BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

“Tebessüm her kapıyı açan sihirli bir anahtardır...”

Ali, yeniden gülmeye başlayınca, baba ve çocuklar da gayr-i ihtiyari ona katıldı...
 
 
Ali, rüyaların tesiriyle mi, yoksa okuduklarından mı ne kahkahalarla gülünce, çocuklar çıkageldi. Etrafını sardılar. “Ne var abi, niçin güldün?” Deyip bir şeyler öğrenmek istiyorlardı ama nafile, o hâlâ yerlerde yuvarlanıyordu ki babacığı da geldi. Görür görmez ciddileşti, hemen ayağa kalktı.
-Babacığım, bir sualim var.
-Sor evlat ama ağır olmasın!
-Afrika nerede?
-Onu bilmeyecek ne var evlat, Dünya’da…
Kirli vicdanlar temizlenmez duşlarla,
Gökyüzüne muhabbet salmak kuşlarla,
Bayramda sevinmeyi unutmuşlarla,
Dostça oturup gülmek yakışır bize.

Hiç kırmamak lazım bir kalbi, kırmamak,
Olur mu yanan canı görüp takmamak?
Nice hadise görüp burun sokmamak,
Haddimizi de bilmek yakışır bize.
            ***
Ali, yeniden gülmeye başlayınca, baba ve çocuklar da gayr-i ihtiyari ona katıldı. Evde bir gülme yarışı başlamıştı sabah sabah sormayın. Neden sonra kendini toparlayan Yusuf baba; “Cenab-ı Allah gülmekten ayırmasın” dedi, daha ciddileşip gözlerini oğuşturarak asıl sözüne başladı:
-Gülmek ne güzel. “Tebessüm her kapıyı açan sihirli bir anahtardır” derler. Şu da bir hakikattir; hedefe giden her yol mübah değildir Ali’m.
-Anlayamadım!
-Muvaffak olmanın göstergesi, ne kadar not, puan olsa da, hakiki manada muvaffakiyet; aldığınız notlarla, puanlarla ölçülmez, ne kadar sürede, ne kadar insanın kalbini kazanmanıza bağlıdır, unutmayasın. Asıl mühim olan hayat biçiminize münasip, sağlığınıza faydalı, sizi memnun eden, huzur ve mutluluk seviyenizi yükselten ve aldığınız güzellikleri ömür boyu koruyabilmenize destek olan muvaffakiyetlerdir.
-Evet babacığım Nuri öğretmenim de hep böyle hikmetli konuşuyor. Ne fazla, ne eksik. Hiçbir talebeyi incitmemeye çalışıyor. Yanlış yapsalar da hemen yüzlerine vurmuyor. Onu sevmeyen yok sınıfta.
-Bir insanın arkasından bunların konuşulması onun için ne saadet, verilebilecek en büyük mükâfat bence.
-Onun hakkında az bile söylüyorum… “Kalp mütehassı” sizin ifadenizle.
-Hocan hakkında bunları duyduğuma çok memnun oldum. Kendini beğenmişlik, kibir çok çirkin bir hastalık. Bunun daha iyi anlaşılması için bir hikâye anlatayım. Meşhur bir hikâye ama tekrarın mahsuru yok.
-Anlat baba.
-Tavşan ile kaplumbağanın yarış hikâyesi, malum. Yarışa başlandığında tavşanın kendine güvenen ve kaplumbağayı küçük gören hâli hikâyenin sonunda nasıl bitiyor; isterseniz birlikte hatırlayalım: Tavşan, “Bu ormanda benden hızlı koşan yoktur, varsa gelsin yarışalım” diye söylenip kibirle geziyormuş. Bu meydan okumayı duyan kaplumbağa bir gün:
“O kadar böbürlenme ve kendine de fazla güvenme. ‘Ummadığın taş, kırar baş’ ecdat sözünü de unutma. İcap ederse ben senden daha hızlı koşarım. İstersen yarışalım!” demiş. Demiş ama tavşan da fena bozulmuş, kaplumbağanın bu sözlerine kahkahalarla gülmüş tabii. “Bu hantal hâlinle mi sen benimle yarışacaksın?” diyerek alay etmiş. Ama yine de “öyleyse buyur” demiş, teklifini kabul etmiş.
DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620712 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/620712.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT