Kaydet
a- | +A

Geçen hafta, naklen maç yayınları konusunda, digital yayın nedeniyle yaşanan sıkıntıyı anlatmış ve Uzanlar''ın bu engeli aşmaya çalıştıklarını söylemiştik. Digital yayın engeli aşılamadı ve grup naklen maç yayınlarını, tıpkı CİNE 5''te olduğu gibi analog yöntemle vermek zorunda kaldı. İzleyici açısından temelde fazla bir değişiklik yok. Tıpkı CİNE 5''te olduğu gibi dekoderi takan yayını izleyecek.

Önceki gün bazı gazetelerde yer alan haberlerde, Uzanlar''ın dekoderleri gümrükten çekemedikleri ve şifreli yayının gecikeceği ileri sürülerek, "Maçlar iki ay bedava" müjdesi yer alıyordu ama henüz haberin mürekkebi kurumadan Uzan''lar bir açıklama yaparak dekoder dağıtımının Pazartesi başlayacağını ve şifresiz yayın yapılmayacağını duyurdular.

Aylık 17 milyon, maç başına 2 milyon Sporseverlerin bedava maç sevinci sadece 12 saat sürdü. Yapılan açıklamalara göre, şifre çözücüler, Telsim satılan her dükkandan alınabilecek. Kutuların peşin satış fiyatı 25 milyon lira. Ayrıca aylık 40 dolardan (17 milyon lira) başlayan taksit imkanları da verilmiş durumda. Bu arada CİNE 5 abonelerine de, Teleon''a geçmeleri şartıyla cazip indirimler vaad ediliyor. Maç yayınları için 150 milyon doları gözden çıkaran grup, Cine 5''e bir darbe daha vurmaya hazırlanıyor. Cem Uzan tarafından bizzat yapılan açıklamaya göre Kral TV maç günleri Teleon adı altında şifreli yayın yapacak. Yine Telsim 0542 abonelerinin yanısıra yeni Telsim alacaklara da indirim yapılacak. Teleon''un spor servisinin genel koordinasyonu Star Gazetesinin spor müdürü Büşah Gencer''e tevdi edildi. Teleon''un başına getirilen Cine 5''in eski yayın sorumlularına verilen transfer bedelinin ise 3 milyon dolar olduğu belirlendi

Jet-Pa jet gibi Geçtiğimiz haftalarda Btv''yi aldığını duyurduğumuz Jet-Pa''nın sahibi Fadıl Akgündüz, kanalı eylül ayına hazırlıyor. Önümüzdeki ay yepyeni bir logo ve formatla izleyici karşısına çıkması planlanan Btv o güne kadar klip yayınlayacak. Btv''nin genel yönetimini ise, daha önce Samanyolu TV''de ekonomi programları yapan Feridun Yılmaz üstleniyor. Sadık Yılmaz da, Feridun Yılmaz''la birlikte çalışacakmış. Yine gruba ait intermedya yayıncılık, eylül ayında yeni bir dergiyi piyasaya çıkarmaya hazırlanıyor. Bu proje için, daha önce Tempo dergisinde çalışan ve son olarak Albüm Dergisinin yazıişleri müdürlüğünü yapan Okşan Öztekin ile anlaşma sağlanmış. Grup ayrıca iki günlük gazete çıkarma projelerini de canlı tutuyor. İntermedyanın kadınlara yönelik dergisi Donna''nın başına Pınar Efe getirilmiş.

Bacanak açıklaması Eylül ayında piyasaya çıkmaya hazırlanan Yarın Gazetesinin sahibi Namık Kemal Zeybek, "Yarın"da Aydın Doğan''ın da hissesi olacağı yolundaki iddialara sert tepki gösterdi ve "Sayın Doğan''la sadece bacanağız. Çıkaracağım gazete ile onun bir bağlantısı olmayacak" açıklaması yapmak zorunda kaldı. Bu arada gazete yeni binasına taşındı.

Çukurovacılar atakta Kurultay Gazetesinin günlük yayınlanma planları askıya alındı. Show TV''yi de aldıktan sonra medyada yüzde 12''lik bir paya ulaşan Çukurova grubu ise yeni projeler peşinde. Tercüman gazetesinin yeniden ihya edilmesi projesinin de gündeme getirildiği ileri sürülüyor

Türkiye''de basın özgürlüğü var mı? Türkiye''de yıllardan beri gazetecilik yapmakta olan

bir kişi olarak, size şunu rahatlıkla ve iddialı olarak söylüyorum: Ülkemizde fikir özgürlüğü vardır. Bunların yok dediği, af getirmek ve yasal kılmak istediği özgürlük ise çok farklıdır. Onun adı Cumhuriyeti yıkma özgürlüğüne af getirmektir. Onların amacı, gazetecilik filan değildir, bizim mesleğimizin ardına sığınarak kirli amaçlarına o yolla ulaşmaktır! Ve ne yazık ki, bizim bazı meslektaşlarımız da, sırf belli basın kuruluşlarının başında oldukları için, karşı taraftan gelen bu doğrultudaki yoğun baskılara boyun eğmekte, onlardan yana tavır koymaktadır. Çevreme şöyle bir bakıyorum. Cumhurbaşkanlarını, başbakanları, hükumetleri, siyasetçileri veya kişileri eleştirdiği, yolsuzlukları açığa çıkardığı, pisliklerin üzerine gittiği için hapis yatan bir tek gazeteci bile göremiyorum.

Bir kez daha ve iddialı olarak söylüyorum. Türkiye''de her şeyi özgürce yazma özgürlüğüne sahibiz. Aksini söyleyen varsa, çıksın

ortaya tartışalım.'' Yukarıda alıntıladığımız satırlar Hürriyet yazarı Emin Çölaşan''a ait. Yazıda "Belli basın kuruluşlarının başında olduğu için baskılara boyun eğdiği" ileri sürülen kişi de aynı gazetenin başyazarı Oktay Ekşi. Oktay Ekşi ise bir gün sonra yazısının sonuna eklediği cevabında, 7 ayda 186 dava dosyasını tek tek incelediğini, ondan sonra da "Fikir özgürlüğü yok" dediğini ileri sürerek kedini savunuyor ve Çölaşan''ı "Elbette aksini düşünenler de var. Bu da normal. Çünkü başkalarına hakaret edip mahkûm olduğunuz zaman bunun bedelini siz değil de patron öderse fikir özgürlüğü var sanırsınız" diyerek iğneliyordu. Bakalım kavga ne kadar sürecek? Konu Çölaşan''ın yazısından açılmışken hadi bir iki cümle daha alalım. Çölaşan, özellikle şeriat düzeni isteyen fikir özgürlüğüne karşı çıkarken "Aman beyler, biz İsviçre''de değil Türkiye''de yaşıyoruz. Bizim sınır komşularımız İsveç, Danimarka, Norveç falan değil" diye yazıyor. Madem söz komşuluktan açıldı şu fıkrayı da biz hatırlatalım:

Fıkra bu ya, bir köylü vatandaşa sormuş kentli misafir "Say bakalım Türkiye''nin komşularını Hacı emmi" diye. Hacı emmi de başlamış saymaya "Amerika, Almanya, Japonya, İngiltere, İsveç, İsviçre... (Çölaşanın dediği gibi)" saymaya. Kentli misafir durdurmuş köylüyü.. "Hele Hacı emmi, sen karıştırdın gerek. Onlar Türkiye''nin komşusu neyi değil. Bana Yunanistan, Bulgaristan, İran, Irak, Suriye''den bahset" diyesi olmuş ve o saat cevabını almış. "Ben de bilirim o saydıklarını da, ben böyle komşuların.." demiş.. Nereden nereye!

Af geliyor galiba Geçen hafta "Gazetecilere af mı geliyor" demiştik. Görünen o ki geliyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından hazırlanan ve Adalet Bakanlığına sunulan af taslağını, bakanlık benimsemiş ve üzerinde çalışmaya başlamış. Bu konuda, Başbakan Ecevit, Cemiyet Başkanı Nail Güreli''yi telefonla arayarak müjdeyi resmen vermiş. Cemiyetimiz geçen gün yazılı bir açıkmala ile müjdeyi resmen üyelerine duyurdu. Bu arada, hükumet ortakları tarafından üzerinde uzlaşmaya varılan genel af tasarısı içinde katil ve dolandırıcılarla birlikte basına da af hazırlığı yapıldığı belli oldu. Haydi hayırlısı..

Elektronik klozetler Cihannüma sakini Hakkı Devrim ustanın yazıları da olmasa, "yaşadığımızı" zor farkedeceğiz. Müktesebatı ve bulunduğu yer dolayısıyla olaylara son derece geniş bir açıdan bakabilen ve lafı dolandırmadan söyleyebilen usta, hafta içinde yayınlanan bir yazısında, "Türkiye''nin yanlışlarını değil,Türkiyenin bütünü ile yanlış olduğunu tebşir misyonunu üslenmiş köşe yazarlarını" eleştiriyor ve "Bizim gazetede de temsilci bulundurduklarını söylemekle yetineyim" diyerek, çuvaldızı kendilerine de batırıyordu. Devrim "Okumuşlukları var da, her gün aynı şeyi yazdıkları halde seslerinin neden işitilmediğini anlayacak kadar olsun ferasetleri yok" dedikten sonra "Klozetten söz edeceğim zaman neden aklıma onlar geldi" diye nefis bir de giydirme yapıyor ve yazısının geri kalanında gerçekten klozetlerden sözediyordu. Sağlığına önem verenler için ilginç olabilecek yazıyı, biz de köşemize aktardık. Başka türlü de panoramamızın içine edemezdik ya.. Bakın ne yazıyor usta: "Ben yıllar yılı klozetlerin boyu, bizim boyumuza göre yüksek, böyle tepelerde oturarak ihtiyaç gidermek zamanla sağlıksızlığa sebep olmaz mı diye sordum durdum; kimse ciddiye almadı. Geçenlerde bağırsak ameliyatı oldum. Her şeyi konuştuğum halde, doktor Aziz Kaya bey dostuma, ameliyatı gerektirir hale gelmemde o yüksek klozetlerin dahli olmuş mudur diye sormayı akıl edemedim" dedikten sonra, sözü, hafta içinde gazetelerde yer alan ve elektrikle çalışan, tuvalet kağıdı gerektirmeyen, su basıncı, taharet borusu hareketli, sıcak hava üflemeli, yani kurutmalı tuvaletlerin fiyatının 24 aylık tuvalet kağıdı bedeline kadar düştüğü yolundaki habere getirerek "Ben hesapladım. 24 değil 60 aylık kağıt bedelidir. Görüp bilgi alacağım. İlgilenirseniz size de anlatırım" diye bitiriyor. İlgilenen çıkarsa ve Hakkı usta da şu elektronik klozet ile ilgili yazarsa, biz de iktibas ederiz netekim.. Dedik ya Hakkı usta da olmasa, yaşadığımızı farkedemeyeceğiz memleketi kurtarırken...

Düşünce özgürlüğü forumu Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Türkiye Yazarlar Sendikası''nın ortaklaşa düzenledikleri ortak forumda "İletişim dünyasındaki düşünce özgürlüğü" tartışıldı. Üç oturumda gerçekleştirilen forumda çizilen tablo pek de içacıcı değil elbette. Basın özgürlüğünün önündeki en büyük engelin, ileri sürüldüğü gibi sermayeye egemen çevreler ve devlet müdahaleleri değil bizatihi basındaki duyarsızlık ve dayanışma özürlülüğü olduğunun itirafı gerçekten düşündürücü idi. Gerçi basında tekelleşmeden, yüz küsur yıldır değişmeyen "Matbuat kanun dairesinde hürdür " uygulamasından da bahsedildi ama, sorumsuzluk ve münferit hareket alışkanlığı kadar üzerinde ittifak edilen bir başka unsur ise "Temel hak ve özgürlüklerin böylesi ihmal edildiği bir ortamda basın haklarının da ancak bu kadar olabileceği" hükmüydü ki, bizi en çok üzen de bu oldu..

Özbilgen niye keyiflenmiş Sansürün kaldırılışının bilmem kaçıncı yılı ve Basın Bayramı, geçtiğimiz hafta Dolmabahçe Sarayında gerçekleştirilen bir törenle kutlandı. Törenin ilgi çekici etkinliklerinden biri de iki basın insanına "Basın Özgürlüğü" ödülü verilmesiydi. Ödüller, Milliyet Gazetesinin Açık Pencere''li yazarı Melih Aşık ile Cumhuriyet Gazetesinin sorumlu müdürü Avukat Fikret İdiz''e verildi. Gerek ödüllerin tesbiti, gerekse bu konuyu değerlendiren jüri heyeti genelde olumlu karşılandı ve herkes "İyi bir seçim oldu" dediler. Ama bu arada, bir Babıali emekçisi, bir bayan yazarımız, birden çoook gerilere, 1990''ların başına bir seyahat yaptı anılarında ve töreni kendi ifadesi ile "eğlenerek" izledi.

Bayan meslektaşımız, şimdilerde Posta Gazetesinde yazan Füsun Özbilgen. Ya da 1991''de emekliliğini istediği Cumhuriyet Gazetesinden, tazminat beklerken, borçlu çıkarılan 16 yıllık bir Cumhuriyet çalışanı. Özbilgen''i şaşırtan keyfiyet ise, haksızlığa uğradığına inandığı o olayda, kendisini savunan Melih Aşık ile haklarını gaspettirdiğine inandığı gazete avukatı İlkiz''in yıllar sonra aynı ödüle layık görülmeleri idi.

Özbilgen: "Benim o günkü haklarımı savunan Melih ile hakkımda dava açan Fikret, birlikte basın özgürlüğü ödülü aldılar. Ben de töreni kendi kendime eğlenerek izledim.." diye yazdı. Dolmabahçe Sarayı''ndaki töreni keyifle izleyen zannederiz sadece Özbilgen değildi.. Bizce, o günkü toplantının baş konuğu olan ve alkışlarla karşılanan konuşmasında basını "acımasızca" eleştiren TBMM Başkanı Akbulut, bir zamanlar kendisini fıkralara kahraman yapıp, kılıktan kılığa sokan gazetecilerin yüzüne o acı sözleri ederken, muhtemeldir ki daha da derin bir keyif almıştır.