Okumayı nedense pek sevmeyen insanımıza, gazete satabilmek için yapılan mücadele epey eskiye dayanır. Gerçekten, okuma yazma oranına ve toplam nüfusa oranlandığında, gazete okuyan sayısı hiç bu kadar düşmemişti. "Hadi halkımıza okumayı sevdirelim" diyerek başlatılan ilk kampanyalarda bile, gazete başına düşen kişi sayısı (kişi başına düşen gazete tek yapraktan bile az olunca oranı mecburen böyle çevirdik) daha anlamlıydı. Her neyse. Gazetelerin arada bir verdikleri, kitap, ilave gibi şeyleri saymazsak, okumayı özendirme konusunda yapılan en ciddi girişim fotoroman yayınlarıydı. Yetmişli yılların başında -ki henüz Türk insanı televizyonla tanışmamıştı- korkunç bir fotoroman salgınıdır başladı. Özellikle İtalyan yapımı ve çoğu da ucuz İtalyan filimlerinin birbirini takip eden ve hikayeyi anlatan tanıtım fotoğraflarının biraraya getirilmesi ile oluşturulan fotoroman kitapçıkları peynir ekmek gibi satılmaya başlayınca, gazeteler de işin farkına vardılar.
İlk çılgınlık Önce, kimi Türk filmlerinin tanıtım fotoğrafları acilen fotoromanlaştırılırken, arkasından da, aralarında bazı ünlü sinema yönetmenlerinin de olduğu bazı müteşebbisler seri fotoroman üretimine başladılar. Ve olay haftalık kitapçık ve dergilerden gazete sayfalarına taşındı. Bazı gazeteler iki ya da üç fotoroman birden yayınlamaya başladılar. Henüz televizyona ve tabiatıyla, sürükleyici Brezilya dizilerine alışmamış, özellikle kadın okuyucular, merakla bu fotoromanları takip ediyor ve ertesi günü iple çekiyorlardı. Bu yeni kavram kendisiyle birlikte, oldukça geniş bir de fotoroman sanayii doğurmuştu. Gazeteler bu arada fotoroman yıldızları bulabilmek için yarışmalar da düzenliyorlardı. Bu gün kariyerinin doruklarına çıkmış kimi aktris ve aktörlerimizin bazıları işte o dönemin fotoroman kral ve kraliçeleridir. Kampanyalar, gerçekten etkili olmuş, okumayı sevmeyen insanımız, bu bol fotoğraflı ve ilginç hikayeli fotoromanları okuyacağız diye, gazete tirajlarını 4 milyonlara çıkartmışlardı. (bu gün hâlâ 3 milyon civarında gazete satıldığı gözönüne alınınca..) Bu fotoğraflı dizilerin yanı sıra, daha doğrusu aynı zaman diliminde Haldun Simavi''nin Günaydın gazetesi de "az yazı, büyük fotoğraf, ilgi çekici başlık" formülü ile farklı bir bulvar gazeteciliği başlatıyordu. Habercilikteki titizliği ile tanınan Hürriyet ekolü bile bir süre sonra bu yeni gazeteciliğin etkisinden kendisini kurtaramayacaktı. Gazete satışını artırmak için mal, mülk (o dönemler en ilgi çekenler ev, apartman ve araba idi ve henüz çanak-çömleğe sıra gelmemişti) dağıtımında ölçülerin kaçması ise, Kıbrıslı ünlü işadamı Asil Nadir''in Türk medya dünyasına girmesini beklemişti. Servetini İngiltere''de ve İngiliz lirası ile yapan Nadir, satın aldığı gazetesinin promosyon hesaplarını da sterlinle yapmaya kalkınca, ayar gerçekten bozuldu. (Asil Nadir Günaydın''da yaptığı kampanyalardan birinde bir kişiye on araba birden vererek eşyanın tabiatına da meydan okumuştu. Sahi o dönemde gazeteden on araba birden kazananlar ne yaptı!) Hadi, promosyonun tarihi gelişimini anlatarak lafı uzatmayalım ve şu başlığımıza koyduğumuz " Fotoroman habercilik " meselesine gelelim. Peki ya habercilik Uzunca bir hazırlık döneminden sonra, piyasaya çok farklı yapıda bir gazete ile çıkan Uzanlar, artçı şoklarla yeni model ve kavramları da Türk basınına monte etmeye başladılar. Monte etmeye diyoruz, zira bu yeni değişik gazetenin, kimi formları, kısa bir yadırgama sürecinden sonra taklit edilmeye, yerleşik hale getirilmeye başlandı. Büyük boy tabloid formları ile doğan gazetenin, (yerli yersiz, gerekli gereksiz) büyük fotoğraf, büyük hurufat anlayışı, hemen tüm gazeteleri belli oranlarda etkiledi. İşte Star gazetesi, son dönemde yeni bir formu daha hayatımıza soktu. Aslında form eski de, kullanım alanı yeni. Bir dönemler, aşk ve macera öykülerini anlatan fotoromanlara uygulanan form, artık güncel haberlerin sunuluşunda kullanılmaya başlandı. Yani bir nevi " Fotoroman haber" anlayışı getirildi. Gazete, özelliği nedeniyle, en ciddi haberden, en magazinine kadar bu yeni yöntemi uygulamaya başladı. Bir başka yenilik de "Bu haber TV''de yok" sloganı. Güzel, taklit edilir netekim Son iki değişiklik de, tahmin edileceği gibi, en ciddi (ciddi gazetelerimiz alınmasın) gazeteler tarafından da kullanılmaya başladı netekim. Bu yeni formun, okumayı pek sevmediği ileri sürülen insanımızı, uzun haber metinlerini okuma sıkıntısından kurtaracağı kesin de, satışları artırıp artırmayacağı (fotoromanlarda olduğu gibi) henüz meçhul. Ama, şekilde başlayan erozyonun, ya da şekli kurtarmak adına habere yapılan müdahalelerin sonu nereye varır o da ayrı mesele. Aaaa... Bak UFO var.. Hadi bir de örnek verelim oldu olacak. Konu, bir maç esnasında gökyüzünde görülen meçhul ışıklar. Haber, yaklaşık yarım sayfalık bir fotoğraf ve üzerine iliştirilen "konuşma balonları"ndan oluşmuş. Başlık " Maçta UFO paniği". Fotoğraf Denizli Atatürk Stadyumu''ndaki bir tribünü gösteriyor. Fotoğrafın üzerine yerleştirilen spot başlıklar, daha doğrusu konuşma balonlarının içinde, tevatüren seyircilerin ağzından haberi anlatan ifadeler ise şöyle: "Uzaylılar geldi, UFO''lara baksana... Ne kadar hızlı hareket ediyor... Şu büyük olanı liderleri herhalde... Üç tanesi daire şeklinde... Bak bir tane daha geldi. Bak şu mavi ışık saçıyor... Maç ne oldu bilen var mı... Beyler, bizim horoza uzaydan destek geldi... Böyle şey görmedim... Maçtan korsan görüntü alacaklar... Bunlar yakında dünyayı da istila eder... Ben sekiz tane saydım... Uğur getirecek... Samsunspor''u kesin yeneriz... Bir tokat atsana. Bu gerçek mi..." Evet, Denizli Stadı''nda oynanan maç sırasında gökte meçhul ışıkların görülmesi ile ilgili fotoroman haber böyle. Aslına bakılırsa, yetişkinlere okuma yazma öğretirken "Ali topu at. Baba bana at al"dan daha gerçekçi bu konuşma balonları. Ne dersiniz...
Cemiyet
binası sağlam Bir haber de meslektaşlarımızın dikkatine. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti''nin Cağaloğlu''ndaki merkez binasının depreme dayanıklı ve sağlam olduğu anlaşıldı. Uluslararası deprem patentine sahip, araştırmacı bir inşaat mühendisine incelettirilen bina ile ilgili rapor, cemiyet yönetimine sunuldu. Deprem sonrası, cemiyete artık daha az uğramaya başladıklarından şikayet edilen bazı meslektaşlarımıza duyururuz.
