Kaydet
a- | +A

"Benim anam da ‘Hane halkı çoğaldıkça ben azaldım…' dese de öyle düşünmüyorum. Dünya zaten rahat yeri değil ki kız."

Gülşah:

- Tabii ki buldum bir koca. Kocasız olur mu hiç? Süleyman Çelebinin mahdumu.

- Yeğeni aslında ama onlarda büyüdüğü için herkes oğlu sanıyor.

- Alışkanlık. “İyi adam... Helâl süt emmiş, bilir helâlinin kadir kıymetini, bulur evinin yolunu” dediler. Ben de evet dedim.

- Çeyizlerin de tamamdır. Eksiğin varsa yardım edelim kız.

- Çeyiz olarak iki hamam takımı, her biri onar adetten iki havlu takımı, işlemeli başörtüleri, boncuklu, pullu hamam tülbentleri, krep ve oyalı yemeniler, ipekten yapılmış para keseleri, oyalı gömlekler, donlar, mendiller ve işlemeli uçkurlar, iç çamaşırları, iğnedanlık, şimşir kaşık torbası, tarak kesesi, işlemeli tencere tutacakları, yatak çarşafları, işlemeli yastık örtü ve yüzleri, işlemeli sofra örtüsü, ayna, çuha ve boncuklarla işlenmiş süpürge ve boyalı faraş, kalaysız bakırdan mutfak kazanları ve tencereleri, sini, yemek tepsisi, mangal, leğen, ibrik, hamam tası, çeşitli nalın, ayakkabı ve terlikler, gelin ve damat için kumaşlar…

- Kız maşallah! Yarın düğünün olsa eksiğin yok. Hadi hayırlısı.

- En mühim sıkıntım Sümüklü Erkara! Ama olsun anam yine de çok mesut oldu... Bana nasihati: ‘Çocuk doğur, doğurdukça çoğalırsın...’ diyor her fırsatta.

- Hayırlısını isteyin kız.

- Ben de hep hayırlısını istiyorum Rabbimden. Doğan’ım sıhhatli, huzurlu, bizlerden memnun olsun kâfi.

- Benim anam da ‘Hane halkı çoğaldıkça ben azaldım…” dese de öyle düşünmüyorum. Dünya zaten rahat yeri değil ki kız.

- Erkara üzüyor beni. Her kırgınlıkta bir taş koydum kalbimin üzerine. Taşlar büyüdü büyüdü oldu duvar... Kendimi şahsiyetimi zindanında buluyorum onun sayesinde. Başıma bir iş açacak diye korkuyorum Perihan!

- Haklısın kız. Rabbim kötülere fırsat vermesin.

- Âmin. Ben de hançerimi hep yanımda taşıyorum, kızlardan ve kitaplardan başka ziyaretçi kabul etmiyorum. Ne olur ne olmaz diye hep tetikteyim. Boş vakitlerimde okuyorum. Dün de Zeynep gelmişti. Çabuk çıkmak istedi bırakmadım. Allahü teâlânın ismini verdim, “gitme” dedim elma soydum, derdini sordum, derdimi anlattım, anlayacağın epey dertleştik, sohbet ettik.

- Boş vakitlerinde çorap, kazak ör kız. Erkara’yı hiç aklına bile getirme, Doğan Bey’den çekinir, yaklaşamaz!

- Zaten öyle yapıyorum. Ne diyorduk?

- Aman, yine ağlatacaksınız beni. Hah, Erkara diyordun. Boyu devrilsin. Gitsin gelmesin. Onu, uzaktan da olsa görünce deliriyorum.

- Yoksa, delirdin diye mi gitti kız?

- O kadarını bilmiyorum.

- Ne düşünüyorsunuz kız?

- Hiiiiiç...

Gülşah, tepeden tırnağa kadar uzanan gök renkli, gül desenli ipek kaftanıyla ayın ondördü gibi görünüyordu. Kendinden emin, sallana sallana kapıdan çıktı. Peşindeki elleri bohçalı, her biri birbirinden alımlı güzeller, gözleri kamaştırıyordu.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...