Lakin neyi arayayım?
-Canının içinde bir can var sen o canı ara! Beden dağının içinde mücevher var, o mücevherin madenini ara!
!!!
-Doğan Bey’im sana itimadım çok, yolun da bahtın da açık olsun. Kuvvetin yeterse ara! Ama dışarıda değil, aradığını ‘kendinde’ ara!
-Alacağımı aldım efendim!
-Nimete kavuşanlara afiyetler olsun!
Kalbim sarayıma girersin diye,
Çaldığım kapılar hep senin için,
Süslü cümleleri seversin diye,
Oku diye yazdım, bak senin için.
Hakk’a meftun ettim ben bu sinemi,
Süsledim, bezedim, fakir hanemi,
Sen üzülme diye, tuttum çenemi,
Ne olur konuşma, sus benim için!
***
YİĞİTLER BİR ARADA...
Ilık bir ilkbahar sabahı güneşiyle derin uykularından uyanmış envaiçeşit kuşlar, çılgın ötüşleriyle her tarafı çınlatıyordu. Oradan oraya uçuşan rengârenk kelebekler, kovandan vızıldayarak çıkan arılar, çiçekten çiçeğe koşturuyordu. Şen şakrak cıvıltıların, rüzgârın uğultusuna karıştığı ormanın, bir harman yeri büyüklüğündeki boş çimenleri üzerinde yaptıranı belli olmayan mermer sebil, bulutsuz berrak havada göz kamaştıracak kadar parıldıyordu.
Gelincik, kuzukulağı, tere, çiğdem ve sarı mayıs çiçeklerinin bürüdüğü çeşmenin akarı, yer yer göletler oluşturarak uçsuz bucaksız yeşil deryasına karışarak kayboluyordu.
Boğa Hasan, Çekirge Ali, Atmaca Nuri, Murat, Orhan ve Doğan Bey’in arkadaşlığı, bu dağların ve ormanın saf rüzgârları kadar coşkulu, bir o kadar kuvvetli ve engindi. Ava, güreşe, cirit oynamaya, sefere ve akla gelebilecek her işe beraber gider, birlikte hareket ederlerdi.
Bugün nasıl olmuşsa birbirinin zıddı görünüşe sahip iki kafadar, Boğa Hasan ile Çekirge Ali, diğer arkadaşlarından habersiz ava çıkmıştı. Şansları yaver gitmiş. Bir geyik yakalamışlar. Neşe içinde, baharın bu günlük güneşlik gününün tadını çıkarıyorlardı.
Mermer çeşmenin arkasında, iki taş arasına uzattıkları semiz geyiği pişirme ve yemenin telaşından gözleri bir şey görmüyordu. Kızgın meşe küllerinde nar gibi kızarmış et, görenin iştahını kabartıyordu.
DEVAMI YARIN

