BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Ya bunlar henüz iyi günlerse!

Yunan Başbakanı Miçotakis, ABD kongresinde Türkiye düşmanlığını tekrarlayan bir konuşma yaptı, tam 37 kez ayakta alkışlandı.

Niyeyse aklımıza hemen Zelenskiy geldi!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yunanistan’da kurulan üslerin hedefi Rusya değil, biziz” dedi.

Üstünden bir hafta geçti, öyle alelade bir cümleymiş gibi gündemde kayboldu gitti.

             ***

Oysa Yunan medyasında her gün gündem; Türkiye.

Hâlihazırda sahip olduğumuz ve sıraya koyduğumuz bütün silahları bizden daha iyi biliyorlar.

Yunan Dışişleri Bakanlığı, tüm yurt dışı temsilciliklerine kendi tezlerini içeren skandal haritalar dağıtıp, Türkiye karşıtı lobicilik yapmalarını istemiş.

Belli ki bir şeylerin altyapısını hazırlamaya çalışıyorlar.

Türk Dışişleri ve Millî Savunma Bakanlarımız peş peşe açıklamalar yaparak, anlaşmalara aykırı şekilde silahlandırılan adalarla ilgili Atina’ya ciddi uyarılar yapıyor.

Yunanistan ise adalarına kadar konuşlanan yabancı üslere güvenini beyan ediyor.

Açıkça “ABD bizi korur” diyorlar hatta!

Yani, ayan beyan savaş senaryolarını konuşuyoruz…

Hem de en üst perdeden.

             ***

Gerilim hattının devamında Suriye sınırımız var.

Fırat’ın batısında eksik kalan iki parçayı, meydan okurcasına, yine bir askerî operasyonla tamamlamaya hazırlanıyoruz.

Menbiç ve Tel Rifat’a düzenlenecek operasyonlar öncesi Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov Ankara’ya geldi.

Bu bölgelerde Ruslar hâkimdi çünkü…

Ukrayna savaşı şartları değiştirdi.

NATO ülkesi Türkiye, NATO ülkelerinin sınırına yığdığı teröristlerden ve onlara kurdurmaya çalıştığı kukla devletçikten kurtulmak için NATO’nun düşmanı Rusya ile masada.

Tıpkı Yunanistan üzerinden gelebilecek muhtemel bir saldırıya karşı Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alması gibi bir durum.

Kurtlar sofrasının tam ortasında, Rusya’ya yaptıkları taktikle zorla savaşa çekilmeye çalışılan bir Türkiye manzarası var ortada.

             ***

Artık net olarak görülüyor ki; ne Yunanistan ne de Ukrayna muhatap ülke…

Asıl ağababalar güreşiyor masada.

Bunu zaten kuklalara alkış seslerinden de anlarsınız…

Yüz binler ölmüş, şehirler yanmış-yıkılmış, kimin umurunda!

             ***

Bugün “3. Dünya Savaşı başladı” diyenler, yıllardır buna hazırlanıyordu işte.

2010’da başlatılan Arap Baharı ile zengin hidrokarbon yatakları bulunan Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerde yönetimlerin el değiştirmesi nasıl tesadüf değilse, DEAŞ ve PKK terörü ile sınırımızda oynanan terör devletçiği kurgusu da tesadüf değildi.

Hedefte elbette Türkiye de vardı, bu yüzden üst üste darbe denemeleri yapıldı -ki, hâlen de boş durmuyorlar.

Şimdi umutları, çökerttikleri ekonomiyi siyasi kazanca dönüştürerek, uğraşmadan yönetimi ele geçirmek.

Lakin Türkiye Cumhuriyeti devleti de hazırlıksız değil…

Nasıl ki pandemiyi önceden görerek sağlık yatırımlarına hız vermişse, yıllardır savunmaya da devasa yatırımlar yapmakta.

Bu arada dünya ile ticaretini canlı tutarak, bir yandan piyasaları ve ülke ekonomisini güçlü tutmaya çalışmakta, öbür yandan da vatandaşını destekleyerek bu süreci en az hasarla atlatmaya uğraşmakta.

"Ne kadar başarılı olundu" daha iyi neler yapılabilirdi, bu tartışılabilir tabii.

             ***

Ne kadar farkındayız bilmiyorum ama yüz yılda bir yaşanan küresel kaos sürecinden geçiyoruz.

Ekonomimize en büyük darbeyi vuran pandemi de bu “büyük savaşın” parçasıydı, bunu bugün daha net görebiliyoruz.

Tıpkı, sıradaki tehdit “kıtlık” tehlikesiyle karşılaşmamız gibi!

Allah korusun ama gidişat şudur;

Sanki asıl büyük kaos kapıda, bunlar henüz ayak sesleri!

Şuraya kadar dışarıda olanları yazdık; ya içerisi!

Birileri boşuna ta Abdülhamid Han’a kadar giderek “İttihat Terakki” hatırlatması yapmıyor olsa gerek!

Her beyanları dışarıya değil, kendi ülkelerine tehdit.

Bunlar Yunan Başbakanına ağzının payını vermek dururken, kendi ülkesinin Cumhurbaşkanı’na saldırıyorsa…

“Yunan mı bize saldıracak?” deyip S-400’lere karşı duruyorsa…

Libya ile anlaşmaya, Suriye’ye operasyona karşı çıkıyorsa…

“Rusya’ya karşı hemen cephe olalım” deyip, bir de terör örgütlerine umut veriyorsa…

Bu hadsizliğin gücünü nereden alıyorlar dersiniz?

Tarihimiz tıpkı bugünlerdeki gibi ibretlik hadiselerle dolu.

Abdülhamid Han sonrası gelen 1. Dünya Savaşı’ydı -ki, koca imparatorluğumuzu paramparça etti.

Bugün de acı çekiyoruz, sıkıntı çekiyoruz ama devletimizin hangi senaryolara, nelere hazırlık yaptığını bilmiyoruz.

Görmemiz gereken şu; Irak, Suriye, Libya, Afganistan, Ukrayna ve daha niceleri önümüzde acı örnekler.

Ha! Hükûmetin hatası, kusuru yok mudur?

Elbette vardır, elbette bunlar eleştirilir ama “hesaplaşma” tehditlerinin amacı, içeriği belli.

Hükûmetin hatalarını eleştirmek ile teröre ve darbeye karışanları korumak, bunların hesabını sormakla tehdit etmek çok ayrı şeyler.

Başta ekonomi olmak üzere, yaşadığımız sıkıntılara dünyada olan bitenlerle birlikte bakmazsak, yarın büyük pişmanlıklar yaşamamız kaçınılmaz olur.

Gün gelir, bugün konuştuklarımız, sızlandıklarımız hiçbir anlam ifade etmez.

Birlik ve beraberliğimizi korumak, bu süreci yekvücut atlatmaktan başka çaremiz yok.

Ona da kim ya da kimlerin engel olmaya çalıştığı ortada değil mi?

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
628167 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yucel-koc/628167.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT