BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Komşu köyün çocuklarıyla buluşacağız...

Uzun kış günlerini geride bırakmıştık. Hasretle beklediğimiz baharla birlikte bizler de keyifleniyorduk. 

 
 
Uzun kış günlerini geride bırakmıştık. Hasretle beklediğimiz baharla birlikte bizler de keyifleniyorduk. Karlar, billurdan damlacıklar oluşturarak eriyor, dereler, çaylar şelaleler oluşturarak coşuyor, Verintap’ın önünde uzayıp giden tarla ve çayırlar sarı mayıs çiçekleriyle donanıyordu. Bir haber; “gezimiz var...” Komşu köyün okuluyla Karagöl denilen yerde buluşup dostluk, kardeşlik, arkadaşlık hislerimizi geliştirecek, insani duygularımızı kuvvetlendirecek, “Merhaba bahar” diyecektik.
Günlerce bugüne hazırlandık. Annelerimiz keteler, çörekler, börekler pişirmiş, yumurta haşlamışlardı. Sabahtan beri elimizde yiyecek çıkınlarımız gruplar hâlinde yürüyorduk. Düşe kalka geçtiğimiz sarp keçi yolları bazen sel yatakları içinde kayboluyor, bazen yemyeşil çayırlarda devam ediyordu. Kılavuzumuz köyün bekçisi Ali Dayı’ydı. Vakit vakit pamuk yumağı bir bulutun gölgesinde, bazen sarı oklarını bütün kuvvetiyle üzerimize diken güneşin altında ilerliyorduk. Alışıktık bu hayata, bize hiç zor gelmiyordu. Hafif esen rüzgâr da olmasaydı terden sırılsıklam olacaktık. Nihayetsiz çivitten bir kubbeyi andıran dumanlı gök; hayatı, yaşama azmini hatırlatan envaiçeşit kuş cıvıltıları, çocuk bağrışmalarıyla dolup taşıyor, karşı dağlarda yankılanıyordu. İçimiz kıpır kıpır olsa da iyice yorulmuştuk. Omzumdaki çıkın gittikçe ağırlaşıyordu. Kendi kendime:
“Keşke biraz dinlensek” dedim.
Çok sessiz söylenmeme rağmen sınıf öğretmenim duymuş olmalı ki gülümsedi, zeytuni, kıvırcık saçları altındaki şen çehresi pembeleşti:
- Ne o Ragıp yoruldun mu? diye sordu.
Sırtında bu kadar talebenin mesuliyetini taşıyan, pek sevip saydığım bu genç muallime yorgunluğumu söyleyemedim. Başımı öne eğdim.
- Biraz daha gayret! Tepenin başına bir çıkalım, oradan öte Karagöl’e kadar yol düzdür, iniş, yokuş yoktur, dedi.
Saati tam bilmiyorum, bir müddet daha yokuş yukarı tırmandık. Trabzon lastiklerimin altında ezilen kar çiçekleri, çiğdemler içimi acıtsa da yürüyebileceğimiz başka bir yol yoktu. Düşmemek, uçurumlardan yuvarlanmamak için tutunduğum çalılar kopuyor, ayaklarımın bastığı yerden kopan irili ufaklı taşlar, kesek kesek topraklar dere aşağı yarışırcasına yuvarlanıyor, çıkardıkları seslerden ürken kertenkeleler; korkularından olsa gerek, sağa sola kaçışıyordu.
Gayet büyük bir taşın yanına gelince öğretmenim unutmamış, beni kastederek:
- İşte Taşınbaşı çocuklar! dedi. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
626781 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/626781.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT