Kaydet
a- | +A

Doğan Bey, bu güzel insanlara şefkat ve güvenle bakarken tarifi mümkün olmayan hissiyatla doldu.

Doğan Bey, ağırca hareketlenip iki can kardeşine doğru yürüdü;

- Allah muhabbetinizi daim eylesin beyler!

Doğan Bey’in sesini duyan Hasan Bey, şakalaşmayı bıraktı. Sevinçle kollarını açtı. Bağırmak, kendini parçalarcasına çimenler üzerinde takla atmak istiyordu. Fakat beklemedik bir anda en sevdiği arkadaşını karşısında görmenin utangaçlığıyla donakaldı.

İmdadına Ali Bey yetişti.

- Vaay! Nasibe bak! Doğan Bey’im gelmiş!

Diye gürledi. Bu arada Hasan da toparlandı. Üstünü başını silerek koştu. Üç ahbap neşeyle kucaklaştılar.

- Hadi yine duâ et Doğan Bey’imize. Yetişmeseydi, elimde kalacaktın.

Diyen Çekirge Ali, göz kırptı arkadaşlarına.

Doğan Bey, bu güzel insanlara şefkat ve güvenle bakarken tarifi mümkün olmayan hissiyatla doldu. İçinde iliklerine kadar işleyen ılık bir sıcaklık duydu. Çok huzur bulmuş, mesut ve bahtiyar olmuştu. İki can arkadaşına dönerek;

- Gelin şöyle azıcık oturalım. Gördünüz ya Doğan’sız olmuyor. Bu kadar güzel bir havada, nefis kebabı bensiz nasıl yiyecektiniz? Söyleyin bakalım. Hadi susmayın!

İki kafadar, suçlu gibi boyun büktü öyle mahcup durdular. Doğru söze diyecekleri başka bir şeyleri yoktu. Yakalanmasalardı Doğan Bey’e kim bilir ne maceralar uyduracak neler neler anlatacaklardı?!.

Dünyada yok mekânım,

Yerim durağım orda.

Sultan’ım tahtım tacım,

Hulle Burağım orda.

Eyyub’um sabrı buldum,

Circis’im bin kez öldüm,

Buraya evsiz geldim,

Köşküm, sarayım orda.

Bülbülüm, ötegeldim,

Dost eli tutageldim,

Çayırı satageldim,

Yaylam, otlağım orda.

***

GÜLŞAH...

Taşı balmumu kolaylığında işleyen isimsiz Türk sanatkârlarının elinden çıkmış çeşme, her sabah oluğu gibi yine cıvıl cıvıldı. Zarif bir mâbedin taç kapısı görünümündeki bu sanat eseri, muhtelif desen, figür ve hüsnü hatlarla tezyin edilmişti. Asırlık çınarların gölgelediği sebilin yanı başındaki geniş düzlükte bazı günler pazar kurulur, bazen tıfıl delikanlılar kıyasıya güreşir, bazen de kuzucukları için yaşlı ninelere otlak yeri olurdu.

Bir açık hava mesire yeri olan bu berrak soğuk suyun başında testilerini dolduran genç kızlar, etrafta kimsecikler yoktur diye rahat hareket ediyor, çeşitli şeyleri bahane edip gülüşüyorlardı.

Sırtında, çiçek figürleriyle işlemeli fistanı, başında cengâverlerin miğferi gibi güneşte parıldayan etrafı altın liralarla bezeli gümüş serpuşu ile Gülşah, kızların en güzeliydi. Gök renkli, altın simli ipek başörtüsü gümüş başlık üzerinden yerlere kadar sarkıyor, yürürken bulutlarla yarışan peri görünümü veriyordu. Güzelliğini duymayan kalmamıştı. İnce hilâl kaşları altındaki gülen elâ gözleri, minnacık hafif sivrice burunu, pembemsi gamzeli yanakları, kiraz kırmızılığındaki etli dudakları görenlerin bir daha dönüp bakmasına sebep oluyordu. Bu yüzden olacak nice beyler, civanmert delikanlılar peşinde pervaneydi. DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...