İsrail kuşatma korkusuyla saldırıyor! Tel Aviv’in, Türkiye düşmanlığının perde arkasında tedirginlik var
Orta Doğu’daki huzursuzluğun kaynağı olan İsrail, uzmanlara göre “ava giderken avlandığı için” hırçınlaşıyor. Yıllardır DEAŞ, PKK, FETÖ gibi terör örgütlerini finanse ederek Türkiye’yi içten ve dıştan kuşatmayı hedefleyen İsrail için en büyük darbe Terörsüz Türkiye projesi oldu. Ardından gelen Mekke Anlaşması İsrail’i paniğe soktu.
Terör devleti İsrail, Orta Doğu’da şiddetin ve huzursuzluğun kaynağı olmayı sürdürüyor. İsrail’in giderek artan saldırganlığı ve Türkiye’yi hedef alan söylemlerinin altında, bölgede yeni ittifaklar kurulması, Terörsüz Türkiye projesi ile “yalnızlaşma” ve “kuşatılma korkusu” yatıyor.
Araştırmacı Tuğrul Çamaş, 11 Eylül 2001 saldırıları ile başlayan küresel jeopolitik rekabet ve kuşatma çemberine dikkat çekti ve gelinen süreci şöyle yorumladı:
"İsrail’in en büyük amacı Türkiye’yi kendi sınırlarının içerisine hapsetmekti. İsrail, Türkiye’nin sınırlarına yakın bölgede başta PKK/YPG terör örgütü olmak üzere Güney Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan gibi ülkelerin de desteğiyle Türkiye’yi kendi sınırları içerisinde hapsetmek ve mümkün olduğunca en kısa süre içerisinde kuzeye, Türkiye sınırına kadar çıkmak gibi bir amaç güdüyordu. Türkiye’nin bu kuşatma hevesine cevabı ise kendi sınırları içerisine kapanan ülke görünümünden çıkıp güney yönlü kendine hareket alanı açmak oldu. Suriye’de Esad’ın devrilerek yerine yeni bir rejimin kurulması aslında İsrail’in kuzeye çıkmasının önündeki en kritik ve en önemli hamledir. İşte bu sebeple İsrail’in Suriye’deki Ebu Zuhur askerî üssüne yaptığı bombardıman bir saldırı değil, tam aksine bir savunma refleksidir.
İsrail'de Türkiye paniği! Netanyahu'ya 'çatışmadan kaçın' çağrısı
TÜRKİYE’DEN FARKLI DENKLEM
Türkiye, kuşatmanın içerisinde kalan ülke olmayı değil, bu blokajı yararak dışarı çıkan ve tam aksine bölgede yapmış olduğu Mekke İttifakı ile Orta Doğu’da farklı bir denklem kuran ülke oldu. Türkiye’nin, kuşatan ülke olma yolunda emin adımlarla yürüdüğünü söyleyebiliriz. Özetle Mısır’da Sisi’nin de masaya çekilmesi ve Suriye’nin de katılımı ittifakı genişletmekle birlikte İsrail’in kuşatılması demektir. İşte tam olarak ve bu sebeple Türkiye artık kuşatılan ülke değil, tam aksine kuzeyden güneye, güneyden kuzey batı yönünde İsrail’i kuşatan güç olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Bugün itibarıyla İsrail avcı değil, Orta Doğu’da av niteliği taşıyan ülke niteliği taşıyor."
BÖLGEDE STATÜKO SARSILIYOR
Güvenlik Uzmanı-Emekli Tuğgeneral Doç. Dr. Fahri Erenel’e göre bölge genel anlamda radikal bir değişim yaşıyor. Statükonun sarsıldığı tespitinde bulunan Erenel, “Suriye’nin bütünleşmesi ve askerî yapının güçlenmesi için atılan adımlar ve bu kapsamda Türkiye’nin üstlendiği role paralel Mekke Anlaşması, İsrail kanadında büyük tehdit olarak algılandı. Ebu Zuhur’da bir anlamda Mekke Anlaşması’nın tam olarak uygulanmaya başlaması öncesi Türkiye’yi sınırlı da olsa bir çatışmaya çekmek ve Suudi Arabistan ve Pakistan’ın tepkisini sınamak istediler. Şam’a entegre olan YPG-SDG ile birlikte Dürziler ve Nusayrilere cesaret vermek istedi. İsrail hiçbir biçimde bütün ve tam bağımsız Suriye istemiyor.” dedi.
Tel Aviv yönetiminin işgal projesine tepki yağıyor: İsrail’e karşı E1 ittifakı
RUS ÜSLERİ İÇİN KAVGA
Erenel şöyle devam etti:
"Diğer yandan Rusya’nın 3 ay içinde boşaltacağı deniz ve hava üslerinde hangi ülkenin yer alacağı onlar için hayati öneme haiz. Özellikle Hımeymim Üssü Türkiye’ye çok yakın. Bu üsleri Türkiye’nin ne pahasına olursa olsun çok katmanlı hava savunması ile korumalı askerî merkezler hâline getirmesinden korkuyorlar. Bu noktada Türkiye, Golan Tepeleri ve Şam’a 25 km mesafedeki Heron Dağı bölgesinin işgalini kendisine yönelik bir tehdit olarak gördüğünü ve önleyici strateji kapsamında olası bir harekât hakkını saklı tuttuğunu deklare etmelidir."
TERÖRSÜZ BİR ORTA DOĞU
Orta Doğu Uzmanı Dr. Abdullah Manaz’a göre ise “Türkiye aslında silahtan ve terörden arınmış bir Orta Doğu inşa ediyor. PKK Terör Örgütü ile birlikte KCK terör örgütlerinin silahsızlandırılması, Türkiye, İran, Irak ve Suriye sahasındaki bütün örgütlerin silahsızlandırılması olarak okunmalı.” diyor.
Manaz şöyle devam ediyor:
"1850’li yıllarda petrolün bulunmasıyla birlikte canlandırılan Siyasi siyonizmin hedefi Akdeniz’den Fırat’a ve daha ötesinde Barzan ve Hazar Yahudi topraklarına kadar uzanacak bir coğrafyanın kontrol edilmesiydi.
DEAŞ, FETÖ, PKK KURDURULDU
Bu coğrafyada, yerleşik Yahudi nüfus yeterli olmadığı için var olan etnik yapıların Büyük Siyonistan projesine bir şekilde entegre edilmesi gerekiyordu. Yahudilerin kaybolan iki kabilesi vardı ve bunlar da Ermeniler ve Kürtler olmalıydı. ABD’de bu konuda araştırma merkezleri kuruldu, Ermeni ve Kürt lobilerine finansman sağlandı. Ermeni ve Kürt silahlı grupların eğitilmesi ve desteklenmesi için özel projeler oluşturuldu. Sonrasında DEAŞ, FETÖ ve PKK terör örgütleri kurduruldu ve halka genişletildi. Tamamının arkasında Evangelist & Siyonist İstihbarat İttifakı vardı."
Dr. Manaz, Türklerin hâkimiyetindeki 600 yıl boyunca bütün büyük şehirlerde kilise, havra ve camilerin birbirlerine yürüme mesafesinde olduğunu ve Golan, Şam, Amman, Akabe, Kuzey Lübnan, Kuzey Filistin, Halep, Hama, Humus, Lazkiye, Türkmen Dağı, Telafer, Kerkük, Musul, Süleymaniye dâhil bütünüyle coğrafyanın aslına döndüğünü belirtti.

