Kaydet
a- | +A

Kızlar, kendilerinin dikiz edildiğinden habersiz gülüşerek yürürlerken, uzaktan bir at kişnemesi duyuldu. Mânâlı mânâlı birbirlerine baktılar.

Bayram günüymüş gibi allı, pullu giyinmiş, süslenmiş Dürdane, Nazlı, Dilara, Perihan, Zehra, Neslihan kuğu gibi süzülürken, Erkara da tasarladığı hamlesini yaptırmak için Aşır’a, eğilmiş, son talimatlarını veriyordu heyecanla.

- Bu son şansımız oğlum! İstikbalimizi, şerefimizi ancak böyle kurtaracağız. Yoksa… Yoksa hepten silinir gideriz.

- Şu mavili olanı mı demiştiniz?

- Evet! Ta kendisi. Onu istiyorum. Ne yap yap, hâllet.

- !!!

Kızlar, kendilerinin dikiz edildiğinden habersiz gülüşerek yürürlerken, uzaktan bir at kişnemesi duyuldu. Mânâlı mânâlı birbirlerine baktılar. Dürdane beklemeden Gülşah’ı hedefleyerek laf attı.

- Doğan Bey olmasın?

- Başka kim cesaret edebilir ki.

- Erkara!

- Kız! Gülşah! Erkara mı, Kara er mi nedir? Buralarda fazla dolaşır oldu.

Şimdiye kadar gülümsemekle yetinen Gülşah, Erkara ismini duyunca rengi değişti. Kaşlarını çattı. Oldukça âsâbi bir şekilde;

- Doğan cesurdur. Sakın bir daha o ismi söyleme Perihan. Duyarsa Karaların vay hâline.

- Erkara dediğin de bey oğludur Gülşah. Belki de yakında vezir olur.

Burnundan soluyan Gülşah, Perihan’ın sözünü kesti;

- İnşaallah rezil olur. Umurumda değil. Şunu herkes bilsin. Doğan cihandır. Ben onun kâinatı, o da benim dünyamdır.

Bu ara çalıların arasında gizlice ilerleyen Erkara ile Aşır, tam kızların önüne atılmak üzereyken, doru atının üzerinde Doğan’ın geldiğini gördüler. “Allah’ın belası herif!” diyerek dişlerini sıktı Erkara. Aşır’a döndü;

- Bugün bir rezillik çıkarmayalım. Daha münasip yer ve zaman kollayalım.

- İyi de, hangi Türk kızı yalnız başına bulunur ki Gülşah bulunsun? Bundan sonra nikâhlısı hiç peşini bırakmaz. Emin ol, bir gölge gibi takip edecektir onu. Göreceksin…

- Bir yolunu bulacağız. Hele bekle…

Diyen Erkara’nın sesi o kadar cılız, korkak, titrek çıkmıştı ki kendisi de şaşırdı. Müteessir oldu. Neredeyse hırsından ağlayacaktı. Aşır da işin farkındaydı. Kader birliği ettiği, iyi günde, kötü günde omuz omuza olduğu, birlikte gülüp, baş başa dertleştiği bu kara sevdalı, çocukluk arkadaşına acıdı. Bakışlarını gizlercesine yerlere kadar uzamış bir söğüt dalını kopardı. Yapraklarını yolmaya başladı elinde olmadan.

Bize düşman olan saadet bulsun!

Hayatında, nice bereket bulsun!

Yolumuza diken koysa bir kimse,

Yolunda güllerden bir buket bulsun!

***

Bu sabah sıkıntılı uyandı Erkara. Hava sisli ve hüzün veriyordu. Hızla kalktı. Alelacele giyindi. Elini yüzünü bile yıkamadan tahta merdivenlerden indi. Geniş sofadan geçti. Hiç kimseyi uyandırmadan bir gölge gibi iki kanatlı kapıyı aralayarak dışarı süzüldü. Çocukluğundan beri defalarca geçtiği yol üzerinde kaç çukur, ne kadar tümsek olduğunu, sağlı, sollu sıralanan evlerde kimlerin oturduğunu, çocuklarını ezbere bildiği taş döşeli yollardan koşarcasına geçti.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...