Sular durulmadı M edya dünyasındaki hareketlilik sürüyor. Uzanlar''ın dampingli gazete kampanyaları, bazı sıralamaları alt üst edince olanlar oldu ve iş bir anlamda karakola düştü. Cumhuriyet gazetesini yayımlayan Yenigün şirketi, Rekabet Kurulu''na başvurarak Uzanlar''ı haksız rekabete ve kıyıcı yayına başvurmakla suçladı. Geçtiğimiz Salı günü toplanan Rekabet Kurulu ise, ön incelemeyi bitiremediği için konuyu görüşmeyi önümüzdeki salıya erteledi. Ama asıl ilginç olan, Kurul''un vereceği karardan çok, başlangıçta rekabeti kabul eden ve ona göre tavır alan büyük gazetelerin de Cumhuriyet''e destek çıkmaları. Bakalım, Kurul''un kararı ne yönde olacak ve bakalım bu karar ne değiştirecek? Olayın ilginç bir diğer boyutu ise, 3 milyon dolaylarında seyreden gazete satışlarının, nerede ise yarı yarıya artmış olması. Bu konudan en fazla etkilenenler ise gazete ve mecmua dağıtan şirketler. Birden artan sayı yüzünden, zaman zaman dağıtımda gecikmelerin yaşanması ise işin negatif boyutu.
Ayyıldız fena karıştı Medya dünyasındaki diğer gelişmelere gelince. İlk haber, henüz yayın hayatına gireli on gün olan Namık Kemal Zeybek''in Ayyıldız gazetesinden. Gazetenin kuruluşunda lokomotif görevi gören Ömer Lütfi Mete ve onunla çalışan ekip toptan görevden ayrıldı. Ayrılmaya gerekçe olarak ise, Zeybek''in amca oğlunun ağır baskıları ve yayıncıların işine karışmaktaki ısrarı gösterildi. İdari işlerden sorumlu Atilla Zeybek, bir yayın konusunda yazı işlerine müdahale etmiş. Olaylar eleştiri boyutunu aşınca Ömer Lütfi Mete olaya müdahale etmek zorunda kalmış. Bu sırada patron katından beklediği tavrı göremeyen Mete, işi bırakınca, onunla birlikte 20 kişilik yazı işleri ekibi de istifalarını vermişler. İstifa edenler arasında, Yazıişleri Müdürü Ahmet Aslan ile Hasan Öztürk, Haber Müdürü Baran Duran, Görsel Yönetmen Barbaros Bozkurt ve sayfa editörleri de yer alıyor. "Sonunda yazılı basına döndü" dediğimiz Ahmet Tezcan da arkadaşlarını yalnız bırakmadı tabii. Bu istifalardan sonra gazetenin başına Ergun Kaftancı getirildi.
Kanal E''de temizlik erken başladı Geçtiğimiz ay Doğuş Grubu''na geçen Kanal E''de ise temizlik erken başladı. Kanal yönetiminden birçok kişinin işine son verildi. (Bizim gazetenin haberine göre 108 kişinin işine son verilmiş. Bunların 70''i de teknik kadrodanmış.) Gelen haberlere göre, kimi personelin ise NTV''ye kaydırıldığı anlaşılıyor. Kanalın saat 18.30''a kadar ekonomi ağırlıklı yayın yapacağı, daha sonraki saatlerde ise kültür ağırlıklı programlara ağırlık vereceği belirtiliyor. Dünya Dergi Grubu''nun, Almanya''da 80''in üzerinde sektörel dergi ve gazete ile 300 sektörel kitap yayınlayan Verlagsgruppe Deutscher Fachverlag ile iki yıldır süren işbirliği, sonunda ortaklığa dönüştü. Ortaklık sonucu kurulan 60 milyar lira sermayeli DD yayıncılığın yüzde 52 hissesi Dünya''nın olacak.
Milliyet''te sonbahar temizliği Milliyet gazetesindeki sıkıntılar da bitmedi. Ankara''dan Haber Müdürü Emin Varol ayrıldı. Varol ile birlikte, 1 Eylül tarihi itibari ile Petek Us, Cengiz Kuşçuoğlu, Hakan Oktay ve İdil Tütüncü''nün de işlerine son verildi. İstanbul''da ise Ayşe Düzkan''ın işine, Genel Yayın Müdürü Yalçın Doğan ile takışınca son verildi. İddialara göre Düzkan''ın kaleme aldığı ve "Aldatma" başlığını taşıyan yazı dizisi yüzünden Doğan, pazar ilavesinin yayınını durdurmuş ve basılan nüshaları imha ettirmiş. Ankara bürosundaki ayıklamanın devam edeceği ve yeni bir kadro oluşturulacağı da söyleniyor. Bu söylentiler yüzünden Milliyet çalışanları tedirginlik içinde.
Sabah''ta neler olmuş meğerse.. Sabah gazetesinde künyenin değiştiğini, Zafer Mutlu''nun Genel Yayın Müdürlüğü''nü Ufuk Güldemir''e bıraktığını geçen hafta duyurmuştuk. Duyurmuştuk da, pat diye gerçekleşen bu değişikliğin perde arkasını çözememiştik. Sağolsun bunu da Sabah yazarı Selahaddin Duman açıkladı. Tabii kendi üslubu ile. Bir de hoş yazmış ki: "Efendim, bir eyyamdır eski Genel Yayın Müdürümüzü uzaktan seyrediyorum.. Odasında kendi kendine kaldığı zaman açıyor Sabah gazetesini.. Gözünü bir noktaya dikip uzun uzun bakıyor. Odasından çıkar çıkmaz içeri ben dalıyorum. Sabah gazetesi her daim katlanmış halde masasının üzerinde durmakta.. Ne zaman baksam künyenin bulunduğu sayfa açık. Kendime iş edinip çöp tenekesini karıştırmaya başladım.. Üzerine notlar alıp, çiziktirdiği bazı kağıtları, çöpten bulup çıkardım. Buruş buruş olmuş bu kağıtlarda hep aynı şey vardı.
Mesela bir kağıda "Zafer Mutlu" diye adını yazmış. Altına da "Genel Eşgüdüm Koordinasyonu Başkanı" diye not düşmüş.. Bir başkasına "Zafer Mutlu.. Başkan Yardımcısı ve Olağanüstü Hal Genel Yayın Müdürü" yazmış..
Belli ki genel yayın müdürlüğünden sıtkı sıyrılmış, kendine daha görkemli bir unvan arıyor..
Hani Yaşar Kemal''in Demirciler Çarşısı Cinayeti adlı romanında bir Süleyman Ağa var ya! Aynen onun gibi..
Romanı okuyan bilir.. Süleyman Ağa, soyadı kanunu çıktığında kendine her hafta bir aile ismi beğenir, bir hafta çarşıda o isimle dolaştıktan sonra vazgeçip daha görkemlisini aramaya başlar..
Sonunda "Çelikaslansoypençe" soyadında karar kılar.. Zafer Mutlu''nun halleri de aynen Süleyman Ağa''nın halleriydi işte! Notlardan çıkardığım unvanlar böyle bir gidişatı alenen gösteriyordu..
"Murahhas Üye ve Oşinografik Yayınlar Daire Başkanı.."
"Kurucu Üye, Başkan Yardımcısı, Yayınlardan Sorumlu Devlet Genel Müdürü.."
"Sabah Grubu Uzay Çalışmaları Daire Başkanı ve Naklen Yayın Koordinatörü.."
Ne hikmetse kendine seçtiği unvanların tamamı ağzı dolduran cinsten, derin soluklanıp iki kere yutkunmadan telaffuz edilemeyecek kadar ağır unvanlar..
Kuş kanadından hile sezen bir tabiata sahip olduğumuzdan, bu çalışmaları görür görmez gazetede bir şeylerin değişeceğini anladım..
Ama arkadaşları uyarmakta geç kaldım.. Dünya durdukça adı şeker kağıtlarındaki manilere geçesi eski Genel Yayın Müdürümüz Zafer Mutlu nihayet kendine yakışan bir unvan üzerinde karar kıldı, ardından hemen bir operasyon yapıp Ufuk Güldemir''i gazetemize getirdi..
Getirmekle de kalmayıp Ufuk Güldemir''i Genel Yayın Müdürü yaptı..
Üç kat samur kürk giydirip, hilatlar, ayrıca üç tuğ verdi.. Beline murahhas sorguçlu bir kılıcı eliyle bağladıktan, odası önünde üç gün üç gece davul çaldırdıktan sonra yazı işlerinin başına dikti..." Sabah''taki operasyonun perde arkası, Sabah yazarı Duman''a göre işte böyle gerçekleşmiş. Biz de size aktardık...
Haftanın İncisi >>> Reha Işıkara Haber ve espri Sabah Gazetesi''nden... Haberin özü ise; deprem sonrası Tayvan''daki CHA muhabiri ile ana haber bülteninde canlı bağlantı kuran Reha Muhtar''ın Tayvanlılara mesajı. Muhtar "Artçılardan korkmayın, bizde çok oldu, bir şey olmuyor. Bana güvenin, panik olmayın, sokaklara fırlamayın" diye Tayvan halkını teskin etmiş de...

