Bakın şu Orhan Abimizin başına gelenlere. Yılların deneyimli gazetecisi, bir kitap yazdı, neredeyse hayatı karardı. Ya da daha anlamlı bir ifade ile Dimyata pirince giderken eldeki bulgur da zebil oldu. Başkentin eskilerinden Orhan Tokatlı, yılların anılarını bir kitapta topladı ve haliyle biraz da reklamı olsun diye dostlarından yardım bekledi. Hürriyetçiler de, kitapta, daha doğrusu sadece kitabın önsözünde yer alan bir bölümü, sansasyonel bir şekilde haberleştirince işler karıştı.
Tokatlı, merhum Özal''a suikast olayı ile ilgili olarak, bir sohbet sırasında, Mehmet Altınsoy tarafından nakledilen bir iddiayı, mümkündür ki doğrulatamadığı ya da üzerinde araştırma yapmadığı için, sadece bir iddia olarak kitabının girişine almakta bir sakınca görmemiş. Ama iddia o kadar ilginç ki, kitabı tanıtmak için haber hazırlayan Hürriyet editoryası, bu ilginç unsuru otomatikman öne çıkarmış ve biraz da abartılı bir yerleştirme ile kamuoyuna duyuruvermişti. Tabii ondan sonra da işler bir karıştı, pir karıştı. Herkes meşrebine göre iddiaya bir yorum getirirken, kimileri de olayı merhum Cumhurbaşkanına bir saygısızlık diye görüp, bayağı burkuldular. İddia içinde adı geçenler birer birer iddiaları yalanlarken, ipiyle kuyuya inen Tokatlı''yı daha zor duruma düşürmek istemeyen ravi Altınsoy "Ben öyle dedim de, demedim de..." diyerek işleri daha da karıştırdı. Konu ile ilgili gelişmeleri sizler de yakından takip ettiniz mutlaka. İddianın doğru olmadığı belgelerle kanıtlandı. Ama burada asıl ilginç olan, medyadaki taraflaşma idi. Bir kısım arkadaşımız, ki sonra bunlara ANAP lideri Yılmaz da lojistik destek verdi, doğrulatılamayan bir iddianın haber olarak kullanılmasını eleştirdiler. Buna karşılık, bir diğer taraf ise "Madem böyle bir iddia var, bu bizatihi haberdir. Bunun için araştıracak ne var? Biz böyle bir iddia var diye haber verdik" dediler. Ama bu arada olan Orhan Tokatlı''ya oldu. Tabir biraz kaba ama, kitap çıkmadan battal oldu. Hatta, bazı köşe yazarları "Aşkolsun Orhan abi. Bizi aldattın. Kitabına yanlış yazdın. Artık onu okumayız" bile dediler. Peki kim haklı derseniz, bizi de taraf olmaya zorlarsınız. Oysa olup olacağı sadece bir panorama çiziyoruz neticede. Ama, her gün yüzlerce iddianın iddia diye haber olduğu bir ortamda merhumla ilgili bir iddianın böylesi tartışmalara yol açması, böylesi burukluklara neden olması, onu hâlâ ne kadar sevdiğimizin bir başka kanıtı anlaşılan. Yine de Tokatlı''nın kitabının okunacağını tahmin ediyoruz. Bu arada, medyanın tartıştığı bir başka konu daha vardı geçen hafta. Bu da Basın Kartı Komisyonu''nun, başları örtülü diye üç basın mensubuna kart vermek istememesi. Konu aynı sıcaklıkta olmasa da medyada oldukça ilgi çekti. Özellikle Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin''in, bu konudaki bayraktarlığı, kimi kesimlerce övgüyle karşılanıken, kimi çevrelerde ise, en azından meslek etiği açısından kaygı ile karşılandı. Konuyu zaten gazetelerden takip ettiğiniz için bu konuda da ukalalık etmek niyetimiz yok. Ama farklı tepkilerin çarpıştığı bir arenada arkadaşımız Mehmet Y.Yılmaz''ın konu ile ilgili sözlerinin, en azından mesleğimiz ve meslek etiği açısından önemli olduğuna katılıyorum. Şöyle yazdı Yılmaz: "Mesleğimizin gelenekleri gazetecinin siyasi bir görüşe sahip olma, bu görüşü savunma hakkını tanıyor. Nitekim gazete yazarları arasında, siyasi parti genel başkanları bile var. Ama kimsenin aklına ''siyasi tavrınız var'' gerekçesi ile ellerinden basın kartlarını almak gelmiyor. Ama iş bu siyasi görüşü türbanla ifade etmeye gelince cadı kazanları kaynatılıyor ve gazetecinin gazeteciliği tanınmıyor. Gazetecinin çalıştığı kurum ve kendi vicdanı dışında kimsenin karışmaya hakkının olmadığı bir alana tecavüz ediliyor. Bunun demokratik ve ahlaki bir karar olduğunu söyleyebilir misiniz?" Evet Yılmaz''ın yazısı böyle. Siz ne dersiniz?.
Basın cezaları affedilecek mi?..... Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, gazeteci ve yazarların "Basın ve yayın yoluyla işlenmiş suçlardan" dolayı aldıkları cezaların ertelenmesi ve bu yoldaki davaların durdurulmasına yarayacak bir yasa çıkarılması için Adalet Bakanlığı''na başvurdu. Bu konuda bir de taslak hazırlandı ve Adalet Bakanı Türk''e ulaştırıldı. Taslakta "Basın ve yayın veya radyo, film, televizyon araçlarıyla yapılan yayınlardan dolayı dava konusu yazı ve haberleri yazan, resim veya karikatür yapan, yazar, muhabir, yayımcı, ressam, karikatüristler ile bu tanıma girmeyen yayınlarda yayıncı veya yazar sıfatı ile mahkûm edilenlerin cezalarının 3 yıl süre ile ertelenmesi.." öngörülüyor
CNN-Türk üzerine... Dünyaca ünlü CNN televizyonunun, Doğan Grubu''nun ortaklığıyla önümüzdeki eylül ayında yayına başlatacağı CNN-Türk televizyonu için geri sayım başladı. Bir yandan kadrolar Amerikalılarca eğitilirken, bir yandan da güçlü bir haber ağı oluşturma çabaları yoğunlaştırıldı. Ve her yeni oluşumda yaşanan kimi aksilikler ve sorunlar CNN-Türkçüleri de uğraştırıyor. Sadece vericiler için 6 milyon dolar yatırım yapıldığı ve Ankara Bürosu için 180 bin dolar harcandığı gözönüne alınınca oldukça masraflı bu süreçte sıkıntılar da yaşanmaması imkansızdı. Kırmızı meşin, maaş peşin İlk sıkıntı sinyali bazı çalışanlardan geldi. Öncelikli şikayetler, medyada teamül haline gelen peşin maaş uygulamasına, yöneticilerin pek sıcak bakmamalarından kaynaklanmış. Maaşlarını peşin almaya alışan çalışanlar, uygulamadan pek de mutlu olmamışlar. Söylentiye göre de epey gürültü çıkarmışlar. Çalışanları rahatsız eden ikinci husus ise budanan yıllık izinlerle, bordrolarla pek çakışmadığı ileri sürülen ücret skalalarıymış. Bir de maaşlara yedirilen ikramiyelerin sorun yapıldığı ileri sürülüyor. Peki bunlardan bizim nasıl haberimiz oluyor derseniz, bir grup çalışan, haksızlığa uğradıklarına inandıkları için, bu bilgileri çeşitli kanallarla medyaya iletiyorlar. Aslında, işte bu bir grup çalışanın iddiaları arasında çok daha suçlayıcı cümleler de var. Haksızlığa uğrayanların sayısı az da olsa, CNN-Türk''te, daha yayına başlamadan yaşanan bu sıkıntılar umarız kısa sürede atlatılır.
Ahlakı Amerikalı öğretecek Yeni haber kanalı ile ilgili beklentilerden biri de "meslek etiği" ile ilgili. Biliyorsunuz, yansız haberciliği (böyle diyoruz ama CNN''in ne kadar yansız ve objektif olduğuna gerek körfez savaşı günlerinde, gerekse daha sonra Öcalan olayı ve güneydoğu sorunlarımızın veriliş ve yorumlanışı ile pek bir yakından tanık olduk) ilke edinen CNN''ciler, aynı hassasiyeti CNN-Türk için de gösterecekler. Gerçi biz de millet olarak oldukça hassas sayılırız ama, meslek etiği konusunda, medya olarak biraz daha gevşek davrandığımız kesin. Televizyon kanallarımızın haberciliği de belli. Herhangi bir ölçü ve sınır olmadan Ciguli''nin bile ilk haber olduğu bir iklimin CNN''cileri şoke edeceği bilindiğinden, yeni kanal, bize göre yeni bir yayın anlayışını benimsemek zorunda.
Hadi daha açık konuşalım. Yeni kanal, eğer piyasaya uyar da, diğerleri gibi düttürü haberler verirse "CNN''ciler o saat anlaşmayı fesheder" deniliyor ve bu sebepten iş baştan sıkı tutuluyormuş. Hatta, Doğan Grubu''nun medya organları için oluşturdukları "Konsey"i de bu konuya bağlayanlar, henüz konseyin nimetini görmemekle birlikte, medyamızın geleceği açısından iyimserler. Yani CNN-Türk, bir anlamda bugüne kadar istenilip de yapılamayan etik reformu için ateşleyici güç görevini üstlenecekmiş. Ya da, ülkemizdeki ömrü kısa olacakmış. Bizim umudumuz ise "Yaptığımız işin ahlakını elin Amerikalısından mı öğreneceğiz" demeden böyle bir fırsatı kullanacağımız yönünde. Sonrası CNN''i hakikaten Türkleştirip, tarafsızlaştırıp ve yansızlaştırmada.. Neden olmasın... Dünya''dan dünyaya Bu arada CNN ile ilgili bir ufak not daha. Etkin kanal teleteks servisinde Dünya Gazetesi''nden haberleri kullanacak. CNN teleteks servisine yönelik haber işbirliği anlaşması Londra''da imzalandı. Anlaşmaya göre Dünya Gazetesinde yayınlanan başlıca haberlerin özetleri İngilizce olarak CNN''in teleteks yayınlarında yer alacak. Böylece dünyadaki milyonlarca teleteks izleyicisi Türkiye ile ilgili haberleri okuyabilecek. Gerçekten heyecan verici bir anlaşma... Dünya''nın internetteki yayınında yer alan İngilizce haberleri geçtiğimiz ay Herald Tribün tarafından da "güvenilir kaynak" olarak tavsiye edilmişti.
Programcı sıkıntıya gelmez... Enerji ve çimentodan sonra medya dünyasına öyle bir girdiler ki, televizyonları, naklen maç yayınları, bilişim faaliyetleri, gazeteleri ile Uzanlar''dan bahsetmeden panorama da çizilmiyor. Diğer sektörlere kulağımız pek delik olmasa da, medya ile ilgili konular, biz istemesek de önümüze geliyor. Reklamın kötüsü olmaz derler de, dedikodunun iyisi olur mu bilinmez ama, çevrede öylesine bol fısıltı var ki, çoğuna kulak tıkayap geçiyor ve sadece, şüyu bulan, ya da açıklananları sizlere ulaştırmaya çalışıyoruz. Geçtiğimiz hafta, Kemal Kınacı''nın da Star''la bağlarını koparmasına yol açan bazı sıkıntılı iddiaları aktarmıştık. Bu haftanın konusu ise, İnterstar Televizyonunda yayınlanan Paparazzi Programının yapımcıları Barbaros Yüksel ile Bilal Özcan''ın istifaları ile ilgili. İddiaya göre iki yapımcı, bazı engellemeler nedeniyle ayrılık noktasına gelmişler ve bu engeller de Star Haber Koordinatörü Deniz Arman''dan geliyormuş.
Paparazziye nazar değdi Bizim Gazete''nin yazdığına göre Bilal Özcan diyesi ki: "Program 1994 yılında yayına başladığında ismini Sayın Uzan koydu. Konseptini de biz oluşturduk.. Sayın Uzan o dönemde var olan magazin programları formatında bir şeyler istiyordu. Biz farklı şeyler yapmak istedik. Dünya magazinini Türkiye''ye taşıdık. Sonunda bunu patrona da beğendirdik. Haber Genel Koordinatörlüğüne bağlanana kadar da epey keyifle çalıştık. Ama bundan sonra keyfimiz kaçtı, bağımsızlığımızı kaybettik ve istifa ettik." Yani göründüğü kadarı ile zapturapta alınınca programcılar rahatsız olmuşlar ve istifayı basmışlar. Zaten Haber Genel Koordinatörü Arman da "Vallahi hiç bir engelleme yapmadık" diyor.
BTV Jet-Pa''nın mı? Doğan Medya Grubu''nun şimşeklerini üzerine çeken Jet-Pa, nihayet bir TV kanalına kavuştu gibi. Gelen haberlere bakılırsa, Akgündüz merkezi Ankara''da bulunan BTV''yi satın almış. Tarafların uzunca bir süredir görüşmeleri sürdürdükleri, satışın bu hafta sonu ilan edilebileceği konuşuluyor. Bu arada Jet-Pa dışında iki ayrı grubun daha televizyonu satın almak için devrede olduğu, ama ipi Jet-Pa''nın göğüslediği belirtiliyor. Doğan Medya Center''den Hürriyet binasına taşınan Finansal Forum gazetesini yenileme çalışmaları akamete uğradı. Tam sayfa sayısı artacak, yeniden daha güçlü yayınlanacak derken, gazetenin tüm üst yönetimi değiştirildi.
NTV''den dergi NTV şimdi de yazılı basında yer almaya hazırlanıyor. Televizyonda yapılan programların birarada bulunacağı haftalık bir dergi çıkarılacak. Derginin bir prova baskısı hazırlanıp, reklam ajanslarına gönderilmiş bile.

