BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Ne yazık ki geçmiş ola…

Hâli vakti yerindeydi. Bir o kadar cömertti. O bakımdan itibarlı sayılırdı. Ama işleri ters gitti. Ahir ömründe darda kaldı. Yatağa düştü. Alacaklılar ölüm döşeğinde kapısına dayandı. Adam bu paragözleri görünce çok mahcup oldu. Onlara durumunu açıklamak istedi ama aldığı cevap enteresandı:
 
-Bize akıl verme paramızı ver.
Helva satan bir çocuk geçiyordu. O ara refakatçısını helva almaya gönderdi. Kim bilir belki helva ikram ederek alacaklıların gönlünü yumuşatacaktı. Gelenler helvaları yediler. Çocuk da kapı aralığında sattığı bir tepsi helvanın parasını bekliyordu. Adam çocuğa dedi ki:
-Evlat, bu helvaları bana ödünç yazar mısın?
-Ne?
-Ödünç olarak yazsan diyorum.
Çocuk elindeki siniyi yere fırlattığı gibi feryat ederek sokağa fırladı. Hem ağlıyor hem söylüyordu:
“Ben zaten bunları borç almıştım. Satıp parasını ödeyecektim. Şimdi ben ne yaparım? Allah’ım sen bana yardımcı ol...”
O esnada şehrin valisi oradan geçiyordu. Çocuğun ağlamasını duyunca ilgilendi. Çocuk olanı biteni anlattı. Vali bey birlikte eve geldi.
Çocuğun yediği helvaların parasını kendisinin ödeyeceğini söyledi. Ayrıca orada bulunanlara verilmek üzere bir sini dolusu altın daha bıraktırdı.
Bu şekilde alacaklarını tahsil edenler sevinmişti ama şaşırmışlardı. Hazret onlara dedi ki:
-Siz de ben de sıkıntı içindeydik. Ama dualarımızda samimi değildik. O masum çocuk ise sıkıntısında da duasında da samimiydi. Onun için yaptığı dua Allah katında kabul oldu. Vali vesilesiyle yardım yetişti...
Alacaklılar bu hikmetten ibret aldılar ve alacaklarını tekrar iade etmek istediler. Ama hazret kabul etmedi. Dedi ki: "İnsan bir iyilik yaptığında samimiyeti değişik vesilelerle testten geçer. Bunlardan birisi iyilik yaptığından kötülük de görmesidir. Buna rağmen iyilik yapan iyiliğini unutup sabredebilmelidir. Eğer sabredenlerden olursa iyiliğin mükâfatını da görür.
-Ama üstadım?
-Siz iyilik yaptınız ama sabredemediniz. Durumun gerçek yüzünü bir hikmetle fark edince tekrar pişman oldunuz. Ama ne yazık ki geçmiş ola…
               Elif Azra Türkmen
 
 
 
ŞİİR
 
         GÖZLERİN VUSLATI
 
Gözlerinle konuştun, gözlerinle coşturdun.
Gözlerinle susturdun, gözlerinle kusturdun.
Gözlerinle unuttun, gözlerinle uyuttun.
Ah o gülen gözlerin, ışık saçan gözlerin
Ah o yakan gözlerin, gözden kaçan gözlerin.
 
Yollarını gözledim, kollarını özledim.
Dağlarını gözledim, ballarını özledim.
Bağlarını gözledim, dallarını özledim.
Ah o gülen gözlerin, ışık saçan gözlerin
Ah o yakan gözlerin, gözden kaçan gözlerin.
 
Dün gece göz etmiştin, hakkımda söz etmiştin.
Derdimi yüz etmiştin, gönlümü köz etmiştin.
Yokuşu düz etmiştin, kışımı güz etmiştin.
Ah o gülen gözlerin, ışık saçan gözlerin
Ah o yakan gözlerin, gözden kaçan gözlerin.
 
Gözlerin uzaklarda, gözlerin tuzaklarda.
Gözlerin çoraklarda, gözlerin kuraklarda.
Gözlerin topraklarda, gözlerin yapraklarda.
Ah o gülen gözlerin, ışık saçan gözlerin
Ah o yakan gözlerin, gözden kaçan gözlerin.
 
Gözlerimden yaş akar, çeşmeler kıskanırlar.
Sanma ki yavaş akar, dereler kıskanırlar.
Sabırla bil taş akar, tepeler kıskanırlar.
Ah o gülen gözlerin, ışık saçan gözlerin
Ah o yakan gözlerin, gözden kaçan gözlerin.
 
Gözlerin zindanında, hapsoldum meydanında.
Gözlerin kenarında, hapsoldum kaşlarında.
Gözlerin civarında, hapsoldum yanağında.
Ah o gülen gözlerin, ışık saçan gözlerin
Ah o yakan gözlerin, gözden kaçan gözlerin.
 
Gözlerinde perdeler, aşkımızı perdeler.
Gözlerin sor nerdeler, âşığa sor ne söyler.
Gözlerin bak yerdeler, ağlıyor pervaneler.
Ah o gülen gözlerin, ışık saçan gözlerin
Ah o yakan gözlerin, gözden kaçan gözlerin.
 
Ah cilveli gözlerin, ah edalı sözlerin.
Ah sevgili gözlerin, ah sedalı sözlerin.
Ah o renkli gözlerin, ah vedalı sözlerin.
Ah o gülen gözlerin, ışık saçan gözlerin
Ah o yakan gözlerin, gözden kaçan gözlerin.
 
Hep pes ettirmek için, neler söyler gözlerin.
Yeter dedirtmek için, neler söyler gözlerin.
Beni delirtmek için, neler söyler özlerin.
Ah o gülen gözlerin, ışık saçan gözlerin
Ah o yakan gözlerin, gözden kaçan gözlerin.
 
Gözlerinin içine, bir umutla bakarım.
Gözlerinin ferine, bin şafaklar yakarım.
Gözlerinin dengine, hep ufukta bakarım.
Ah o gülen gözlerin, ışık saçan gözlerin
Ah o yakan gözlerin, gözden kaçan gözlerin.
 
Gözlerin bak nöbette, pencerenin ardında.
İnkâr etme, sevmekte, bu gizemin ardında.
Bekliyorum görmekte, hasretinin ardında.
Ah o gülen gözlerin, ışık saçan gözlerin
Ah o yakan gözlerin, gözden kaçan gözlerin.
 
Gözlerini çevirme, umudumu devirme.
Gözlerini reddetme, gözlerini setretme.
Gözlerini dert etme,  gözün tersine gitme.
Ah o gülen gözlerin, ışık saçan gözlerin
Ah o yakan gözlerin, gözden kaçan gözlerin.
 
Gözlerinde adım var, adım gibi bilirim.
Gözlerinde aşkım var, adım gibi bilirim.
Gözlerinde çalım var, adım gibi bilirim.
Ah o gülen gözlerin, ışık saçan gözlerin
Ah o yakan gözlerin, gözden kaçan gözlerin.
 
Ebu Fehim gözlerin, umut veriyor bize.
Gönlü gören gözlerin, umut veriyor bize.
Aşkı ören gözlerin, umut veriyor bize.
Ah o gülen gözlerin, ışık saçan gözlerin
Ah o yakan gözlerin, gözden kaçan gözlerin.
                  Ebu Fehim
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619447 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yetenekli-kalemler/619447.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT