Başlığı belki de şöyle değiştirmek daha yerinde olur; Avrupa nereye? Avrupa hesabına “refah dönemi” galiba baş aşağı gidiyor!.. Göç ve göçmen problemi, ekonomik daralma ve genel olarak sağın yükselişi…
Fransa’da sokak ve meydanlar alev alev… Lise öğrencilerinin bir ay önce başlattığı nümayişler giderek boyut değiştiriyor. İlk önce sınıfların kalabalık oluşundan ve öğretmen sayısının yetersizliğinden, eğitim kalitesinden şikâyet ederek sokağa dökülen orta öğretim öğrencileri, çok geçmeden sendikalardan ve dar gelir gruplarından destek görmeye başladı. Gösteriler gitgide şiddete dönüşmeye yüz tuttu. Yakma, yıkma, yağma ve talan olayları yayılmaya başladı. Bazı polislerin bile AVM’lerdeki yağmalama olaylarına karıştığını gösteren görüntüler, Fransa’da durumun hiç de iyi olmadığını ortaya koyuyor! Başlangıçta orta öğretim öğrencilerinin eylemi, 1968 Mayıs’ında Paris’te başlayan ve oradan da başka ülkelere yayılan gösterileri hatırlattı. O zaman sahnede üniversite öğrencileri vardı. Ve onlar da sıkıcı ve tutucu eğitim sistemine karşı çıkarak, daha iyi şartlarda bir eğitim imkânı talebiyle meydanlara dökülmüştü. Bu yeni olaylar zincirinde, esasen bir paralellik olmasına rağmen, daha farklı dinamikler de öne çıkıyor… Öncelikle 21 Eylül’de Paris’in güney bölgesindeki işçi mahallesi Creteil’de, öğrenciler kötü eğitim şartlarını protesto ederek fitili ateşledi. Kısa zamanda bu protesto çok sayıda okulun öğrencilerine yayıldı. Gösteriler kalabalıklaşınca, polise mukavemet ve saldırılar da uç vermeye başladı. Çok sayıda gösterici gözaltına alınınca işin rengi daha hızlı şekilde değişmeye başladı. Bazı tarihî binaların yakılması olayları büsbütün büyüttü… Limoges belediye binası ve Lyon’daki tarihî turizm ofisinin yakılması, siyasi tartışmaları da etkiledi. Muhalefet lideri, sosyalist cumhurbaşkanı adayı Jean Luc Melenchon, ilk önce 1989 Fransız İhtilali dönemine gönderme yaparak, ünlü Bastille hapishanesinin yakılmasına benzetti. Ancak daha sonra çark ederek; sembolik yapılara karşı girişilen yakma ve yıkma gibi saldırıların farklı bir şey olduğunu belirtmek zorunda kaldı… Öyle veya böyle Fransa Başbakanı Sebastian Lecornu, “Ülkede durumun geri dönülemez noktaya geldiğini” ifade etti. Geriye dönüş olmayacağına göre, ileriye yönelik hangi çizgide bir ilerleme olabilir? Ve hakikaten bir ilerleme olabilir mi? Fransız medyasının bir kısmı bu olayların aşırı sağ partilere yarayacağına dair analizler yapıyor. Hatta bugünkü mevcut tabloyu, aşırı sağcı Marine Le Pen için erken bir "Noel hediyesi" olarak değerlendiren yayınlar var!..
