1911’de kopan Yemen Harbi’nin Türk milleti hafızasındaki yeri hayli derindir… Aradan bir asrı aşkın zaman (115 sene) geçtiği hâlde yakılan Yemen Türküleri o günlerin pek hüzünlü havasını içimize doldurur…
Yemen’de hâkimiyet kurmaya çalışan Husilerin son zamanlarda, Suudi Arabistan’a yönelik olarak gerçekleştirdikleri etkili füze saldırıları, bölgede tansiyonu fena hâlde yükseltmiş durumda. Bu saldırılarda Suudi Arabistan’ın en önemli şehirleri ve uluslararası hava alanları ile enerji tesisleri isabet aldı. Can kayıpları ve ciddi hasarlar meydana geldi. 2014 yılında Husilerin Yemen Hükûmetine karşı başlattığı mücadelede bugüne kadar önemli hadiseler cereyan etti… 2015 yılında S. Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu, Husilere karşı hava saldırıları yaparak müdahalede bulundu. 2022 yılında Birleşmiş Milletler aracılığıyla ateşkes sağlandı. Ancak bir yıl sonra çatışmalar tekrar başladı. Yemen ülkesi ve çevresinde o kadar hızlı ve çelişkili olaylar meydana geliyor ki, takip etmek bile zorlaşıyor… Mesela düne kadar Yemen’de Husilere karşı aynı cephede savaşan S. Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) bir anda karşı karşıya kaldılar ve neredeyse geniş çaplı çatışmalar yaşanmaya başladı. BAE’nin geri adım atmasıyla bu çatışma şimdilik önlenmiş oldu!.. Beri tarafta ilk başlarda İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırıma karşılık olmak üzere İsrail ve ABD unsurlarına karşı saldırılarda bulunan Husiler, ne olduysa bunu bırakıp çok yoğun şekilde S. Arabistan hedeflerine karşı saldırılarda bulunmaya başladı. İşin tuhaf tarafı şu ki, İsrail S. Arabistan’ı “Abraham Anlaşmalarına” angaje edebilmek maksadıyla, Husilere karşı bu ülkeye askerî destek verme teklifinde bulundu… Bu karmaşık tablonun en kritik yerinde İran’ın yer aldığını ve özellikle son zamanlardaki etkili Husi saldırılarının lojistik kaynağı olduğunu da hatırda tutarsak, tam olarak nelerin olup bittiği konusunda fikir sahibi olabiliriz…
Suudi Arabistan, bugüne kadar ağırlıklı olarak ABD himayesine dayandırdığı ulusal güvenliğinde yaşadığı zaaf ve tehlikeler muvacehesinde yeni arayışlara girmek zorunda kaldı… Bu çerçevede Türkiye ve Pakistan ile birlikte teşkil edilen, Mekke Savunma Paktı çerçevesinde yeni bir dönemin kapıları aralanmış oldu. Bölgesel ölçekte yeni bir güvenlik mimarisi… Mekke Savunma Paktı bir taraftan kurumsal yapısını tamamlama yolunda ilerlerken aynı anda fiilen sahadaki etkisini de gösterebilmek gibi bir başarıyı ortaya koyuyor. 5 Ekim’de Riyad’da, her üç ülkenin dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanlarının katıldığı Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesinin ikinci toplantısında, kolektif savunma taahhütlerinin uygulanması ve askerî kuvvet ve yeteneklerinin hızla konuşlandırılması kararı alındı. Bu gelişme çok geniş yankılar yaptı. Birbirinden farklı tartışmalar da devreye girdi. Öyle bir hava estirildi ki, sanki Türkiye savaşmak üzere Yemen’e asker gönderecek… Oysa böyle bir şey söz konusu değildi. Ama şu vardı: Türkiye’nin Suudi Arabistan’la ikili askerî iş birliği ve dayanışma anlaşması var. Bu çerçevede iki ülke arasında devam eden çalışmalar var. Aynı şekilde Pakistan’ın da S. Arabistan’la ikili askerî anlaşması var. Bunun yanında S. Arabistan Türkiye ve Pakistan’a askerî ihtiyaçları için talep listesi verdi. Mekke Savunma Paktı, ilk etapta S. Arabistan’a teknik destek ve askerî eğitim danışmanlığı verecek. Hâlihazırda Türkiye ikili askerî iş birliği anlaşması çerçevesinde, zaten S. Arabistan ile birlikte fiilen belli faaliyetleri gerçekleştiriyor. Aynı durum Pakistan için de geçerli. Pratikte bu durumun hüküm sürmesi, bazı ülkelerin hoşuna gitmeyebilir. Özellikle İsrail’in… Ve dahi İran’ın… Genel olarak İslâm dünyasında ve özel olarak Arap âleminde, bugüne kadar kurulmuş bulunan siyasi-askerî ve ekonomik ittifaklar ne yazık ki, beklenen neticeleri veremedi. Mesela 1945 yılında kurulmuş olan Arap Birliği Teşkilatı bugüne kadar dişe dokunur bir varlık sergileyemedi… Aynı şekilde 1970 yılında temeli atılan İslam İş birliği Teşkilatı’nın mesela Filistin ve Gazze konusunda bir türlü etkili duruş gösteremediğini üzüntüyle izliyoruz…
Dolayısıyla Mekke Savunma Paktı’nın farklı olarak, kısa zaman içinde sahada bir pratik süreci başlatmış olması önemli… Husilerin Bâb-ul Mendep Boğazı’nı kontrol altına aldığına dair iddialarından çok kısa bir zaman sonra, Yemen Hükûmetinin aynı bölgede tekrar kontrolü ele geçirmesi önemli bir gelişme. Zira Husilerin bu stratejik bölgede kontrolü kalıcı olarak sağlaması ve enerji hatlarındaki ulaşım güvenliğini tehdit etmesi, bu cephede savaşın derinleşmesini kaçınılmaz kılar... Tabiatıyla meseleye sadece Bâb-ul Mendep Boğazı olarak bakmamak lazım. Afrika Burnu’nda yer alan ülkelerin durumu çok karışık. Etiyopya’nın ve İsrail’in ve dahi BAE’nin Somaliland üzerindeki derin hesapları hayli tehlikeli. İsrail Somaliland’ı tanıma kararını ilan etti. BAE de bu konuda İsrail ile paralel hareket ediyor. Etiyopya’nın da Somaliland ile giriştiği ilişkiler dolayısıyla, geçmişte savaş durumuna geldiğini ve Türkiye sayesinde şimdilik durumun sakin kalabildiğini hatırlayalım. Bölgedeki ülkelerin hemen tamamı kırılgan bir siyasi ve askerî konumda. Sudan, Etiyopya, Somali, Eritre, Cibuti vb. coğrafi konum itibarıyla bu bölge dünya ticaret yolları açısından çok önemli. ABD ve Çin gibi büyük güçlerin bölgedeki üslerini (Cibuti) bu arada unutmamak lazım. Dolayısıyla büyük güçler başta olmak üzere, birçok irili ufaklı aktör aynı coğrafyada etkili olmak ve menfaatlerini korumak bakımından her an baskı ve müdahalede bulunma durumunda...
Özetlersek, mesele sadece Yemen ve Husiler meselesi değil. Hürmüz ve Bâb-ul Mendep Boğazları, Umman Körfezi, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'nu içine alan dünya ticaret yolları ve bu güzergâhlardaki seyr-ü sefer emniyeti. Ve elbette küresel güçlerin emperyalist politikalarının şekillendirdiği rekabet ortamı… Ancak güçlü olmakla başa çıkılabilecek meseleler!

