Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin zamânında bir genç vardı ki, bu büyük velîyi çok severdi.
Ama bâzen nefsine uyup günah işlerdi.
Yine bir gün şeytana uyup günah olan bir iş yapıyordu.
Bu zâtın sesini duydu.
Ve toparlandı birden...
Zîrâ büyük zât, o gence;
“Dur, sakın yapma! O iş günahtır” diye seslenmişti.
Etrâfına bakındı.
Kimseyi göremedi.
Oradan hocasının huzûruna koştu.
Büyük velî, o gence;
“Haram, ateş gibidir evlâdım. Rabbimiz, hiç yoktan yaratıp bunca nîmetleri vermişken, bir kul Ona karşı nasıl günah işleyebilir?” buyurdu.
● ● ●
Bir gün de sevdiklerine;
“Müminin güzelliği, nasıl ölçülür, biliyor musunuz?” diye sordu.
“Bilmiyoruz efendim” dediler.
Buyurdu ki:
"Müminin güzelliği, ne namaz kılması, ne de oruç tutmasıyle belli olmaz. Kimsenin kalbini kırmamasıyla bilinir.”
● ● ●
Bir gün de bu zâta;
“Efendim, en akıllı insan kimdir?” diye sordular.
Cevâbında;
“Ölüme hazırlanan kimsedir” buyurdu.
Sordular:
“En ahmak kimdir efendim?”
Buyurdu ki:
“Dünyâya tapan insandır.”