Ancak Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron kendi kendine meydan okuyor… Durumun yer yer kontrolden çıktığını kabullenen İçişleri Bakanı Laurent Nunez, istifasını verdi. Ama Macron kabul etmedi ve göreve devam etmesini istedi. Aynı Macron, “Cumhuriyeti yıkmak isteyenlerin hesap vereceğini” ifade ederek gözdağı vermeye çalıştı… Fransa’da aşırı sağ kesim, problemlerin temelinde göç politikasının yattığını iddia ediyor ve gösterilere destek veren solcu göstericilerin ülke düşmanı olduğunu ileri sürüyor. Bu arada Macron’u da yetersiz görüyor!.. Nisan 2027’de yapılacak seçimlerle birlikte ikinci dönemini tamamlayıp köşesinde çekilmek durumunda olan Macron, kalan görev süresini nasıl yürütecek? Fransa Cumhurbaşkanı, Kasım 2018’de başlayan SARI YELEKLİLER nümayişlerinde de olayların önünü almakta yetersiz kalmıştı. Fransa’da sürücülerin aracında bulundurması mecburi olan sarı renkli ve fosforlu yelekleri giyerek meydanlara dökülen orta ve alt gelirli vatandaşlarla işçiler, uzun müddet Fransa meydanlarında hak aramaya çalışmıştı. Özellikle akaryakıt fiyatlarına yapılmak istenen yüksek zam büyük tepkilere sebep olmuştu… Sonunda hükûmet bu konuda geri adım atmak zorunda kalmış ve göstericilerin talep ettiği ekonomik reformlar konusunda bazı çalışmalar yapmıştı. Ancak gösterilerin önü alınamamış, Covid-19 salgını dolayısıyla sokağa çıkma kısıtlamaları ve gösteri yasağıyla birlikte tedricen azalan nümayişler nihayet azalarak son bulmuştu…
Fransa’da lise öğrencilerinin protestosuyla uç veren nümayişler diğer Avrupa ülkelerine de yayılıyor. İtalya, İspanya, Portekiz, Belçika, Yunanistan ve Arnavutluk’a da sıçrayan olaylar, daha da büyüme ve yayılma istidadı gösteriyor. Fransa’da şimdiye kadar binlerce kişi gözaltına alındı. Belçika’da da iki yüzden fazla protestocunun nezarete alındığı açıklandı. Bu hadiselerle ilgili görüş açıklayan uzmanlar, genel olarak Avrupa’da sosyal refah döneminin sıkıntıya girdiği ve hızla bir sonlanmaya doğru gittiği yolunda görüşler serdediliyor. Gerçekten hâlihazırda hem güvenlik konusunda derin endişeye gark olan hem de bilhassa Rusya-Ukrayna savaşı yüzünden büyük ekonomik zararlara, özellikle enerji fiyatlarındaki problemler yüzünden büyük maliyetlere katlanmak zorunda kalan Avrupa ülkeleri, basbayağı bir açmazın içine düşmüş durumda… Anlaşılacağı üzere, mesele yalnız Fransa ile sınırlı değil. Bu arada, Kuzey ve Orta Afrika coğrafyasında yer alan eski sömürgeleri tarafından tek tek kovulan Fransa’nın hâli, Macron iktidarının bir hezimetidir… Bu dönemde Fransız kibri fena hâlde kırılmış oldu!.. Diğer yandan, Macron’un zevahiri kurtarmak için başka alanlara (Doğu Akdeniz vb.) uzanma teşebbüsü de duvara çarpmış bulunuyor. Bu yetmezmiş gibi bir de AB’nin ‘çelik çekirdeği’ olarak, ortağı Almanya ile önemli konularda ciddi fikir ayrılıklarına düşmesi, Paris hesabına çözüm bekleyen ve hayli baş ağrıtabilecek yeni bir konu olarak ortada duruyor… Velhasıl Fransa’nın göbeğinde AVM’ler yağmalanıyorsa, bu demektir ki dünyaca meşhur Champs- Elyses (Şanzelize) Caddesindeki göz kamaştırıcı mağazalar da aynı akıbete uğrama tehlikesinden beri değil!.. Göstericilerin kontrolden çıkması, ekonomik sıkıntılardan kaynaklanan bir sosyal patlama mıdır yoksa Macron’un iddia ettiği üzere Cumhuriyeti yıkma teşebbüsü müdür? Milyonluk soru!

